Doğu Perinçek’ten ve Diğer Bir Kısım Ulusalcıdan Saldırganlara Destek

Doğu Perinçek’le bazı gazetecilerin Ulusal Kanal’da, Hulki Cevizoğlu’nun programındaki, neredeyse dört saatlik söyleşisinin ancak son bir saatini izleyebilmiştim. Dün akşam tamamını baştan sona yeniden izledim. Doğu Perinçek’in bu söyleşideki görüşlerine, örneğin yakında AKP iktidarı tarafından Cemaat’e karşı başlatılacak “uzun bıçaklar gecesi”ni teşvik etmesine, hırsızlığa karşı mücadelenin arkasında ABD’nin olduğunu söyleyerek ve başka birtakım ulusalcı gerekçelerle AKP ile müttefik konuma geçme girişimlerine, Ukrayna halkının mücadelesinin ezilmesi ve  Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi girişiminde açıkça Rusya’nın yanında yer alması konusunda bundan sonraki günlerde bir şeyler yazar mıyım, bilmiyorum ama HDP’ye saldıranların “haklı mücadelesini” kutsayan sözleri üzerine acilen bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm. Sabahın 5’inde kalkıp bu yazıyı yazmaya girişmemin sebebi bu aciliyettir.

Doğu Perinçek’in sözlerine gelmeden önce, Fethiye’deki ADD’nin ve ona katılan bazı derneklerin yayınladığı bir bildiriden şu alıntıyı yapayım:

“Pazar günü ilçemiz merkezinde terör yanlısı ve destekçisi olduğu iddia edilen bir siyasi parti açılışı duyumlarına tepki amaçlı toplanan vatandaşlar, yerel otoritelerin kararı ile olayların daha da büyümemesi amacı ile parti tabelası indirilmiş ve kalabalığın sakinleşerek dağılması sağlanmıştır.”

Vay vay vay! Atatürkçü düşünceliler, saldırgan grubu teşvik etmekle kalmamışlar, bir de Fethiye’deki devlet görevlilerinin tabela indirme rezaletine gerekçe bulmuşlar. “Olayların büyümemesi”ymiş! Sen hem olay yaratan saldırganlara destek çık hem de saldırganların koçbaşı görevini üstlenen devlet yetkililerinin rezaletini “olayların büyümemesi” gerekçesiyle onayla. Sizlere ne diyeyim bilmem ki. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış desem yine hafif kalacak. Tabelayı indirenleri kınayan MHP’ye bundan sonra faşist demeyeceğim. Bu niteleme ADD’ye daha çok yakışıyor.

Gelelim Doğu Perinçek’e. Uzun söyleşisinde söz AKP’ye geldiğinde ona her seferinde “gereken” hoşgörüyü gösteren, aşırı sağcı ve ırkçı İsviçre Halk Partisi’nin ve lideri Blocher’in Ermeni soykırımının reddi konusunda kendisine gösterdiği hüsnükabulden şerefyab olan Doğu Perinçek, HDP söz konusu olunca hop oturdu hop kalktı. Özerklik konusunu, ilgili ilgisiz ve tekrar tekrar gündeme getirip, “buna kalkışacak olanları şiddetle uyar”dı. Daha korkuncu, söz HDP’ye yapılan saldırılara gelince, bunun, “ülkeyi bölmek isteyenlere karşı haklı bir tepki” olduğunu söyledi. Elbette bu sözler, aynı zamanda İP Genel Sekreteri Serhan Bolluk’un birkaç gün önce yaptığı açıklamayı da geçersiz kılıyordu. Serhan Bolluk, İP’in bu saldırılarla ilgisi olmadığını açıklamıştı. Ama Doğu Perinçek’in bu sözlerinden sonra, diyelim ki, saldırılarda İP üyeleri bilfiil bulunmuyor olsalar bile, saldırganların arkasında İP’in bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nasıl, saldırganların arasında bazı MHP’liler bilfiil yer aldığı halde, bu saldırılarla ilgisi olmadığını açıklayan ve hatta parti tabelasının indirilmesini (ilçe yöneticileri aracılığıyla) kınayan MHP’yi saldırıların arkasında bulunmakla suçlayamazsak. Genelde lafa değil, fiile bakılır, öyle değil mi? Şu somut durumda ise tersi söz konusudur. Söz fiilden daha önemlidir. Saldırganların arkasında, sözleriyle İP ve Genel Başkanı Doğu Perinçek bulunmaktadır.

Siyasi güçler, zaman içinde ideolojik bir evrim geçirir ve hatta yer değiştirirler ve bu yer değiştirmeler sırasında boş kalan alanlar değişim içindeki siyasi güçler tarafından doldurulur. Bana öyle geliyor ki, MHP son zamanlardaki yönelimiyle aşırı sağda bir boşluk bırakmış ve bu boşluğu doldurmaya İP talip olmuştur. Ulusalcı duyguları, laik görüşleri ya da orducu eğilimleri dolayısıyla İP’e eğilim gösteren insanlar, bindikleri arabanın onları sağın da sağına, aşırı sağa, nasyonal sosyalizme, faşizme götürdüğünün bilincinde olmalıdırlar. Faşist olmak ya da faşizme hizmet etmek istemeyen insanlar bir an önce bu arabadan inseler iyi ederler.

“Bölmek isteyenlere haklı tepki”ymiş. Bu ülkede yaşayan ve nüfusu 20 milyonu geçen bir halk kendini ifade edemeyecek, susturulacak, kendisini savunduğunu düşündüğü bir partiye destek veremeyecek, parti kuramayacak, bunları yaptığı zaman bölücü olarak nitelenecek, en azından “kendi evine” hapsedilecek, batı il ve ilçelerine çalışmaya gelmiş gariban Kürt işçileri tehdit altında tutulacak, saldırıya uğrayacak, batıda dükkân açmış Kürt kökenli esnafın işyerleri saldırıya uğrayacak, bunun adı da “vatanın birliği” vb. olacak. Şu despotluğa bakın! Ve aynı zamanda şu ayrımcılığa, bölücülüğe, ırkçılığa bakın. Bugüne kadar en büyük özgürlük düşmanlarının demokrasiden en çok söz edenler olduğunu defalarca gördük, yaşadık. Bölücülükten en fazla söz edenler de gerçek bölücülerdir. Kürde karşı ayrımcılık yapmaktan, onu dışlamaktan, kendini ifade etmesini, bir siyasi parti ile haklarını savunmaya çalışmasını önlemekten daha büyük bölücülük mü olur? Bölücü olan, ayrımcının ve despotun ta kendisidir.

Berkin Elvan’ı uğurladığımız tarihi yürüyüşte Türk bayraklarının Gezi direnişlerinden bile az olduğu dikkatimi çekti. HDP de dâhil Türkiye solunun ve Gezi’nin bütün renklerini orada gördüm. Gözüm İP’lileri aradı. Onlar da Gezi’nin bir rengiydiler, bulunmaları iyi olurdu diye düşündüm. Acaba solun fazla ağırlıkta olduğunu görüp katılmaya çekindiler mi diye endişelendim. Anarşizmin özgürlük anlayışı, bazı anarşist arkadaşların sandığının tersine budur. Bizim toplum anlayışımıza göre kimse dışlanamaz, dışlanmamalıdır. Buna karşıdevrimciler de dâhildir. Hatta bu konuda Marksist arkadaşlarla aramızda önemli tartışmalar vardır. Onlar, karşıdevrimcilere söz hakkı olmaz derler. Oysa aslında karşıdevrimcinin söz hakkını kısıtlamak devrimin de söz hakkını kısıtlamaktır. Çünkü bu işe girişenler, bir adım sonra bir kısım devrimciyi de karşıdevrimci ilan edecek ve söz hakkını elinden alacaklardır. Öte yandan, karşıdevrimin söz hakkı devrimin sağlığı açısından gereklidir. Karşıdevrim devrimi eleştirsin ki, devrim ona yanıt vererek kendi zihni uyanıklığını ayakta tutsun. Doktor arkadaşlar daha iyi bilir. Aşı denen şey aslında vücuda bir miktar mikrop zerk etmektir. Vücudun hastalıklara karşı bağışıklığı ancak böyle sağlanabilir.

İşte bu nedenle İP’lileri yürüyüşte görünce, inanın rahatladım. Şimdi, Doğu Perinçek konuştu da fena mı oldu? Bence iyi oldu. Böylece İP’in gerçek tutumunu öğrendik ve ona karşı argümanlarımızı güçlendirdik.

Doğu Perinçek, söyleşisinde ifade ettiği gibi, “zindanları boş bırakmasa” da gerçek devrim zindanları kökünden yıkacaktır. Uluslar ve milliyetler arasındaki sınırları ve duvarları da. Çünkü o sınır ve duvarlar gerçek bölücüler tarafından çekilmiştir.

Ama sanılmasın ki, herkese söz hakkı demek saldırgana saldırı hakkı tanımak demektir. HDP’ye saldıranlar bilsinler ki, HDP’nin özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür. Saldırdıklarında beyinlerine ineceğiz. Fiilen saldırırsan senin de Doğu Perinçek.

Zorba polis gücüne sapanla karşı koyan yürekli Berkin’imizin ruhu bize yol gösteriyor.

 

Gün Zileli

15 Mart 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

ÇYDD Genel Merkezi’nin, imzalarının kendilerinden izinsiz atıldığına ilişkin açıklaması aşağıdadır (metin kopya edilemediğinden linkini veriyorum):

 

http://www.cydd.org.tr/

 

 

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI