Partilerin Nitelikleri Üzerine

 

 

Böyle durumlarda her zaman söylediğim temel bir noktayı belirterek başlayayım. Temsili demokrasiye ve parlamenter sisteme inanmam. Temsili sistemin, ezilenlerin bireysel iradelerini kendilerini ezenlere teslim anlamına geldiğini, parlamenter sistemin, sömürülenlerin sömürenler lehine rızalarının alınması olduğunu düşünürüm. Devrimci iddiası olanları da dâhil, yeryüzündeki hiçbir partinin halkı temsil edemeyeceği konusunda çok net bir fikrim vardır. Parlamenter alanda yer alan siyasi partilerin her biri bir kapitalist şirketten farksızdır. Politikacılar da bu şirketlerin yüksek maaşlı yöneticileridir. Tabandaki partilileri ise, o işletmede çalışan emekçilere benzetebiliriz. Devrimci iddialı partiler bu şirketlerden farklı olmakla birlikte, işin esasına bakacak olursanız parlamenter partilerden de kötüdür. Onlarda bir şirketin ademimerkeziyetçi uygulamalarının esamesi yoktur. Halihazır sistem tarafından baskı altında tutulduklarından ceberrut bir merkeziyetçilikle yönetilirler. Bu tür örgütlerde örgüt içi infazlara varacak ölçüde baskıcı yönetimler işbaşındadır. Bazıları o kadar sert olmasalar bile, yine de üyelerinin devrimci inisiyatifini yok etmeyi kendi dar örgüt çıkarları açısından gerekli görürler. Bu örgütlere elini veren kolunu kaptırır. En azından kendi beyni, yüreği ve vicdanı ile hareket etmesi çok zordur. Öyle hareket ederse de kendini örgütün dışında bulur zaten.

Bu böyle olmakla ve anarşizmin bu konuda söyledikleri temelde tamamen doğru olmakla birlikte, siyasal ve toplumsal mücadele alanında, gerek temsili demokrasinin oyunlarına, gerekse kitleleri manipüle eden parti ve örgütlere karşı bigâne kalmak doğru olmaz. Onları gözlemek, hareketlerini izlemek, politikalarını incelemek, temsili demokrasi oyun alanında ne olup bittiğini bilmek zorundasınızdır. Elbette bir toplumsal devrim mücadelesi veriyorsanız. Benim toplumsal devrimle falan ilgim yok, bir köşeye çekilip sakin bir hayat yaşamak ya da ıssız bir yerde benim gibi arkadaşlarımla komünal bir hayat sürmek istiyorum diyorsanız, ona bir şey diyemem. Sözüm, hâlâ toplumsal devrim iddiasını sürdüren arkadaşlara.

 

Biraz daha somuta yaklaşalım. Anarşistler yukarıda özetlediğim gerekçelerle temsili sisteme, parlamenter düzene ve siyasi partilere karşı olduklarından genelde seçimlere katılmazlar, boykot ederler, boş oy verirler ya da oy pusulalarına sistem karşıtı sloganlar yazarlar. Böylece sistemi bütünüyle karşılarına alır ve insanları ısrarla parlamento dışı çözümlere, kısacası kaderlerini kendi ellerine almaya, yani devrime çağırırlar. Bunu yapmakta da çok haklıdırlar. Temsili sistem alanı kendi yozlaşmasıyla birlikte insanları da yozlaştıran pis, kokuşmuş bir bataklıktır çünkü.

Bununla birlikte, bazı öyle tarihi anlar ve durumlar olur ki, anarşistler bile, o somut durumda oy mekanizmalarından devrim lehine bir durum çıkartmak zorunda kalabilirler. Daha doğrusu, o somut durumla genel teorilerinin çatıştığı tarihi anlarla karşılaşabilirler. İşte böyle anlarda teori, yolumuzu aydınlatan bir el fenerini gözümüze tutarak önümüzü göremez hale gelmemize benzer bir işlev yerine getirir ve bizi balçığa sürükler. Bugün Türkiye’de şu somut anda işte böyle bir durumla karşı karşıyayız. Tartıştığım çoğu anarşist arkadaş aynı soruyu soruyor: “Hani anarşistler her türlü seçime karşıydı.” Onlara cevabım şudur: Bir mümin, eğer açlıktan ölmek üzereyse ve o anda yanında domuz etinden başka bir yiyecek yoksa mecburen bu günahı işler ve hayatını kurtarmış olur. Bunu kavramak bu kadar mı zor?

Bunu geçelim. Bu seçimlere ilişkin gündeme gelen sorular daha çok partilerle ilgilidir. En çok ileri sürülen itiraz, CHP’nin de faşist bir parti olduğu, AKP’den bir farkı olmadığı, iktidara gelirse onun da AKP’nin uyguladığı neo-liberal politikaları uygulayacağı vb. dir.

CHP’nin de bir düzen partisi olduğu, iktidara gelirse AKP’nin uyguladığı neo-liberal politikaları uygulayacağı görüşüne ben de katılıyorum. Ve bu sadece CHP için değil, bütün sistem partileri için de geçerlidir. Hatta sistem partisi olmadığını iddia eden partileri, örneğin kim var şöyle bir bakalım, mesela TKP için de doğrudur. Onlar da gelseler aynı sistemi yürüten bir düzen partisi işlevini göreceklerdir.  Ama şu var ki, bu seçim, iktidarı ya da hükümeti doğrudan belirleyen bir parlamento genel seçimi değil, bir yerel seçimdir. İkincisi, bu yerel seçim, yerel seçim olarak bile anlamını kaybetmiş ve şu somut durumda diktatöre EVET ya da HAYIR anlamında bir halk oylamasına dönüşmüştür. Ben yerel seçimlerle de bir şey değişeceğine inanmayanlardanım. Bu seçime önem vermemin tek nedeni diktatöre HAYIR demenin çok önemli olmasıdır.

CHP’nin de AKP gibi bir faşist parti olduğu görüşüne gelince… Bu konuyu tartışmaya başlamadan önce, AKP faşist bir parti midir, önce ona bakalım.

Bence AKP faşist bir parti değildir. AKP, gittikçe faşistleşen ve eğer önüne geçilmezse önümüzdeki dönemde mutlak bir iktidara yönelip açık bir faşist diktatörlük kuracak Bonapartist bir monarkın, şu otoriter sistemdeki iktidar aracıdır. Faşist bir parti olma yeteneği bile yoktur ama zaten mesele de AKP’nin faşist bir parti olup olmaması değildir. Esas mesele, soyguncu yakın çevresiyle birlikte diktatörün, AKP denen şekilsiz yığının alacağı oyları da kendine destek yaparak bir faşist diktatörlüğe gitmekte olup olmadığıdır. Bu seçimlerde AKP’ye oy verilmemesi ya da AKP’nin geriletilmesi işte bunun için hayati önemdedir. Açıkçası şudur: Ya AKP’nin aldığı oylar diktatörün halktan yeterince destek alamadığını gösterecek ya da diktatör aldığı oyları gerekçe göstererek halkın tepesinde faşist bir diktatörlük kuracaktır. Yani açıkçası durum, 1933 yılındaki, Hitler’in mutlak iktidarını sağlayan seçim kadar önemlidir.

Gelelim CHP’ye. CHP nasıl bir partidir, özellikle Kürt arkadaşların iddia ettiği gibi faşist bir parti midir? Bence CHP faşist bir parti değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Ama bu, CHP’nin, özellikle geçmişte halk düşmanı ve diktatörce uygulamalarda başat rol oynadığı gerçeğini değiştirmez.

Kurucu parti konumunda olan CHP, bugünkü devletin tek sahibi olarak hissetmektedir kendini. Bu artık bugünün gerçekliği açısından pek doğru olmasa da CHP’nin geçmişte bir devlet-parti olduğu doğrudur. Böyle olduğu için de, 1920’lerde, özellikle Kürtler üzerinde terör estirmiş, çok sayıda Kürt ileri gelenini idam etmiş, 1930’larda Dersim halkına karşı katliam uygulamış, 1940’larda halkın üzerinde tek parti diktasını sürdürmüştür. Fakat 1950 seçimlerinden sonra CHP iktidarı kaybedip muhalefete düşünce giderek liberalleşmiş, 1950’lerde bazı özgürlükleri savunmuş, basın yasağına karşı çıkmış, 1960’tan sonra, 1961 Anayasası’na tek bir partinin iktidarını kısıtlayacak (elbette kendi çıkarları açısından) önlemler getirmiş, 1970’lerde solla ittifak içinde olmuş, 12 Eylül’de diğer parlamenter partilerle birlikte cuntanın hışmına uğramıştır. Daha sonraki dönemlerde de zaman zaman iktidara ortak olmuş, Kürt karşıtı ve devletçi güdülerinden hiçbir zaman vazgeçmese de “ortasol” çizgisini sürdürmüştür. Deniz Baykal zamanında devletçi güdülerini daha da tahkim etmiş ve neredeyse “ortasağ” devletçi-muhafazakâr bir parti görünümü vermiş, ancak Kılıçdaroğlu’nun iktidara gelmesiyle durumunu yeniden ortalamıştır. Bugün daha çok seçim kazanmak için her türlü oportünizmi yapacak bir kitle partisi görünümü vermektedir. CHP’yi bugün illâ bir ideolojik konuma oturtmak istersek, Türkiye’nin kurucu partisi olma özelliğinden dolayı epey devletçi görünümde kendine özgü bir sosyal demokrat parti olduğunu söyleyebiliriz.

Bazı arkadaşlar buna itiraz edeceklerdir. Ama itirazları boşunadır, dahası bu, sosyal demokrasiyi pek matah bir şey sanmalarıyla ilgilidir. Sosyal demokrasi, Batı’da, işçileri aldatarak ılımlı liberal bir çizgi izleyen partilerin adıdır. Almanya’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve diğer Spartakistleri öldüren Noske’nin sosyal demokratlarıdır. Daha uzağa gitmeye gerek yok. O sırada İngiltere’de yaşadığım için yakinen biliyorum. İngiltere’yi Bush ABD’sinin peşi sıra Irak işgaline sürükleyen bizzat sosyal demokrat Labour Party’nin lideri Tony Blair’dir.

Kürt arkadaşlar, açık konuşmam gerekiyor, diktatörün “çözüm süreci” zokasını fazlasıyla yemiş durumdalar. Tabii bu konuda diktatörün en büyük yardımcısı da ulusalcı kanadının baskısı altında “çözüm süreci”ni karşısına alan CHP’nin aymazlığıdır. Şunu net bir şekilde söyleyeyim ki, “çözüm süreci” gibi iyice ellene ellene artık eprimiş bir terimi kullanmak istemiyorum ama Türk devletiyle Kürt hareketinin barış imzalaması kaçınılmaz bir şeydir. Diyelim ki yarın iktidara CHP, hatta MHP gelmiş olsun, devletin başına gelen her kimse o, Kürt hareketiyle açık ya da kapalı bir şekilde masaya oturmak zorundadır. Çünkü Türk ve Kürt halkı otuz yıllık bir savaştan yoruldu ve artık savaşmak istemiyor ve Türk devletinin de savaşı yeniden başlatmaya ne gücü ne de arzusu var. Bu yüzden, Kürt hareketinden arkadaşların içlerinden AKP’nin kazanması için gizli gizli dua etmelerine gerek yok. Kim gelirse gelsin onlarla masaya oturacaktır. Ama barış açısından da en tehlikeli durum, şu andaki muktedirin fiili bir tek parti diktatörlüğüne gitmesidir. Emin olun, esas o zaman Kürtler en büyük zararı görecektir.

MHP faşist bir parti midir? Evet, MHP, uzun yıllardır geliştirdiği ve savunduğu ideolojisiyle aşağı yukarı ırkçı ve faşist bir partidir. Ama dikkat edelim. Yine saplantılarımız bizi yanıltmasın. MHP ideolojisiyle ve hatta çekirdek taraftar kitlesiyle faşist bir parti olmakla birlikte, aynı 1950’den sonra muhalefete düşen CHP gibi, ideolojik anlamda bir değişiklik geçirmese de, siyaseten aşırı sağdan orta sağa doğru kaymıştır. Bunun bir nedeni orta sağdaki oylara çöreklenmiş AKP’yle rekabetse, bir diğer nedeni de epey yıldır iktidardan uzak bir konumda bulunmasıdır. Naziler de böyleydi. Henüz iktidardan uzak bir partiyken (adları da İşçi Partisi’yken), bütün ırkçı ideolojilerine rağmen emekçilere daha yakın bir konumlanışları vardı. Hatta işçi grevlerine bile katılıyorlardı. İktidara yaklaştıkça zorbalaştılar, ele geçirince de tamamen faşistleştiler. İktidar sadece yozlaştırmaz, aynı zamanda faşistleştirir de. İktidardan uzaklaşmak ise, bütün faşist güdülere rağmen, o partiyi bir nebze de olsa ılımlılaştırabilir.

Bitirirken İP, TKP, ÖDP, HDP hakkında da bir şeyler söyleyeyim. İP, nasyonal sosyalist yönelimde bir “sol” partidir. Belki bu söylediğim size tuhaf gelecek ama bugün Rusya’daki Stalinist Komünist Partisi de tıpkı İP gibi nasyonal sosyalisttir. Yani kısacası, İP’in nasyonal sosyalist olması onun “sol” bir parti olmasını önlemiyor. Sol, çünkü bu parti, kendi tabanıyla birlikte sosyal demokrat CHP’nin yakınlarında bir yerlerde konuşlanmış bulunuyor. MHP’den güç kazanmak için ne kadar çabalarsa çabalasın bu durumunu değiştirmesi mümkün değil. CHP de İP de aynı sol-ulusalcı kesimlerden beslenmektedir. Bugün İP’i, aynı Kürt hareketi gibi monarkın gizli müttefiki olarak görüyorum. Örneğin D. Perinçek, 16 Mart’ta Ulusal Kanal’da verdiği röportajda “hırsızlık propagandasının ardında ABD var” ve “girsinler inlerine” diyerek AKP’ye açıktan destek atmıştır.

TKP, her ne kadar bugün çok fazla ön plana çıkarmasa da, Stalinist-sol bir partidir. Bu parti, aynı İP gibi, örgüt bencilliği ile hareket etmekte ve AKP diktatörlüğüne onca laf ettiği halde, bugün özellikle İstanbul’da AKP’nin çok işine yarayacak bir şekilde ayrı adayla seçimlere girmektedir. Eğer, diyelim ki alacakları 40 bin oy istanbul’da başa baş bir seçimin sonucunu belirlerse, Kadir Topbaş’a seçim kazandırmanın hesabını halka nasıl vereceklerdir, doğrusu merak ediyorum.

Kürt hareketini bugünkü somut durumda temsil eden HDP-BDP üzerine daha önce yazdığım için burada fazla uzatmayacağım. BDP’nin Kürt bölgelerinde AKP’yi silip süpürmesini gönülden isterim. Batı bölgelerinde HDP özellikle ilçelerde alacağı oylarla oy oranını yükseltirse iyi olur. Ama HDP Danışma Kurulu üyesi Zeynep Gambetti’nin önerdiği gibi, bu parti son anda AKP’nin kazanmasını önleyecek bir çağrı yaparsa gönülleri fetheder ve o zaman gerçekten büyür. Ama bu konuda çok umutlu değilim.

Seçime giren partilerden en tutarlısı ve dar örgüt çıkarlarından en uzak olan parti ÖDP’dir. Belediye meclislerine temsilcilerini sokmaları çok iyi olacaktır.

 

Gün Zileli

22 Mart 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI