1 Mayıs… 1 Mayıs…

 

indir

1398638823769images (1)images (3)images (2)images

 

 

 

 

En kötüsünden başlayalım. Halil Berktay, hükümet yanlısı Sabah gazetesine, 1 Mayıs 1977 ile ilgili, daha önce uzun uzadıya tartışılmış tezlerini tekrarlayan bir röportaj vermiş. Üstelik Taksim Meydanı’ndaki fotoğraflar eşliğinde. Fotoğraflardan biri de, 1 Mayıs 1977’de çok sayıda insanın ezilerek öldüğü Kazancı Yokuşu’nun başında çekilmiş. O fotoğrafa şöyle bir baktım. Halil Berktay’ın arkasında, ezilmiş onlarca insanı görür gibi oldum. Hiç değilse o insanların anısına saygılı olsaydı diye düşündüm. Sabah’taki şu sözler, Halil Berktay’a ait:

“Sular İdaresi tarafından Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu ve Halkın Birliği grupları ‘revizyonist barikatları yıkacağız’ kararlılığıyla TKP ve DİSK’in barikatlarını yıkarak meydana girmeye çalışıyor. Karşılarına DİSK görevlilerinin barikatı çıkıyor. Birileri havaya silah atıyor ve patır patır silah sesleri yükselmeye başlıyor. Meydanın içinden de seslerin geldiği tarafa doğru silahlar atılmaya başlandı. Muazzam bir panik başladı. Ben kendimi yere attım. Gezi Parkı merdivenlerine kadar başımı kaldırmadan sürüne sürüne geçtim. Kürsünün yakınında ayağa kalktım. İnsanlar meydanın çıkış noktalarına doğru kaçışmışlardı. Kürsünün önündeki alanda 5-10 bin kişilik, birbirine yapışmış bir kalabalık vardı. Bu panik içinde insanlar meydana en yakın çıkış olan Kazancı Yokuşu’na birikince birçok kişi ezilerek öldü.”

Bazen eksik anlatım yalanın en büyüğüdür. Yani, bir olayı anlatırken öyle bir yeri atlarsınız ki, olayın özünü saptırmış olursunuz. Yukarıda anlatılan olayda bir cümlelik bir eksiklik var. Bakın, o cümleyi de bold yaparak ben ekleyeyim de Halil Berktay’ın neyi gizlemeye çalıştığını birlikte görelim:

“Birileri havaya silah atıyor ve patır patır silah sesleri yükselmeye başlıyor. Meydanın içinden de seslerin geldiği tarafa doğru silahlar atılmaya başlandı. O sırada meydana polis panzerleri girdi ve fır dönerek kalabalığı hızla meydanın kenarlarına sürmeye başladı. Muazzam bir panik başladı… Bu panik içinde insanlar meydana en yakın çıkış olan Kazancı Yokuşu’na birikince birçok kişi ezilerek öldü.”

İşte Kazancı Yokuşu’nun önünde Sabah fotoğrafçısına poz veren, (Nagehan Alçı’dan atfen) Profesör Halil Berktay, bu cümleyi atlayarak o yokuşun başında ezilerek ölen insanlara büyük saygısızlık yapmıştır. Çünkü o insanların çoğu Tarlabaşı tarafından duyulan silah seslerinden çok (ki olayın böyle başladığı bir gerçektir), polis panzerlerinin meydanı hallaç pamuğu gibi atmasının ve insanları kasıtlı olarak meydanın kenarlarına sürmesinin sonucu çıkan izdihamda hayatlarını kaybetmişlerdir (polis panzerinin altında kalarak ölen bir kadının fotoğrafı da bilinmektedir).

Halil Berktay, bu cümleyi niye atlamıştır? Polis panzerlerinden söz etmekten neden özenle kaçınmıştır? Çünkü o, olayı objektif olarak anlatmak niyetinde değildir. O, bir şeye karar vermiştir: Olayı tamamen sol grupların sorumsuzluğuna (ki, böyle bir sorumsuzluk gerçekten de vardır) yıkmak, devleti ve polisi böyle bir olayın ağır yükünden kurtarmak. Gerçek bir tarihçinin objektifliğine asla yakışmayacak bir şekilde, verdiği bu karara göre anlatmaktadır olayı. Şu satırlara bakın:

“Polis ateş açmadı. Sonradan alana girdi. Polis de olaylar karşısında şaşkındı.”

Olayı bilmeyen biri ne düşünür bu cümle karşısında, gözünde nasıl bir manzara canlanır? Polis ateş açmamış. Alana sonradan girmiş. Üstelik, yerde en az 3-4 dakika sürünerek ilerleyen Halil Berktay’ın tespitine göre şaşkınmış da. Alana sonradan girmek ne demek? Ne kadar sonradan mesela? Olaylar olup bittikten yarım saat sonra mı? Hayır. Silahlar patladıktan neredeyse on saniye sonra. Evet evet, on saniye sonra. Bunu şuradan biliyorum ki, silahlar patladığında kalabalık domino taşları gibi birbirinin üzerine yığıldı ve bu yığılma ancak birkaç saniye sürdü. Ben de oradaydım. Kalabalıkla birlikte ayağa kalktığımda panzerlerin meydanda son sürat dolaştıklarını ve kalabalığın panzerlerden kaçmak için meydanın kenarlarına doğru kaçıştığını ve esas sıkışmanın bu yüzden olduğunu gördüm. Sakın polis “şaşkınlıktan” panzerlerin gazına fazla basmış olmasın! Eğer polis panzerleri meydandaki büyük kalabalığın üzerine sürülmeseydi, Tarlabaşı’dan gelen silah seslerinin yarattığı panik çok kısa sürecekti ve ne izdiham olacaktı ne bir şey. Bu yüzden, izdihamdan meydana gelen ölümlerin esas sorumlusu polisten başkası değildir.

Ama, dediğimiz gibi, Halil Berktay, solu karalamaya ve polisi aklamaya karar vermiştir bir kere. Bu yüzden her cümlesi bir polis aklayıcılığı numunesidir:

“Yol boyunca polis araçları vardı. Hiçbiri bize saldırmadı.”

Halil Berktay Harbiye tarafına doğru dağılan kalabalığın içinde yürürken polis araçlarını (panzer demeye dili varmamış) görmüş, fakat bu araçlar onlara saldırmamış. Şu anlatıma dikkat eder misiniz? Sanki polis her an her şeye saldırmak zorundaymış gibi. Oysa olay olup bittikten sonra ve insanlar yorgun ve bitkin evlerine dağılırken polis neden saldırsın ki? Amansızca saldırdığı noktada polisten tek bir bahis yok. Olay olup bittikten sonraki “saldırmayan” polis “araçlarına” ise durup dururken dikkati çekiveriyor. Bence Halil Berktay, bu bakış açısıyla normal üniversitelerde tarih profesörlüğü yapmak yerine, polis kolejinde ders verse daha iyi eder.

 

Doğu Perinçek ise Odatv’de yayınlanan sözleriyle Aydınlık hareketinin eski ihbarcılık geleneğini sürdürüyor. İşte egemenlerin aynı dili, sanırsınız ki İstanbul Valisi konuşuyor: “Başıbozuk gruplar.”  Ya “başıdüzgün” gruplar… Onlar Kadıköy’de:

“Sınıf neredeyse biz oradayız. İşçi sınıfı Kadıköy’de olacak. Savaşlar hep aynı yerde olmaz, aynı meydanda olmaz. Tarihte birçok meydan muharebesi oldu, savaşlar her defasında aynı meydanda devam etmedi. Sakarya Meydan Muharebesi’ni yaptık, yine Sakarya’dayız diyebilir misiniz? Bu tavır bizi savaş dışı tutar. Mücadele neredeyse biz oradayız.”

Evet ama besbelli ki mücadele Kadıköy’de değil, Taksim’de. Eğer işçi sınıfının çoğunluğu (ne zamandan beri sarı Türk-İş sendikacıları işçi sınıfı oldu) gerçekten Kadıköy’de olsaydı belki mücadelenin Kadıköy’de olduğu düşünülebilirdi. Zaten soyut bir işçi sınıfı yok. Doğu Perinçek’in kafasına göre bir işçi sınıfı da yok. Hatta, gerçekçi bir şekilde söyleyecek olursak, belki de işçi sınıfının büyük çoğunluğu ne Taksim’de ne de Kadıköy’de olacak. Ama işçi sınıfının bilinçli azınlığının Taksim’e geleceğine hiç kuşku yok. Bu yüzden bu işçi sınıfı palavralarını bir kenara bırakalım bir kere. Devam ediyor:

“1 Mayıs’ta Türk bayrağı altındayız. İstiklal Marşı ile 1 Mayıs yapacağız. İşçi sınıfıyla beraberiz. 1 Mayıs’ta İzmir’de Gündoğdu Meydanı’ndayız. 1 Mayıs’ta Türk bayrağı İstanbul’da Kadıköy’de, Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda. Taksim’de şunu görüyoruz; Apo posterleri açılacağını şimdiden ilan ediyorlar. PKK Taksim’de olacağını BDP Taksim’de olacağını söylüyor. Birtakım başı bozuk gruplar oralarda tertip kokan hazırlıklar içindeler. İşçi sınıfı Taksim’de değil, İşçi sınıfı Kadıköy’de. Turuncu kuvvetler, küresel merkezler tarafından yönlendirilen turuncu kuvvetler Taksim’de, halkımızı uyarıyoruz. Herkesi işçilerin emekçilerin ve Türk bayrağının olduğu yerlere çağırıyoruz.”

İstiklal marşlı ve Türk bayraklı 1 Mayıs! Bir mehter takımı eksik! PKK ve BDP’nin Taksim’de olmasından rahatsız olmuşlar. Bu nasıl da bir devlet yalakalığıdır. Şahsen benim en büyük korkum, BDP’nin, Gezi mücadelesinde olduğu gibi, “barış süreci” safsataları dolayısıyla geri durması ihtimaliydi. Çok şükür bu olmadı ve BDP bu sefer Taksim’deki mücadeleye katılacağını açıkladı. İyi de etti. Çünkü Türkiye’de devrim mücadelesi, Kürt halkının kenarda durmasıyla büyük bir darbe yer. İşte bu noktada Doğu Perinçek devreye giriyor. BDP’nin Taksim’e gitmesinden çok rahatsız olmuş. İnsan bir kere karşıdevrimin yolunu tutmasın, işte devamı böyle geliyor.

Bir de şimdi ağızlarına “turuncu devrim”i pelesenk etmişler. Günün modası bu. Nerede bir halk mücadelesi varsa damga hazır: “Turuncu devrim” ya da “Sorosçu güçler”. Aslında bu, halklara devrimi yasaklamakla aynı şeydir. Hiçbir yerel diktatöre karşı ayaklanmayacaksınız. Çin’deki, Kuzey Kore’deki diktatörlere karşı halklar özgürlük için ayağa kalksa aynı damga hazır. Ama bu noktada da çifte standartlıdırlar. Örneğin Mısır’daki askeri darbeyi ABD ile birlikte desteklemekte hiçbir beis görmezler. Bunu destekledikleri için turuncu da değil, “sarı devrimin” yanında yer aldıklarını taraftarlarına nasıl yutturuyorlar merak ediyorum.

 

Son olarak, yaklaşan 1 Mayıs üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Açık konuşalım, algılayabildiğim kadarıyla insanlarda üç gün sonraki 1 Mayıs’a katılmakta bir çekingenlik var. Bu, diktatörlüğün şiddet ve korku havası yayan bilinçli propagandasının etkisinden olabilir. Aynı zamanda, AKP’nin son seçimden umulandan daha fazla oy almasından da kaynaklanıyor olabilir. Son bir yılda, özellikle Gezi ayaklanmasından bu yana çok sayıda sokak hareketi oldu, insanlar çok gaz yedi, ölen yoldaşlarımız bir yana, çok sayıda insan ağır şekilde yaralandı. Bunun getirdiği bir yılgınlık demeyeyim ama yıpranma da olmuş olabilir. Her ne hal ise, öyle görünüyor ki, bir geri çekilme ya da bekleme eğilimi var. Fakat diğer yandan, diktatörlüğün meydan okuması karşısında geri çekilmemek diye bir görev de var. Bu durumda ne yapılmalı? Demir Küçükaydın, 1 Mayıs’la ilgili haddinden uzun yazısında polis şiddetini davet eden tutumlardan kaçınmak gerektiği tavsiyesinde bulunuyor. Aslına bakacak olursanız, bugüne kadar yapılan gösterilerde polisin şiddetini davet eden pek bir şey de yoktu. Polis buna rağmen saldırdı. Yani siz Taksim Meydanına en barışçı biçimde de yürüseniz polis sizi oraya sokmayacak ve son tahlilde saldıracak. “Şiddeti davet etmeme” görüşü bir ölçüde dikkate alınmalı tabii ki ama polisin her şeye rağmen saldıracağını da bilmek gerekir.

1 Mayıs çatışmasının ardından sokak hareketinin geleceği üzerinde oturup çok daha ciddi bir şekilde düşünmek gerekiyor. Sadece sokak hareketi de değil. Birleşik bir direnişin akıllıca nasıl yürütülebileceği konusunda da. Çok fazla kendiliğindenciyiz. Rahatsız edecek ölçüde. Bitirirken bir cümle etmeme daha izin verin, anarşizmi bilinçten yoksun bir kendiliğindencilik sananlar bu noktada da yanılıyor.

 

Gün Zileli

28 Nisan 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI