Büyük ve Geniş Bir Toplumsal Muhalefet Hareketi İnşa etmek…

AKP diktatörlüğü, aynı 1946 seçimleri gibi, hileli seçimlerle (%39 bandına düşen oylarını hile yoluyla %44 bandına çıkardıkları, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, Kürt ilçe ve belgelerinin bir kısmında ve birçok yerde belediyeleri hile ile aldıkları tahmin edilebilir; itirazlar, AKP’nin açık farkla kazandığı yerler de dâhil, ülke çapında yapılsa AKP’nin oy oranının %40’ın altına düşeceği kesin görünmektedir) durumunu Gezi ayaklanması ve 17 Aralık sarsıntılarının karşısında koruyabildi.

Şimdi gündem C.Başkanlığı seçimleriyle belirlenmeye çalışılıyor. Tabii ki, bu seçimler boykot edilmelidir. Devletin, yani diktatörlüğün zirvesindeki şahsiyetin kim olacağı bizi ilgilendirmediği gibi, diktatörlüğü süsleyecek böyle bir seçim oyununa kesinlikle girmemeliyiz. CHP ve öbür muhalefet partileri elbette bu oyuna katılacaklardır. Çünkü ne de olsa onlar sistem içi seçim oyunlarının organik parçasıdırlar. Ama devrimcilerin bu organik yapının dışında oldukları, olmaları gerektiği açıktır.

Bizim yapmamız gereken şey, önümüzdeki dönemde diktatörlüğe karşı geniş ve büyük bir toplumsal muhalefet hareketini örgütlemektir. Sokağın çok sözü ediliyor ama şunu bilelim ki, toplumun her alanında esaslı bir şekilde örgütlenmiş, ne yaptığını bilen, bilinçli bir toplumsal muhalefet hareketini örgütleyemezsek sokak hareketi sadece kendiliğinden bir tepki olarak kalır ve bir süre sonra da yorulup cılızlaşmaya başlar. Bu yüzden, bugünün sorunu, sokak hareketinin de çok güçlü bir silah olarak kullanılacağı toplumsal muhalefeti örgütlemektir.

Bunun için ne yapılmalıdır?

Birincisi, böyle bir toplumsal muhalefeti örgütlemek için devrimci saflardaki her türlü ideolojik ayrım bir yana bırakılmalıdır. Bununla elbette ideolojik farklılıkların tartışılması bir yana bırakılmalıdır demek istemiyorum. Tersine, farklılıkların tartışılması yararlıdır. Ancak farklılıklar bir araya gelmeyi önlememelidir. Örnek verecek olursam, benim Stalinciliğe ideolojik bazda ne kadar karşı olduğum bilinir. Bununla birlikte Stalinci arkadaşlarla toplumsal mücadelede bir araya gelmekte hiçbir çekincem olamaz. Kısaca söyleyecek olursam, AKP diktatörlüğüne ve ulusal ayrımcılığa karşı olan herkes (bunu, Kürtleri böyle bir muhalefet hareketinde dışlamak isteyecek aşırı ulusalcı ya da Türk milliyetçisi eğilimlerle bir araya gelinemeyeceğine dikkati çekmek için söylüyorum. Ne var ki, Kürt düşmanlığı yapmayan ulusalcıların da bu harekette yer alabileceğini, hatta alması gerektiğini düşünüyorum) bu harekette yer almalıdır. Bu toplumsal muhalefet hareketinde yer alan herkesin devrimci olması da şart değildir. AKP diktatörlüğüne ve ulusal ayrımcılığa karşı olmak bu hareketin bileşeni olmak için yeterli olmalıdır. Dolayısıyla, bu harekette Kürt yurtseverleri ya da milliyetçileri gibi Türk milliyetçi ya da ulusalcı unsurları; devrimciler gibi reformcu ya da liberal unsurlar; Marksist ve anarşistler gibi, farklı ideolojilerden unsurlar da olabilir ve olmalıdır da.

İkincisi, bu toplumsal muhalefet hareketi hem “yukarı”dan örgütler, hem “aşağı”dan (hiyerarşik değil, metaforik anlamda kullandığım için tırnak içine alıyorum) bireylerin oluşturduğu otonom gruplar aracılığıyla örülmelidir. Sadece örgütlerin platformlarına ve çağrılarına dayanan “yukarı”dan birliklerle yetinmek ne kadar hatalıysa, sadece “aşağı”dan otonomların oluşturacağı ağla yetinmek de o kadar hatalı olur. Her ikisi de olmalı ve bu ikisi birbirini bütünleyip güçlendirmelidir (bugüne kadar varlıklarını sürdürmüş Gezi forumları “yukarı”yla “aşağı” arasında bir iletişim kanalı rolü oynayabilirler). Önemle belirtmeliyim ki, “aşağı”dan oluşturulacak küçük otonom gruplar son derece hayatidir. Bu otonom gruplar, fabrikalarda, atölyelerde işyerlerinde, üniversitelerde, okullarda, mahallelerde, köylerde, kasabalarda vb. diktatörlüğe karşı mücadele temelinde bir araya gelen bireylerden oluşmalıdır. Keza grupları oluşturan bireyler arasında hiçbir ideolojik ayrıma yer verilmemelidir. Tek kıstas, o mekânda diktatörlüğe karşı direnmek isteyen farklı görüşlerdeki bireylerin bir otonom oluşturması olmalıdır. Bunun için, bütün örgütler kendi üyelerini bu otonomlara katılmaya teşvik etmeli, salt ideolojik nedenlerle üyelerini bu otonomlardan uzak tutmamalıdırlar. Bununla birlikte, bazı örgütler sadece kendi üyelerinden oluşacak otonomlar oluşturmayı tercih edebilirler, buna bir şey diyemeyiz. Ancak bu durumda dahi, salt aynı örgütün üyelerinden oluşan otonomlar, hiç değilse yakınlarındaki ya da aynı yerdeki başka otonomlarla bağ kurmalı, dayanışma içinde olmalıdır. “Taban”dan otonomlar ağı, toplumsal muhalefetin esas temelini oluşturacaktır. Bu otonomların oluşmasında yakın arkadaşlık bağları ve güven, ideolojiden de daha güçlü bir tutkal görevi yerine getirecektir.

Üçüncüsü, geniş ve büyük bir toplumsal muhalefet hareketi ne illegal ne de legal olmalıdır. Sadece açık ve meşru olmalıdır. Elbette bu toplumsal harekette yasal olarak kurulmuş örgütler de yer alacaktır, almalıdır. Sözünü ettiğim bu değildir. Gerek “taban”daki otonomlar ve otonom ağları, gerekse “yukarı”dan oluşturulmuş örgütsel birlik ve platformlar kendilerini illa yasal bir çerçeveye sokma zorunluluğu içinde hissetmemelidirler. Öte yandan, faaliyetleri hiçbir gereksiz gizliliğe başvurulmadan, açık ve meşru bir şekilde sürdürülmelidir.

Toplumsal muhalefet hareketi, tercih edilir ki, kendini tek bir isim ve çatı altında temsil eder olsun. Bu, bir toplumsal parola görevi görecek ve bu çatı ve isim altındaki çok parçalılık, çoğulluk kendini daha rahat bir şekilde ifade edebilecektir. Ne var ki, böyle bir ortak isim veya çatı, bu oluşumun içinde yer alan çoğullukların özinisiyatiflerini bastıran değil, tersine onları geliştiren bir tutum içinde olmalıdır. Kısaca söyleyecek olursam, azami ademimerkeziyetçilik ve özinisiyatif ile asgari merkeziyetçilik bu oluşum ya da yapının temel ilkesi olmalıdır.

Dördüncüsü, toplumsal muhalefet hareketi savunma ile saldırıyı ustaca birleştirmesini bilmelidir. Hareket, bir yandan diktatörlüğün saldırılarına karşı, sokak hareketi başta olmak üzere topyekûn bir savunma ve direnme çizgisi izlerken, bir yandan da, diktatörlüğün dayandığı “ölü doku”ya, yani ona destek veren durgun toplumsal kesimlere bir “barış taarruzu” düzenlemesini bilmelidir. Bu “barış taarruzu”nun esası, insanlarla insani ilişki kurarak onlara toplumsal gerçekleri anlatabilmektir. 1968’de bu ruh vardı. Köylere, ne eğilimde bile olmadığını bilmeden bodoslama dalardık. Bu yüzden başımıza zaman zaman olumsuz şeyler geldiği de olmuştur ama bir Çin atasözünün belirttiği gibi, “cesaret eden, imparatoru atından alaşağı edebilir”. Eğer insanlara doğru bir tarzda yaklaşıyorsak, gerçekçi bir propaganda yöntemi uygulayabiliyorsak onlar bize eninde sonunda kulak verecektir. AP yanlısı köylülere, ürünlerini tefeci-tüccarlara yok pahasına sattıklarını söylediğimizde hemen kulak kabartır, AP’liliklerini falan en azından bir süre için bir yana bırakırlardı. Bu deneyimlerden öğreneceklerimiz var. En azından ilk elde, AKP’nin ekonomik istikrar sağladığını düşünerek ona destek veren, uçurumun kenarında yaşayan yakasız işçilere gidebiliriz. Onlar istikrarsızlıktan korkuyorlar, çünkü tekne sallanmaya başladığında teknenin kenarlarından denize ilk düşeceklerin kendileri olduğunu biliyorlar. Eğer onlara diktatörün esas istikrarsızlık unsuru olduğunu, öte yandan ömür boyu uçurumun kenarında yaşayıp istikrar için dua etmektense bizleri bu hale getiren sisteme karşı topluca ve dayanışma içinde mücadele etmemiz gerektiğini anlatabilirsek bu propagandamıza yakasızlardan olumlu yanıt alacağımıza inanıyorum. Yeter ki biz kararlı olalım ve bu ezilen insanların aslında yeni zenginler diktasından acı çektiklerini bilerek onlara gerçekleri ısrarla anlatalım. Elbette her otonom kendi çevresinde bunu nasıl yapabileceğini en iyi kendisi belirleyebilecektir.

Karşımızdaki güçler örgütlü. Biz neden örgütlenmeyelim ki. Hele günümüzde büyük bir örgütlenme aracı olan sosyal medyayı en iyi kullanan bizken.

Gün Zileli
4 Nisan 2014
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI