Yastaki İnsanların Üzerine Saldırı Emri Veren Efkan Himmler…

Heinrich-Himmler-9339448-1-402efkan-ala-icisleri-bakani

 

 

 

Şu linki izleyiniz:  http://capul.tv/berkin-elvanin-cenazesine-ilk-saldiri-12-03-2014/

 

İzlediniz. Nedir manzara? Her yaştan, her toplumsal kesimden, kadın, erkek, çocuk bir milyon yas tutan insan daha yarım saat önce çocuklarını, Berkin’lerini toprağa vermiş ve Osmanbey’e gelmişler. Karşılarında dört toma ile bunların arkasında, gaz maskelerini, biber gazı atan tüfeklerini kuşanmış robocop denen polis güçleri mevzilenmiş bekliyor. Taksim Dayanışma’sına ait bir otobüsün üzerinde biri megafonla bir konuşma yapıyor. Ceren ve Devrim’le birlikte CHP Şişli örgütünün karşı kaldırımına düşen bir tostçuda ağrıyan belimizin sızısını biraz olsun dindirmek için oturmuş, dinleniyoruz. Dükkâna gireli daha beş dakika olmamıştı ki saldırı aniden başladı. Hiçbir uyarı yapılmadan hem de. Geçen Eylül ayına kadar katıldığım gösterilerde polis şefleri usulen “dağılın” uyarısı yaptıktan sonra başlardı polis saldırısı. Bu “yenilik”, öyle sanıyorum ki, yeni Polis Bakanı’ndan kaynaklanıyor.

 

Tost dükkânının içi ana baba gününe döndü. Masalar devrildi. Yerlere yıkılanlar oldu. Portakal sandıkları devrilip portakallar yerlere saçıldı. Bir an dışarıya ilişti gözüm. Dışarıda gazdan göz gözü görmüyordu. İçeriye yoğun bir şekilde gaz doldu. Dükkân sahipleri kapıları kapatıp otomatik kepenkleri indirince içeri dolan gaz daha da boğucu oldu. Karşımızda oturan genç bir kadın kalbini tutmuş, “kalbim, ölüyorum” diye bağırıyordu. Arkadaşlarının söylediğine göre astım hastasıymış. Kusanlar vardı. Herkesin gözleri kıpkırmızıydı. Tostçunun içindeki mahşer manzaralarını fazla uzatmasam iyi olur. Gezi’nin en yoğun gösteri ve çatışmalarında bile böyle yoğun bir gaz kullanımı görmedim. Atılan biber gazı, sanırım Gezi’dekinden daha etkiliydi ve biber gazı kullanımı bana kalırsa üç dört misline çıkarılmıştı. Polis Bakanı’nın getirdiği “yenilik”lerin en önemlilerinden biri de buydu sanırım.

 

Dükkânın kepenkleri on beş dakika kadar sonra açıldı ve dışarı çıktık. Yerde bir kadın ayakkabısının teki vardı. Çok dokunaklı bir manzaraydı. Bir an için eğilip alayım dedim. Sonra vazgeçtim. Belki sahibi sonradan gelip ayakkabısının tekini arayabilirdi. Bir tarafta ayakkabı kutuları, diğer tarafta bu ayakkabı kutularını korumak üzere örgütlenmiş polis vandallığının sembolü bir kadın ayakkabısı.

 

Teşvikiye’nin ara sokaklarından Kabataş’a indik yürüyerek. O zamandan beri düşünüyorum. Herhalde ölüsünü yeni gömmüş yas tutan kalabalık bir kitleye acımasızca saldırılmasının tarihteki örnekleri çok da fazla değildir. Bunun emrini veren Polis Bakanı’na ne demeli? Evet evet Efkan Himmler demeli. Heinrich Himmler, yas tutan insanların üzerine saldırı emri vermiş midir bilmiyorum ama aslında temelde çok büyük benzerlikler var. Üstelik bana soracak olursanız, binlerce insanı gaz odalarına göndermekle üzerlerine gaz sıkmak arasında özünde bir fark yoktur. Her ikisi de aynı acımasız emirlerle yerine getirilir. Her ikisi de savunmasız insanları hedef alır. Evet, biber gazı doğrudan bir kitle imha aracı değildir ama doğrudan ya da dolaylı olarak insanların ölümüne yol açan (yani insan imha eden) biber gazı gibi bir silahı bu kadar fütursuzca kullanma emri veren birinin, yarın aynı emri daha ağır kitle imha araçlarının kullanıma sokulması yönünde vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Acımasızlık aynı acımasızlıktır. İktidar yozlaştırdığı gibi acımasızlıkta da sınır tanımaz.

 

Zaten bu Polis Bakanı’nın yayınlanan tapeleri de nasıl bir insan olduğunu, nasıl bir fütursuzluk içinde bulunduğunu, iktidarı savunmak için her türlü melaneti işlemekte bir an bile tereddüt etmeyeceğini çok açık biçimde ortaya koyuyor. “Valisi”ni çocuk azarlar gibi azarlamasından; onu, “burada yok öyle biri de” diyerek yasa dışı işlemler yapmaya davet etmesinden; ifadesi alınacak polis görevlisi için çağrıda bulunan savcıya ilişkin olarak, “iki adam gönderip örgütten aldırırız onu” demesinden; otoriter, haşlayıcı, küçük dağları ben yarattım kibrinden bu kişinin tam görevine uygun olduğunu anlamak mümkündür. Gelen gideni aratırmış. Şu bizim boyunsuz Muammer Güler bile bunun yanında daha sevimli kaldı.

 

Hem görevine hem de Himmler soyadına uygun. 1923 yılından beri Nazi hareketi içinde yer alan Himmler, adım adım yükseldi ve SS şefi olarak Hitler’in gözüne girdi. Hitler, iktidarı ele geçirmesinde en büyük araç olarak kullandığı Röhm’ün liderliğindeki SA’ları 1934’te temizlemeye karar verdi. Bunu yapabilmesi için polis gücünün (Gestapo) yönetimini güvendiği, acımasız birine vermesi gerekiyordu. SS lideri Himmler bu iş için biçilmiş kaftandı. Röhm ve adamlarının ve SA’ların temizliğini, esasen Hitler ve Himmler kararlaştırdı. “Uzun bıçaklar gecesi”ni bilfiil yürürlüğe koyan Himmler oldu. Bir gece ansızın evlerinde baskına uğrayan Röhm ve adamları, Himmler’in SS’leri tarafından öldürüldü.

Bundan sonrası da bilinir. Başta Yahudiler olmak üzere yüz binlerce insanın ölüme gönderildiği toplama kamplarının mimarı ve şefi de Gestapo’nun başı Himmler’dir. Nazilerin yenilgiye gitmeye başlamasıyla Hitler’le Himmler’in yolları ayrıldı. Hitler, birçokları gibi Himmler’i de “vatan hainliği”yle suçladı. Nazilerin yenilmesinden bir süre sonra yakalanan Himmler, ağzında sakladığı arsenik tüpünü patlatıp yutarak intihar etti.

 

Bazı arkadaşlar, Polis Bakanı’na “Himmler” adını takmamı abartma olarak görüyor. Faşizmin spesifik bir olay olduğu kanısındalar. Tarihte hiçbir olay aynıyla tekrarlanmaz ama ana eğilimler birbirine benzemektedir. Faşizmin belirleyici ana eğilimi, direnen (ya da direnmeyen bile) insanları amansızca ezmektir. Farklı tarihi koşullarda bu ezme, farklı biçimlerde tezahür eder. Bugünün dünyasında, açıkça totaliter birkaç ülke dışında hiçbir ülkede Nazi düzeninin totaliter özelliklerini eksiksiz bir şekilde bulamayız ama ana eğilimlerini tespit edebiliriz. Üstelik, unutmayalım ki, Naziler iktidara geldikten sonra bile, Reichstag yangınına kadar (hatta ondan sonra bile bir süre) Hamburg-Altona’daki işçi mahallelerinde, evlerin pencerelerinde kızıl bayraklar dalgalanıyordu (bkz. Jan Valtin, Karanlığın Ötesinde, çev: G. Zileli, Kibele, 2009).

 

Şu anda bizim “uzun bıçaklar gece”mize doğru hızla ilerliyoruz. Muhtemelen yerel seçimlerden sonra başlatacaklar bunu. Ama bir şeye daha ihtiyaçları var. İktidarı tam olarak ele geçirmelerini (Naziler) ya da elde tutmalarını (AKP) sağlayacak şekilde sokağı kitle hareketlerinden sivil gruplar arasındaki (1970’li yıllardaki gibi) çatışmalara çekmek. Bunun ilk provasını palalıları vasıtasıyla Gezi sırasında yapmışlardı. İkinci provayı dün sergilediler. Bir milyon insanın vakur yürüyüşünden ve Berkin Elvan’ın ölümüyle vicdanı yaralanan toplumun ayağa kalkmasından çok rahatsız olmuşlardı. Acilen bir şeyler yapmaları gerekiyordu. Önce “DHKP-C’lilerin gece polis kılığına girip cinayet işleyeceği”ne ilişkin tweetler dolaştırıldı ortalıkta. Gece de haber geldi. Okmeydanı’ndaki çatışmada “milliyetçi” bir genç öldürülmüştü. Nasıl olmuştu bu? Eli sopalı ve alelacele toplandığı anlaşılan sağcı bir grup, kör gözüm parmağına, Halk Cephesi’nin güçlü olduğu ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeye baskın yapmış ve silahlı çatışma çıkarmıştı. Normal olarak bir sağcı grubun “arı kovanı”na böylesine fütursuzca çomak sokmayı düşünmeyeceği açıktır. Bu sağcı grubu, kasıtlı olarak çatışma çıkartmak üzere oraya süren kimdir? Kim olacak, açıktır ki, AKP’liler, MİT ve polistir. Böyle bir çatışmaya, hatta ölüm olayına ihtiyaçları vardı, durumu biraz olsun dengelemek için. Tabii, Polis Bakanı’nın buradaki kişisel rolünü tespit etmek şimdilik imkânsız.

 

Seçimlerden sonraki “uzun bıçaklar gecesi”ne hazır olalım.

 

Ardından “Reichstag yangını” gelecek.

 

Tabii o zamanki Alman Komünist Partisi’nin yaptığı gibi, sosyal demokratları esas düşman alma hatası yapılmaz da Türkiye’deki halk kitleleri Kürdüyle Türküyle dün haykırıldığı gibi “faşizme karşı omuz omuza” verirse, sıra ona gelmeden alaşağı edilebilirler de.

 

Tarih tekerrürden ibaret değildir.

 

Arkadaşlardan gelen bilgilere göre yazıya ilişkin birkaç düzeltme ve ekleme yapmam gerekiyor. 

1. Yazıda, “her yaştan, her toplumsal kesimden, kadın, erkek, çocuk bir milyon yas tutan insan daha yarım saat önce çocuklarını, Berkin’lerini toprağa vermiş ve Osmanbey’e gelmişler” denmektedir. Burada bir algılama ve bilgi hatası vardır. Arkadaşların bildirdiğine göre, polis saldırıya geçtiği sırada, esas yürüyüş kolundan ayrılan ve Feriköy mezarlığına gelen büyük bir kalabalık cenazeyi toprağa vereli bir dakika bile olmamıştı. Büyük bir ihtimalle, bu büyük kitlenin esas yürüyüş koluyla yeniden birleşmesini istemediler ve ayrıca, cenazeye saldırıyormuş gibi bir görüntü çıkmasın diye Berkin’in toprağa verilmesini beklediler.  

2. Yazıda gaz bombasından söz ediyorum ama plastik mermilerin sözü edilmemiş. Oysa yukarıda verdiğim linkteki görüntüler bile bunu apaçık gösteriyor. İnsanların üzerine yoğun bir şekilde plastik mermi sıkıyorlar. Zaten orada, en ön saflarda bulunan arkadaşlar da bunu teyit ediyorlar. Sanırım, Himmler’in üçüncü “yeniliği”, polise daha önce görülmemiş ölçüde  plastik mermi sıkma talimatı vermiş olmasıdır. “Plastik mermi” adı her ne kadar bu mermiler yumuşak şeylermiş gibi bir izlenim yaratıyorsa da gerçek bu değildir. Bu mermiler göz çıkarabilir, deriyi yarıp ete saplanarak ciddi yaralanmalara yol açabilir. Hatta daha hayati yerlere geldiğinde öldürebilir bile ve bunlar yaşanmıştır da. Sosyal medyada plastik mermiyle ciddi şekilde yaralanmış direnişçilerin fotoğrafları sık sık yayınlanmaktadır. 

 

 

Gün Zileli
13 Mart 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI