Numan Bey/30 MART YEREL SEÇİMLERİNİN ANARŞİSTLERE ETTİĞİNE BAKIN HELE! ve O. Gürsel’den Numan Bey’e kısa bir cevap

Şahit olduğumuz seçim bir yerel seçimin ötesinde bir şeydi. Türkiye’de bulunan siyasal hareketler ve siyasal duruşların yerlerinden olduğu ve kimin nerede konuşlandığının belli olmadığı bir süreç yaşadık. Yerini kaybeden siyasal hareketlerin özellikle kendini solda tanımlayanlardan çıkmış olması manidar değil midir?

Anarşistler ve anarşizm açısından seçim kabul edilir bir şey değildir. Kabul edilir bir şey olmaması anarşizmin egoizmle alakalı bir saikinden dolayıdır. Burada egoizme dair bir tartışma yürütme niyetinde değilim. Ama toplumsal devrimci, sınıf savaşını savunan anarko-sendikalist anarşist oluşumlar için dahi egoizm (bireycilik değil. Bunun ayırdında olunması önemlidir!) anarşizm için olmazsa olmaz prensiplerdendir. Bu prensip kişinin erkini bir başkasına devretmemesini önerir ve kişinin kendine ait olan bu erkiyle birey olduğunu savlar.

Anarşizmin temsil, seçimler, seçmen olmak gibi kavramlara ve bu kavramların vücut buldukları hallere yakın durmamaları ve reddetmeleri sadece “parlamento’nun egemenlerin ahırı” olduğu ve oranın bir “propaganda kürsüsü olarak kullanılması” gibi bir tanımlamayla retlerini ifade eden geçmiş lenilist ve Marksist solcu sloganlarla alakası hiç yoktur. Bunun ardında başka felsefi duruşlar ve daha derin bir kozmoloji yatar.

Solculuktan yeterince tatmin olmamış ve fakat solcuk hastalıklarından halen kendilerini azade kılmamış “anarşistler” daha önceki seçimlerden farklı olarak “özgürlükçü kürt ulusal hareketi”ne destek, “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”na saygı gibi solcu ve hatta burjuva sloganların ardına sığınma gereğini duymadan kimileri açık, kimileri saklı şekillerde seçim oyununa katıldılar. Bu duruma ilişkin anarşistler ve kendini anarşist görenler arasındaki tartışmalar halen hafızalardadır[1]

30 Mart seçimlerinden iki ay öncesinden başlayarak facebook üzerinden “Anarşistler HDP’yi Destekliyor” başlıklı bir bildiri ve görsel dahi paylaştılar. Bunların kimler olduğunu araştırma çabalarımız sonuç vermedi ve mesele kapandı. Fakat seçim akşamı özellikle Ankara’da “acayip iyi” anarşistlerin sandık başında sabaha kadar CHP lehine (Yani eski MHP’li ve halen de MHP’li olan Mansur Yavaş adına) savaştığına şahit olduk.

Yapılan şey bir yaşam alanını faşistlere ve iktidara ve muktedirlere karşı savunmak değil bizzat sistemin meşruiyeti için en önemli saiklerden biri olan seçimleri kabul edilebilir kılmaktır. Bunun ötesinde reel politik içinde kendini ve kim olduğunu unutmaktır.

Buna ek olarak Türkiye özelinde CHP ve MHP için çalışmak tamamen batağa batmaktır. İktidar olana karşı elde gelen her türlü aracı kullanarak ahlak ve siyasal tutarlılık dahi gözetmeden ne idüğü belirsiz ittifaklar içerisinden yer almak Anarşistlerin ya da anti-otoriterlerin yapacağı şey değildir.

Bu duruşun ardında yıllarca PDA, Aydınlık, TİİKP ve TİP gibi Doğu Perinçek gibi bir faşistle simgeleşmiş, Türkiye solunun tarihinde her zaman şaibeli bir şekilde yer almış olan örgütten gelip, on yıldır Anarşizm satan; bir süre önce Ergenekon davalarındaki tavrıyla ve bugün özellikle seçimlere dair ittifak politikası anlayışıyla halen aynı kişi olduğunu ispatlayan Gün Zileli adıyla yazmakta olan şahsın etkisinin olması kuvvetle muhtemeldir.

Kim olursa olsun AKP’ye ders verelim gibi iktidar eden güçler arasında konum belirleme ve bir çeşit iktidar oyununa ortak olma önerisi bir politik taktik olabilir ama anarşizmle ve anarşizmin politik konumlanmasıyla alakalı olamaz. Bu tavrın ve taktiğin geçerli olduğu yer ehven-i şer’i kabullenmeye denk düşer ve kendi gündemin ve politik duruşunla var olmamayı önceler. Reel politik arenada at koşturmanın tehlikelerinden bi-haber iktidar oyununda yer alma isteğinde olan kimse kendini Anarşizmle konumlandırmamalıdır. Anarşistler kendilerini apolitika kavramını politika kavramına karşı konumlarken, politikanın bir iktidar mücadelesi ve yönetmeye yönelik durum olduğunu biliyorlardı. Ve politik felsefede politika kavramının karşılığı da budur. Ayrıca reel politikaya bulaşınca Anarşizmin üç sacayağını oluşturan kişiliklerin (Bakunin, Kropotkin ve hatta Proudhon) reel politiğin batağına batmış oldukları herkesin malumudur.

Hem dönem hem de enformasyon çağı itibarıyla 19. Yüzyıldan farklı bir evrenden yaşıyor olsak da Anarşizm adına seçimlerde oy kullanın diyecek basiretsizliği bu kadar rahat gösteren kimse olmamıştı. Şahsen Gün Zileli’yi hiçbir zaman Anarşizm içerisinden telakki etmemiş olsam da ona dair bir Anarşist diyen insanlara artık yeter demek durumundayım. Bu vaka bana birinci dünya savaşı sonrası İtalyan anarşistlerinin önemli figürlerinin Faşist Parti’ye katılmaları sürecini hatırlatmaktadır.

Gün Zileli zihniyeti “Düşmanımın düşmanı dostumdur” deyimi etrafında ifade edilecek reel politik söylem üzerine oturur ve dünyayı ve olayları ikilemler mantığının ötesinde kavrayacak basirete sahip değildir. Ondan dolayıdır ki “ya ordasın, ya burdasın” zihniyeti hakikati kavramalarının önünde her zaman engel olmaktadır (gerçekten de o kadar saf biri olduğunu düşünmüyorum. Gün Zileli’nin geçmişine dair yazdıklarındaki samimiyetsizliğini eski arkadaşları ifade ederlerse belki daha iyi olur ve bu onu daha da açık kılar).

X X X

Gelelim reel politik analizler ve reel politiğin durumuna:

Her seçim öncesi olması muhtemel olaylar sansasyonel nitelikte olaylar oluyor. İktidara oynayan güçler arasındaki mücadeleler çekincesiz şekilde ahlak sınırlarını zorlamaktan öte suikastlara kadar varan tehdit, göz korkutma ve karalama kampanyalarını da kapsıyordu. Özellikle bu seçimde iktidarın “Paralel devlet” adını verdiği ve hakikaten devletin içinde devlet gibi davranan bir başka iradenin dinlemeler, kayıtlar ve bunları Youtube ve Twitter gibi sosyal medya araçları vasıtasıyla açığa vurması reel politik alanın renklenmesine ve bir film izler gibi insanların bu aygıtları takip etmesine neden oldu. İktidar içindeki bu yarılma bir çıkar savaşı ve birilerinin ayrıcalıklı konumlarını kaybetmeleri ve diğerlerinin de iktidarı tamamıyla ellerine geçirmeleri sonucunu doğuracaktı.

Bu arada belirtmekte özellikle yarar var: “Paralel devlet” ya da Fetullah Gülen hareketi denen grubun ardında neo-konservatiferin olduğu aşikar bir gerçekti. ”Paralel devlet”le iktidar arasında zuhur eden bu savaş sadece paralel devlet eliyle yürümedi. Bu mücadele henüz açığa çıkmadan aylar önce özellikle The Economist, The Wall Street Jurnal, New York Times vasıtasıyla özellikle Türkiye hükümetine yönelik yazılan politik analiz yazıları ve Türkiye ekonomisine dair yazılan yazılar, yalan ve manipülasyon silahının kullanılmaya başlandığının işaretini veriyordu. Rüsvet ve yolsuzluk operasyonu adı altında yapılan soruşturmanın Türkiye’nin ABD’nin başını çektiği İran’a ambargoyu kırdığı alandaki zinciri kırmaya yönelikti. ABD Büyükelçisi Riccardone’nin “İmparatorluğun çöküşünü izliyorsunuz” cümlesi – daha sonra bunu söylemediğini ifade etse de –sürecin nerelerden buraya geldiğinin ve kimlerle ilişkisi olduğunun işaretini verir. Bunun bir diğer işareti ise bu operasyondan sonra Amerikan Hazine Bakanlığı Terör ve Mali İstihbarattan Sorumlu Müsteşarı David Cohen’in Almanya, İngiltere, Türkiye ve İsrail’i kapsayan bir görüşme turuna çıkması ve aynı günlerde Türkiye’ye gelmiş olması gösterilebilir.

Öyle ya da böyle AKP iktidarının uluslararası bazı güçler tarafından pek hazzedilen bir hükümet olmadığı aşikar ve fakat halen iktidarda ve arkasındaki seçimler dolayısıyla görülen halk desteği bu iktidarın daha uzun bir süre devam edeceğinin de işareti aslında. Bunun yanında AKP gibi reel politiğe hakim olacak ve ona alternatif olacak bir başka siyasal parti de görülmüyor.

BDP ve ölü doğan bir proje olan HDP ise bu süreçte çözüm sürecine zarar vermemek adına AKP’nin yanında ve yöresinde yer aldı. Bunun uluslararası bir operasyon olduğunu kimi yetkilileri dahi ifade etti. Ve hatta KCK operasyonlarının gerekçesini unutarak devlet içinde devlet kabul edilemez dahi dendi. Başka bir zaman olsa muhalefet olarak zuhur eden bu güruha elinden meşalelerle gideceklerinden hiç şüphem yok.

Velhasıl-ı kelam: reel politik karmaşık duruşu ve iktidar mücadeleleriyle böyle zuhur ediyorken mağdur ve muktedir birbirine karışmışken bu meseleler üzerine düşünüp yazan kimi arkadaşlar ise bir başka uca savrulmak durumuyla karşı karşıya kaldılar. Bu davranış şekli tıpkı Gün Zileli ve benzeri güruhun aldığı tavrın aksi sedası gibi bir tavırdır. İkilemler mantığı buradan tekrar devreye girmekte, ehven-i şer’in en iyi olarak adlandırıldığı zaviyelere tırmanmakta.

Kişi öyle noktalardan reel politiğe angaje olabilir ki politik muhalefet dediği CHP’ye “seçimi nasıl alabilirsin?” önerileri dahi yapacak aşamaya gelebilir. Fakat süreç onu AKP’ye karşı yapılmış olan operasyonun adaletsizliğine itiraz etmeden AKP’yi destekleyen biri noktasına taşır. Yazılarında “hepimiz” kelimesiyle Devletin varlığını ve iktidarın meşruiyetini haklı kılan bir dil kullanma noktasına varır. Bunun ötesinden İktidar ve Devlet kavramlarından ve onların varlıklarından hiçbir rahatsızlık görmeden destek vermeye başlamasıyla kanımca politik bir intihar girişimine [2]imza atar. İktidar güzellemesine giden yolda bu duruşu açık kılan bir çeşit işaret fişeği de yok değildi.

İfrat-tefrite kaçmanın çeşitli örneklerini gördük. Ama görünen o ki; yeni örnekler zihnimizi işgal etmeye devam edecek ve hafızalarımızda yer tutacaklar.

[1] Reel politiğin cazibesi demekten kendimi alamayacağım seçim, parti ve gündeme müdahale bahaneleri ardında politik tatminsizliğin ve mücadele etmekteki basiretsizliğin olduğunu söylemek abartılı bir yaklaşım olmaz. Türkiye Anarşizminin ilk yıllarında reel politik denen alan cazibesini “Anarşist Parti kurmak” olarak somutlarken, bir önceki seçimlerde “Anarşistler Blok adaylarına oy vermelidir” şeklinde açık kıldı. Bu seçimlerde ise anarşist ya da başka radikal unsurlar ne olursa olsun ama AKP iktidarı gitsin duygusu ve söylemiyle yıllardır F tipi örgütlenme dedikleri Fetullah Gülen hareketiyle işbirliğine girmeyi bile başardılar.

[2] Türkiye’de Anarşizmin tarihinde bu tarz intihar girişimleri çeşitli şekillerde zuhur etti. İlki herkesin bildiği gibi Reha Çamuroğlu’dur. Reha Çamuroğlu bildiğimiz kadarıyla reel politiğin cazibesiyle Anarşist bir parti ya da parti olmayan bir parti kurma çabasına girişmişti. Ardından süreç onu faşistlerle ve katillerle aynı partiden politika yapmaya ve dinsel kimlikler adına politikaya bulaşmaya ve AKP’den milletvekili olmaya kadar götürdü.

 

***

 

O. Gürsel’in Kısa Cevabı 

“30 Mart Yerel Seçimlerinin Anarşistlere Ettiğine Bakın Hele!”
Aşağıda eleştirilen yazının yine aynı başlık altında olmasında hiç sakınca yok! (Nisan 30, 2014 itaatsizdergi’den alındı.)
***
“… Anarşistler ve anarşizm açısından seçim kabul edilir bir şey değildir…. egoizm (bireycilik değil. Bunun ayırdında olunması önemlidir!) anarşizm için olmazsa olmaz prensiplerdendir. Bu prensip kişinin erkini bir başkasına devretmemesini önerir ve kişinin kendine ait olan bu erkiyle birey olduğunu savlar… Anarşizmin temsil, seçimler, seçmen olmak gibi kavramlara ve bu kavramların vücut buldukları hallere yakın durmamaları ve reddetmeleri … ardında başka felsefi duruşlar ve daha derin bir kozmoloji yatar… Yapılan şey bir yaşam alanını faşistlere ve iktidara ve muktedirlere karşı savunmak değil bizzat sistemin meşruiyeti için en önemli saiklerden biri olan seçimleri kabul edilebilir kılmaktır. Bunun ötesinde reel politik içinde kendini ve kim olduğunu unutmaktır.”
“Kişi erkini” ortadan kaldırmaya, kişilerin ve grupların siyasi, dinsel, kişisel inanç ve iradelerini yozlaştırmaya, boyun eğdirmeye ait sistemli bir baskı, kuşatma uygulamakta olan bir “yoğunlaşmış” iktidara “hayır” denilmesini savunmamak, hangi “dinsel” bir anarşist felsefeye aittir? Bu “seçim” gerçekte siyasal bir seçim değildi; en temel insani, bireysel hakların elimizden alınma sürecine karşı “hayır” demesini bilmekti; hepsi bu. Siyasal, toplumsal mücadelelerde somut durumun somut analizi yapılarak, bu analizin “kitaba-temel ilkelere” uygunluğu gözden geçirilerek karar verilmelidir; karar, “kitap, ilkelere” uymuyorsa en fazlasından “karar” yeniden gözden geçirilir! “Karar” değişmiyorsa o “kitabın, ilkelerin” canı cehenneme! Asl’olan hayattır! Zaten Dinsel kitaplarda ve geleneklerdeki sorun da bu değil mi?
“Buna ek olarak Türkiye özelinde CHP ve MHP için çalışmak tamamen batağa batmaktır. İktidar olana karşı elde gelen her türlü aracı kullanarak ahlak ve siyasal tutarlılık dahi gözetmeden ne idüğü belirsiz ittifaklar içerisinden yer almak Anarşistlerin ya da anti-otoriterlerin yapacağı şey değildir… Bu duruşun ardında yıllarca PDA, Aydınlık, TİİKP ve TİP gibi Doğu Perinçek gibi bir faşistle simgeleşmiş, Türkiye solunun tarihinde her zaman şaibeli bir şekilde yer almış olan örgütten gelip, on yıldır Anarşizm satan; bir süre önce Ergenekon davalarındaki tavrıyla ve bugün özellikle seçimlere dair ittifak politikası anlayışıyla halen aynı kişi olduğunu ispatlayan Gün Zileli adıyla yazmakta olan şahsın etkisinin olması kuvvetle muhtemeldir.”
Bir yazıda görüşleri “beğenilmeyen” kişiye ait değerlendirmelerde sanırım en berbat şey “karşıtının” savunduğu, yazdığı meseleleri çarpıtmadır. Belki kasıtlı da değildir; dikkatli okunmamış, izlenmemiş, yanlış algılanmış da olabilir. Ama bunun önemi yoktur… Yazı yazılmıştır ve anlatılanlar üzerinden eleştiri hakkı doğmuştur.
Yakından izledim; tüm yazıları, yorumları okudum. Gün Zileli seçimlere dair hiç bir ittifak önerisinde bulunmamıştır. Temel öneri ve tavır “AKP Diktatörlüğüne oy verme; orada en güçlü adaya oy ver!” Zaman zaman da “oy ver, AKP’ye verme” şeklinde özetlenebilir. Kişisel, grupsal her hangi bir “angajman” yoktur. Okuduğum kadarıyla GZ Anarşizm’i 10 değil, 20 yıldan daha uzun süredir “satıyor!” (Anarşizm Bir Devrim Çağrısıdır -Mine Ege ve Hasan Baku ile birlikte- 1995, Kaos) Bu bilinçli “eksiklikleri”, eleştirilene ait konudan bağımsız, bir “suç üretme” mantığının “Stalinist yapılarla” ilgisi yokmuş; yine bir şekilde bir “düşünce iktidarı” arayanların da yöntemi olabilirmiş demek ki!

“Kim olursa olsun AKP’ye ders verelim gibi iktidar eden güçler arasında konum belirleme ve bir çeşit iktidar oyununa ortak olma önerisi bir politik taktik olabilir ama anarşizmle ve anarşizmin politik konumlanmasıyla alakalı olamaz….”
Yanlış anlamalar üzerinden hükümlere devam ediliyor. “AKP’ye ders verelim” değildi amaç. RTE Diktatörüne ders verelim! Bu farklılığı anlayamamış yazar, yoksa bu ülkede yaşamıyor mu? “iktidar oyununa ortak olmanın” konuyla ilgisi yok. “Oy ver” çağrısı aksine iktidarın gücünü eksiltme, parçalamayı öneriyordu… Anarşistler iktidara, hem de çok güçlü bir iktidara karşı değil mi?
“… Şahsen Gün Zileli’yi hiçbir zaman Anarşizm içerisinden telakki etmemiş olsam da ona dair bir Anarşist diyen insanlara artık yeter demek durumundayım. Bu vaka bana birinci dünya savaşı sonrası İtalyan anarşistlerinin önemli figürlerinin Faşist Parti’ye katılmaları sürecini hatırlatmaktadır.” Din’den çıktın sen! Demek anarşistler arasında da “Papa’lık” iradesi kullanılabiliyor.
“…”Paralel devlet”le iktidar arasında zuhur eden bu savaş sadece paralel devlet eliyle yürümedi. Bu mücadele henüz açığa çıkmadan aylar önce özellikle The Economist, The Wall Street Jurnal, New York Times vasıtasıyla özellikle Türkiye hükümetine yönelik yazılan politik analiz yazıları ve Türkiye ekonomisine dair yazılan yazılar, yalan ve manipülasyon silahının kullanılmaya başlandığının işaretini veriyordu. Rüsvet ve yolsuzluk operasyonu adı altında yapılan soruşturmanın Türkiye’nin ABD’nin başını çektiği İran’a ambargoyu kırdığı alandaki zinciri kırmaya yönelikti.(abç) ….Öyle ya da böyle AKP iktidarının uluslararası bazı güçler tarafından pek hazzedilen bir hükümet olmadığı aşikar ve fakat halen iktidarda ve arkasındaki seçimler dolayısıyla görülen halk desteği bu iktidarın daha uzun bir süre devam edeceğinin de işareti aslında. Bunun yanında AKP gibi reel politiğe hakim olacak ve ona alternatif olacak bir başka siyasal parti de görülmüyor.”
“Kişi öyle noktalardan reel politiğe angaje olabilir ki politik muhalefet dediği CHP’ye “seçimi nasıl alabilirsin?” önerileri dahi yapacak aşamaya gelebilir. Fakat süreç onu AKP’ye karşı yapılmış olan operasyonun adaletsizliğine itiraz etmeden (abç) AKP’yi destekleyen biri noktasına taşır. Yazılarında “hepimiz” kelimesiyle Devletin varlığını ve iktidarın meşruiyetini haklı kılan bir dil kullanma noktasına varır….”
Şu iki ifade yazara bu yazıyı yazdıran tüm motivasyonunu açıklıyor. “Türkiye hükümetine yönelik …yalan ve manipülasyon silahının kullanılmaya başlandığı…” ve “AKP’ye karşı yapılmış olan operasyonun adaletsizliğine…”
Ne yazık! İnsan üzülüyor; bu yazarın neden Star gazetesinde bir köşesi yok diye!
AKP ile RTE arasındaki ayrımı göremeyenin, uluslararası sermayenin en azından RTE’yi kontrol etmek istediğini bilmeyenin elbette “Oy ver, Diktatöre verme” sloganını anlaması da beklenemezdi; daha da kötüsü, doğrusu acıklısı, AKP-RTE hakkında şu iki ifadeyi yazabilen bir zihniyetin tam da o kadar ağır laflar ettiği Doğu Perinçek ile kendini aynı pozisyona getirdiğini bile görememesi.
O. Gürsel

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI