Güneş Kara/Seçimler Öldü Yaşasın Anarşizm!

kara-bayrakjiyan.org sitesinden alınmıştır

Seçimler Öldü Yaşasın Anarşizm !
kara bayrak

Güneş Kara
çemberin köşesi
Powered by Starbox
Nihayet bitti. Seçelim, seçilelim, seçimimize sahip çıkalım derken bir şekilde zorla sokulduğumuz seçim maratonu bitti. Bir kez daha kazanan devlet, kaybeden insan oldu. Ama bu önemli değil. Önemli olan sokağı sustururken ya da susturmaya çalışırken kullanılan en sağlam argümanın çökmüş olması.
Bu topraklarda yıllardır insanların seçime ve seçimle gelecek değişime olan inançlarının çöküşüdür bu son seçimler. AKP-CHP-MHP-Cemaat ekseninde türlü ittifaklar yapılmasına rağmen bu ittifaklardan hiç birinin değişimi getirmediği, aksine iktidarı güçlendirdiği ortaya çıkmıştır. (HDP-BDP bağlamındaki seçim değerlendirmesi en kısa sürede yazılacak olan başka bir yazının konusu olacağından bahis dışı bırakıyorum.)
30 Mart, İslamiyetin, Kemalizmin ve milliyetçiliğin başlı başına birer iktidar nesnesi olması bakımından, kendileriyle tutarlı ama halkların beklentileri oranında başarısız bir sınav denemesi oldu. Dinden azade bir laisizmin temsilcisi konumundaki CHP’nin üst kadrolarının atalet hali ile kendilerini devrimci addeden gençlik kollarının mücadeleci çabaları seçim sonrası sürece damgasını vurdu. Milliyetçiliğin yılmaz bekçisi MHP ise, yaratmaya çalıştığı AKP karşıtlığı rüzgarına katkı sağlamak ve bu yolla kemikleşen bir kadroya sıkışmış olmaktan kurtulup, halklaşma yolunda ilerlemek için komünist olarak nitelediği CHP’yle yakınlaşması ile, hatta Mansur Yavaş örneğinde olduğu gibi bütünleşmesiyle özüne aykırı bir tavır sergileyerek tanımsız bir şekle büründü.
Siyasal bir çıkışa sahip olan İslamiyeti araç olarak kullanan AKP ise ne düşen oy oranlarına ne de kendi ürünü olan güvensizlik ortamına bakmaksızın seçim sonuçlarını zafer olarak ilan edip bir başka garabete imza atmıştır. Ki belki de insanlarda seçim ve sonuçları ile ilgili tartışmalar sonucu artan güvensizlik, AKP’nin bugüne kadar yaptığı en büyük hizmettir. Böylece Erdoğan’ın neredeyse her konuşmasında duymaya alışık olduğumuz “biz hizmet için varız” sözü ve vaadi de bu seçimlerle yerine gelmiş oldu. Yalanı yok, halklara en büyük hizmeti seçimlerle yapmış oldular. Erdoğan sayesinde, onca çabalarına rağmen anarşistlerin ve boykotçuların yıkamadığı “sandık lobisi” yıkılmış oldu.
İdeolojilerin hükmünü yitirerek, iktidardaki partiyi alaşağı etmek için bas-geç mantığının hakim olduğu bir seçim sürecinde, üstüne basılıp geçilenin insanlar olduğu bir kez daha görüldü. Ancak bu seçim süreci birçoğunun kapıldığı hayal kırıklığının aksine yeni umutlar ortaya çıkardı. Demokrasiyi tesis etme yolunda elimize verilen en güçlü hatta tek silah olarak gördüğümüz seçimlerin, kurşunu olmayan bir tabancadan farksız olduğunu deneyimlemiş olduk.
Siyasetin ve onun ayrılmaz bileşeni olan ahlakın temel kavramlarından biri özgürlük olarak kabul edilir. Özgürlüğün tanımında ise uzlaşılan en genel kural, seçme hakkına sahip olmaktır. Bu temeller üzerinde inşa edilen seçimlerin, oy verirken önemli bir iş yapıyor olma duygusu yaratması ve benim sözüm önemlidir düşüncesine yol açması, devletlerin hep yapageldiği bir yanıltmacadır. Oy veren seçmen hangi partiye veya hangi adaya oy verirse versin sonuçta onun istediği değil, iktidarın istediği olacaktır. Yanılgıya kapılan en büyük insan kitlesi ise, oy verdiği partinin en yüksek oyu aldığını görerek kendini kazanmış sayanlardır. Olaya Erdoğan özelinde bakarsak, seçim sonraları ritüeline dönüşmüş olan balkon konuşmaları bunu açık seçik ortaya koyar. Öyle ki, gökyüzüne bakarcasına yüzünü yukarıya çevirip balkona bakan ve konuşan kişinin kendisini temsil ettiğini sanan aşağıdaki kalabalık, ellerini uzatarak o ellerde yükselttiğini sandığı kişinin aslında kafalarına basıp ezerek oraya geldiğinin farkında değildir. Buradaki yanıltmaca, insanları kandırmaktan değil düşüncelerini yanıltmaktan kaynaklanır. Zira huşu içinde balkona bakan kişilerin kendilerini makul mantıklı ve aklı selim olarak tabir ettikleri su götürmez bir gerçektir. Ne cahildirler ne de aptal. Gücün, özellikle de tanrısal bir söylemle süslenmiş olan gücün tadına bakmaktadırlar. Bunu yaparken de kendini özgürce ifade etmiş olmanın hazzını duyarlar.
Seçimlerin hayal kırıklığı yaşayan kaybedenlerine gelince, onların üzüntüleri gücü ele geçirememişliğin öfkesi ve hıncından başka bir şey değildir. Balkondaki “kendi adamları” olsa aynı hazzı yaşayacaklar.
Ama dedik ya bu seçimler ve AKP insanlara büyük bir hizmette bulundu. Balkondakiler ve aşağıdakiler dışında yeni bir bakış açısı oluşturdu. Tüm bu seçim/sandık seremonisinin herhangi bir özgürlükle alakası olmadığı, tamamen tiyatral bir gösteriden ibaret olduğu ve kazanan daima devlet olurken insanların kaybettiği gerçeğinin yansıdığı bakış açısı. Devletlerin yasaları oluştururken insanı değil kurumsal yapısını koruduğu, dolayısıyla yasallığın değil meşruluğun esas alınması gerektiği düşünülmeye başlandı. Bu meşruluğun yasaların dışında bile olsa bir tercih olduğunu gördüler. Bununla birlikte de özgürlüğün, emeğin, zaferin, aşkın, direnişin tanımları yeniden yapılmaya başlandı.
Gezi eylemlerinin bu bakış açısına katkısı tartışılmaz. İnsanlar haksızlıklara karşı çıkmanın yolunun sokak olduğunu görüp sokağa alışmaya başladılar. Bazen acemice ama giderek daha da ısınarak sokakları dolduranlar, alternatif bir yaşamın mümkün olduğunu da görüyor ve gösteriyorlar aynı zamanda.
Neredeyse genetik bir kodlamayla bilincimize işlenmiş olan devlet algısı değişiyor ve farklı toplum modelleri tartışılabiliyorsa sistem çökmeye başlamış demektir. Kendini tanıyan, düşüncesini ifade edebilen, bu düşüncelerini eyleme dökebilen insan sisteme tehdittir. Bu tehdide karşılık baskısını artıracak olan sistem ise yeni isyanlara yol açacaktır. Bu döngüyle hareket edecek olan devlet 30 Mart seçimlerinin kazananı olmakla birlikte, başka bir dünya düşüncesinin tohumunu da beslemiştir.
Tüm yaşananlara rağmen devlete ve kurumsal yapılara bir şans daha veren insanlar, değişimin seçimle olmayacağını gayet açık gördü. Artık kulaktan kulağa fısıldanan başka bir ihtimal daha var.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI