Devlet Sadece Manevra Yapar…

indir

images

 Hrant_Dink_2007-1915-200x200

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1915 yılındaki Ermeni katliamının 99. Yıldönümünde, “acılardan” söz eden bir açıklama yapmış. Gazetelerdeki yorumlara bakacak olursak, bu bir “ilk”miş. Böyle bir açıklama bir “ilk” olabilir ama bu, devletin ilk taktik açıklaması değildir.

Daha açıkçası, devletleri bir politik savaş aygıtı olarak da düşünebilirsiniz. Politik savaş aygıtlarının en organize ve karmaşık biçimini temsil eden devletlerin, bütün savaş aygıtları gibi, esasen politik taktik ve manevralardan başka bir şey olmadıklarını söyleyebiliriz. Devletler, çıkarları gerektirdiği an, ileriye, geriye, sağa, sola, yukarıya, aşağıya doğru çeşitli taktik manevralar yaparak kendi durumlarını sağlama almaya çalışırlar. Bu yüzden de devletlerden “doğru”yu söylemelerini beklemek safdillik olur. Devlet bir şey söylediğinde, söylediği şeyin içeriğinden çok, bunu hangi taktik amaçlarla yaptığına bakmak gerekir.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzından konuşan, 900 yıllık kadim Türk devletidir. Bu devlet, veliaht cinayetleri de dâhil olmak üzere, cinayetler, mezhepsel, ırksal, bölgesel katliamlar ve soykırımlar üzerine inşa edilmiştir; 1915 yılındaki Ermeni soykırımı da bunların en önemlilerinden biridir. Türk kadim devletinin, Ermeni katliamı veya soykırımı başta olmak üzere üzerinde oturmakta olduğu katliamlardan ve soykırımlardan pişman olması asla söz konusu olamaz. Ama bugünkü dünya koşullarında bu soykırımı doğrudan doğruya savunmak da mümkün değildir ve bunu bu şekilde savunmaya kalkışmak doğrudan doğruya devletin varlığına zarar verir. Bu yüzden, duruma göre bir orta yol tutturulmaya çalışılmıştır. İlk başta tam inkâr politikası ileri sürülmüş, fakat apaçık gerçekler karşısında direnmek mümkün olmamıştır. Bunun üzerine “karşılıklı öldürme”den söz edilmiş, bu tutmayınca veya bunun yanı sıra, “savaş koşullarının dayatmasından”, “düşmanla işbirliğinden”, “kritik bölgelerin güvenlik altına alınması zorunluluğundan” söz edilmiştir. Bu açıklamalar da, bir buçuk milyonluk bir kadim Anadolu halkının kadın-erkek, çoluk-çocuk, yaşlı-genç demeden topraklarından sürülmesini, mallarına mülklerine el konmasını, tehcir sırasındaki planlanmış saldırılarla katledilmesini izaha elbette yetmemiştir. Şimdi kadim devlet yeni bir yol deniyor: “Acılar”dan söz ederek dünya kamuoyunu iyi niyetine inandırmaya çalışma manevrası. Bu, dünya kamuoyunun kadim Türk devleti üzerindeki baskısını azaltmaya yönelik bir geri çekiliş manevrasıdır.

Kanaatimce devletler yaptıklarına asla üzülmezler, asla pişmanlık duymazlar, asla samimi bir şekilde yaptıklarını ortaya dökmezler. Bunu yapmaları, kendi varlıklarını inkâr etmekle ya da bildiğimiz devletten başka bir varlığa dönüşmekle aynı anlama gelir ki, bu da imkânsız bir şeydir. Bukalemun duruma göre renk değiştirir ama bukalemunun, maymuna, kediye ya da insana dönüştüğü ne görülmüş, ne de duyulmuştur.

Başbakan Tayyip Erdoğan, eğer devlet çıkarlarından azade bir şekilde “devlet adına” tarihi gerçekleri dile getirmek istiyorsa, “acı”lardan söz ederek acıları hissedilmez hale getirmeye çalışmaktansa, şunları demeliydi: “Evet, Osmanlı devleti, özellikle I. Dünya Savaşı koşullarından da yararlanarak, Anadolu’yu Hristiyan ve Süryani nüfustan temizlemeye karar vermişti. Dolayısıyla, Osmanlı devleti, Anadolu’nun en ağırlıklı Hristiyan nüfusunu oluşturan Ermenileri ve Süryanileri toplu sürgüne (tehcire) zorladı ve fiili bir katliama girişti. O koşullarda toplu tehcir, insanların toplu kıyımıyla aynı anlama geliyordu. Ermeni ve Süryani halk, bu sürgün sırasında açlıktan, susuzluktan ve barınaksızlıktan kırıma uğradığı gibi, yollarda, devlet tarafından örgütlenmiş çetelerin saldırılarıyla da topluca öldürüldü. Kimi yerlerde, bu yoksul ve çaresiz insanların kiliselere toplanarak yakıldığı vakalar bile görüldü. Dolayısıyla 1,5 milyonluk bir nüfusun önemli bir kısmı yollarda öldü. Canlarını kurtaranlar, bilmedikleri, tanımadıkları topraklarda büyük zorluklarla karşılaştılar. Analar, babalar çocuklarını kaybetti ya da yollarda birilerine bırakmak zorunda kaldı. Kardeşler birbirinden ayrıldı. Bu insanlar için ayrılık belki de ölümden de acıydı. İşte, Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde yükseldiği Osmanlı devleti bütün bunları yaparken aynı zamanda demir gibi bir soğuklukla izledi de. Ve tabii ki, sürülen Ermeni ve Süryanilerin malı, mülkü, parası, evi, bağı, bahçesi, toprağı gasp edildi, genç kadın ve kızlarına el kondu. Dahası, bu pis mirası devralan Türkiye Cumhuriyeti, 90 yıllık tarihi boyunca tam bir inkâr siyaseti yürüttü. Geçmişte yapılanların hesabını soranlara baskı uyguladı. Ermeni aydını Hrant Dink’i de aynı nedenlerle suikast yoluyla öldürttü ve bugüne kadar bu cinayetin gerçek planlayıcılarının ortaya çıkmaması için elinden geleni yaptı. Şimdi ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak bu gerçekleri burada, Türkiye ve dünya kamuoyunun önünde açık yüreklilikle ortaya koyuyorum.”

Bunu yapsa geriye tozu kalır mıydı acaba?

 

Gün Zileli

23 Nisan 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI