Tuncay Bilecen/Ukrayna’da Leninist rejim vardı da bizim mi haberimiz yoktu?

Açık Gazete’den alınmıştır.
YARD. DOÇ. DR. TUNCAY BİLECEN – Ukrayna’daki olaylar 21 Kasım 2013 tarihinde Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayacağını duyurması üzerine başladı.
25-02-2014, Salı
Birkaç üniversiteli gencin Kiev Özgürlük Meydanı Maydan’da Yanukoviç’in bu kararını protesto etme girişimine polis şiddetle karşılık verince mevcut yönetiminden rahatsızlık duyan yüz binlerce kişi alana akın ederek meydanı işgal etti. Aslında Kiev’de Kasım ayında başlayan olaylar Gezi sürecini çok andırıyordu. Gezi Parkı’na AVM yapılmasını protesto eden gençlere polis çok şiddetli müdahale etmiş, bu görüntüleri izleyen halk Taksim meydanını doldurarak polisle karşı karşıya gelmişti. Gezi sürecinde çokça sözü edildiği üzere mesele üç beş ağaç değildi. Toplumun değişik kesimleri AKP iktidarının otoriter rejimine isyan ediyordu. Kiev’deki durum da çok farklı değildi. Halkın isyanı, AB anlaşmasının imzalanmamış olmasından ziyade baskıcı iktidara yönelikti. Yolsuzluk ve yoksulluk sarmalındaki Ukrayna’da ekonomik durum her geçen gün kötüye giderken iktidarın halk üzerindeki baskısı da her geçen gün artıyordu.Ukrayna’da ne oluyor sorusuna yanıt vermek için Ukrayna’nın tarihine ve bu tarih içerisinde özellikle Rusya ile kurduğu vesayet ilişkisine iyi bakmak gerekiyor. Maalesef Türkiye’de mesele bu tarafıyla ele alınmadığı için Kiev’de başlayıp ülkenin geneline yayılan isyan sınıfsal karakteri üzerinde tek satır karalanmadan, AB ve ABD’nin tezgâhladığı, aşırı milliyetçilerin, faşistlerin piyon olarak rol aldığı bir darbe girişimi olarak sunuldu. Enerji nakil yolların üzerinde yer alması, verimli tarım arazilerinin zengin maden yataklarına sahip olması Ukrayna’yı Rusya ve Batı cephesi arasındaki çıkar hesaplarının odağında tutuyor. Batılı devletler bu ayaklanmaya destek vermiş olabilir, göstericiler arasında sağcı, ırkçı, faşist grupların yer aldığı da doğru. Ancak meseleyi sadece bu boyutuyla aktarma kolaycılığına kapılmak Ukrayna’da neler olup bittiğini anlamaya yetmiyor. Burada şu soruları sormamız gerekiyor; yüz binlerce insan -20 derecede AB ve ABD kışkırttığı için mi meydanları doldurdu? Göstericilerin hepsi ırkçı, faşist düşünceyi mi savunuyor? Erdoğan’ın Gezi’nin arkasında “faiz lobisinin”, “dış mihrakların” bulunduğu söylemine kahırlananlar üç beş gazete yazısı okuduktan sonra Ukrayna’da dış güçlerin tezgâhladığı darbe girişimi var diyebiliyor. Bu yaklaşım içerisinde olanlarda anlam veremediğim bir başka tutum ise AB ve ABD’yi emperyalist olarak teşhir etmelerine karşın bu hususta Rusya’ya ilişkin tek bir kelam etmemiş olmaları. Burada bir “ehven-i şer” mantığı yürütmek istemiyorum ama Ukrayna’yı kapitalizmden koruyup kollamak isteyenlere Ukrayna’da zaten kapitalizmin en vahşisinin yaşandığını hatırlatmak isterim.

“Bu Gezici bir ayaklanma değil ‘gerici’ bir ayaklanma” saptamasıyla Türkiye’deki sol neşriyat büyük ölçüde Ukrayna’daki olayları fanatik milliyetçilerin başkaldırısı olarak yorumladı. (Bu durumda Yanukoviç hükümeti ilerici mi oluyor?) Oysa Maydan’da polisin öldürdüğü ilk genç Sergey Nigoyan adında bir Ermeni idi. Özel kuvvetler Berkut’un akıl almaz şiddetiyle öldürülenler arasında Belarus’lu, Gürcü birçok genç bulunuyor. Bu nasıl fanatik Ukrayna milliyetçiliği ki Ukraynalı olmayan birçok kişi de peşinden sürüklüyor? Esasında Türkiye’den bakıldığında, solun meseleyi gerici/faşist/emperyalizm yanlısı bir ayaklanma olarak okumasının arkasında “niye sosyalist değil?” iç geçirmesi var. Hani sosyalist karakterli bir kalkışma olsa bir anda söylemler değişebilecek. Öte yandan Maydan’daki geniş yelpazenin içinde sosyalistler, anarşistler de var. Ancak diğer gruplara nazaran bir hayli cılız oldukları da bir gerçek.

Gezi ile Maydan’ı kıyaslayan analizlerde, Gezi’den farklı olarak Maydan’daki göstericilerin belli siyasi partilerin güdümünde olduğu belirtiliyordu. Gerçekten de Kasım ayından bu yana, Batkivşçina (Vatan) partisi lideri Arseniy Yatsenyuk, Udar (Darbe) partisi lideri Vitaliy Kliçko ve Svoboda (Özgürlük) partisi lideri Oleg Tyagnibok Maydan’dan çıkmadılar. Zaman zaman Yanukoviç’le yapılan görüşmelerde arabuluculuk rolü de oynadılar. Fakat Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü’nün Maydan’da yaptığı anket kitlenin sadece % 8’nin bu üç partiden birini desteklediğini gösteriyor. Göstericilerin % 91’i meydana hiçbir siyasi organizasyona katılmadan, bireysel tercihi ile geldiğini söylüyor. 18 Şubat’ta Ukrayna özel kuvvetleri Berkut’un (kartal manasına geliyor) düzenlediği operasyonla onlarca protestocuyu öldürmesinin ardından halkın bu üç muhalefet liderine güveni daha da azaldı. Protestocular, “halk polisle çatışırken siz nerdeydiniz? Şimdi neden kahraman gibi sokaklarda yürüyorsunuz?” diye sitem ediyor. Bugün Kiev’de kamuoyu hapisten çıkan Timoşenko da dahil olmak üzere eski politikacıların hiçbirine güven duymuyor.

Gezi direnişi sırasında sokaklarda eylemci avına çıkan eli sopalı/palalılar Ukrayna’da da sahne aldılar. Bu kişilerin büyük bir kısmı kriminallerden oluşuyordu. Eylemciler hastanelerden alınarak dövüldü ya da öldürüldü. Yanukoviç’i eleştiren gazeteci Tatiana Chornovol öldüresiye dövülerek sokağa bırakıldı. Çırılçıplak soyulan bir eylemcinin polisler tarafından nasıl taciz edildiğinin görüntüleri basına yansıdı. Ukrayna günlerce sokaklardaki cadı avının tedirginliği yaşadı. Buradan bakınca belki abartı olarak gelebilir ama sırf Ukraynaca konuştuğu için yahut Ukrayna bayrağının renklerini taşıdığı için dövülen onlarca insan vardı. Çoğu kişi başına bir iş gelir korkusuyla karşılaştığı yabancıyla Ukraynaca yerine Rusça konuşmayı tercih etmeye başladı. (Kendi ülkesinde kendi dilini konuşamayan insanların ruh halini düşünebiliyor musunuz? Yanukoviç’in Eğitim Bakanı bile okullarda Rusça’nın yaygınlaşması gerektiğini söylüyordu.) Olaylardan bu yana kayıp olan eylemci sayısı otuzun üzerinde. Bir kısmının işkence görmüş cesetleri ormanlık arazilerde bulundu. Bazı göstericiler bu işkencelerden sağ kurtuldular. Onların bir kısmı da çareyi yurt dışına kaçmakta buldu.

Ukrayna milliyetçiliğinin mayalandığı yer ülkenin Ukraynaca konuşulan batısı… Rusça konuşulan doğuda ise biz Ruslarla kardeşiz söylemi hakim. Yanukoviç’in en çok oy aldığı bölgeler de doğudaki bu iller idi. Ülkedeki % 17’lik Rus nüfus büyük oranda doğuda ve özerk Kırım’da yaşıyor. Rusların Tatarların yaşadığı bölgeye gelmesi ise Stalin’in malum Ruslaştırma politikasının bir sonucu. Ukrayna’daki aşırı milliyetçiler Svoboda Partisi’ni destekliyor. Partinin adının “özgürlük” olması tesadüf değil. En çok kullandıkları slogan “Ukraynalılar Rus değildir, Ukrayna Rusya değildir” şeklinde. Ukrayna’daki olaylar konuşulurken sıkça adından söz edilen bu partinin oy oranı % 10 civarında. Aşırı milliyetçilerin eylemlerine ilişkin basında bazı haberler yer aldı. Bunlardan biri milliyetçilerin Hitler hayranı olması idi. Basına Hitler fotoğrafı olarak servis edilen fotoğraf fotomontaj çıktı. Bir başka fotoğrafta ise Hitler selamı veren bir eylemci vardı. Daha sonra bu kişi yakalandı ve hükümet tarafından gönderilen kriminallerden biri olduğu anlaşıldı. Saçlarını kazıtmış göstericilerin neo-Nazi olarak takdim edildi. Ancak unutulmamalı ki Ukrayna’daki erkeklerin geleneksel saç kesim şekli ulusal marşlarında da geçen Kozak saç şeklidir. Bir başka iddia ise göstericilerin Yahudi düşmanı olduğu yönündeydi. Yahudi Kongresi Başkanı (VYEK) ve Avrupa Yahudi Parlamentosu (EJP) Eşbakanı Vadim Rabinovich gösteriler sırasında herhangi bir anti-semitist olayla karşılaşmadıklarını belirtiyor. Ukrayna’da gösteriler sırasında Moskova Patriğine bağlı kiliseler ile Kiev Patriği’ne bağlı kiliseler arasında bile söz düelloları yaşandı. Kiev Patriği’ne bağlı din adamları Maydan’da göstericilerin yanında yer alırken, Moskova Patriği’ne bağlı din adamları göstericileri dine karşı gelmekle itham ediyorlardı.

Ukrayna’daki milliyetçilik genellikle Rusya karşıtlığı şeklinde tezahür ediyor. Ülkenin geçmişinden bu yana Rusya’nın vesayetinde olması bu refleksin en önemli sebebi. Gösterilerin genel anlamda neden “milliyetçi” karakterde, sorusunun cevabı da burada yatıyor. Ukrayna’ya yolunuz düştüğünde Ulusal Tarih Müzesi’ni gezerseniz Rusya’ya duyulan öfkenin sebebini biraz olsun anlayabilirsiniz. Müzede 1921-1922 arasında yaşanan kıtlıkta, 1932-1933 ve 1946-1947 tarihlerindeki kıyımlarda ölen milyonlarca insanın anısı yaşatılıyor. Kiev’de sohbet ettiğimiz bir gazeteciye arkadaşım, “Stalin hadi neyse de Lenin büyük devrimciydi” dediğinde gazeteci yüzümüze hayretle baktı. “Biz asıl Lenin’i sevmiyoruz. Ne istedi güzel ülkemizden?” diye sordu. Onlarca göstericinin hayatını kaybettiği 18-20 Şubat günlerinin ardından Ukrayna’nın çeşitli yerlerinde Lenin heykellerinin yıkıldığı haberleri gelmeye başladı. Sadece iki günde yıkılan heykel sayısı 106 idi. İnsanlar tıpkı Saddam rejiminin yıkılmasının ardından gördüğümüz sahnelerde olduğu gibi hummaya tutulmuş gibi hınçlarını Lenin heykellerinden çıkardılar. Ülkenin devrilen devlet başkanı Yanukoviç idi fakat halk Lenin heykellerini deviriyordu. Halk Yanukoviç’i “eskinin” bir temsilcisi/sembolü olarak görüyor, ülkenin bu halde olmasını da eski sisteme bağlıyordu. Diğer taraftan ülkedeki Rusya yanlıları ve Rus nüfus ise Lenin heykellerinin bulunduğu yerlerde hükümete destek mitingleri yapıyordu. Bu atmosferde Türkiye solunun Ukrayna’daki gelişmeleri kendi özgünlüğü içerisinde değil de ırkçı gericilerin Leninist sistemi yıkması şeklinde değerlendirmesi solun hariçten gazel okuma geleneğinin bir başka örneği idi. Birkaç gün içinde Sol’da, Evrensel’de, Birgün’de, çıkan yazıların başlıkları bile durumu yeterince özetliyor. “Lenin’i bırakıp Merkel’e selam vermek”, “1920’ler Almanya’sı ile korkutan benzerlik”, “Faşistler saldırıyor, sosyalistler ‘Lenin’i koruyor.” Bu başlıkları okuyunca insan ister istemez, Ukrayna’da Leninist bir rejim vardı da bizim mi haberimiz yoktu, diyor. Ukrayna’nın kendine özgü koşullarını dikkate almadan Maydan’dan bir Gezi çıkarmaya çalışmak tutmayınca da bunların alayı faşist, ırkçı, gerici diyerek kestirip atmak şabloncu, ezberci bir tutum olmanın yanında olup biteni açıklamaya yetmiyor.

Özetlemek gerekirse, Ukrayna halkının derdi bizi bugüne kadar Rusya sömürdü, bundan sonra da AB ve ABD sömürsün değil. Batılı devletlerle Rusya arasında yaşanan güç savaşının satranç tahtasına dönen bu coğrafyada milyonları alanlara taşıyan saik fanatik milliyetçilik değil, yolsuzluk ve rüşvet batağına batmış Yanukoviç’in otoriter tahakkümünden duyulan rahatsızlık idi. Bundan sonra Ukrayna’da eski sistemin yeni aktörlerle devam edip etmeyeceğine, Ukrayna’nın ikiye bölünüp bölünmeyeceğine, göstericilerin öfkesinin milliyetçi bir heyulaya dönüp dönmeyeceğine, halkın önünde yeni bir sayfa açılıp açılmayacağına sözünü ettiğimiz güç savaşının gölgesinde karar verilecek.

*

Bu yazı yazıldığı sırada parlamento Yanukoviç hakkında tutuklama kararı çıkardı. Göstericiler devrik başkanın malikanesine girerek araba koleksiyonunu, hayvanat bahçesini, yapay gölünü, gösterişli altın kaplama mobilyalarını gözler önüne serdiler. Avrupa’nın en yoksul ikinci halkının (Birinci Moldova) lideri zevk-i sefa içinde bir yaşam sürüyordu. Yanukoviç’in diş doktoru olan oğlu ülkenin en zengin işadamlarından birisi. Bu arada ülkede en az maaşı (yaklaşık 2500 Grivna) doktorların ve akademisyenlerin aldığını da belirtelim.

_______________________

UKRAYNA’DA AYAKLANMA FOTOLARI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

http://www.kiis.com.ua/?lang=eng&cat=reports&id=226&page=1

http://www.telekritika.ua/pravo/2014-01-29/89896

http://www.pravda.com.ua/rus/news/2014/02/19/7014638/

http://tsn.ua/politika/bulatova-rozip-yali-ta-vidrizali-vuho-vikradachi-z-rosiyskim-akcentom-332194.html

http://gazeta.ua/articles/politics/_u-period-protestiv-v-ukrayini-ne-bulo-serjoznih-vipadkiv-antisemitizmu-rabinovich/544054

http://memorialholodomors.org.ua/en

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI