Ukrayna… Ya şimdi?

10_bin_kisi_meclise_yuruyor13927248110_h1129047ukrayna-jpg20140220131732

 

Ukrayna’da ayaklanan halk, kendini zırhlı polisleriyle ve insanların üzerine dürbünlü tüfeklerle ateş açan özel polis timleriyle savunmaya çalışan diktatörleri devirdi. Bu, zalimleri yıkmayı kafaya koyan bir halkın karşısında hiçbir silahlı gücün duramayacağını, bütün bunların “kâğıttan kaplan” olduğunu gösteren yeni ve parlak bir örnektir ve bütün dünya halklarına moral vermiştir. Bu arada, ayaklanmanın faşist olduğuna ve isyanın sağcı partilerin önderliğinde yürütüldüğüne dikkat çekip polisin cinayetlerine, keskin nişancıların “keklik avlar” gibi halkın üzerine ateş açmasına tek laf etmeyenleri de tarihe havale edelim. Bundan sonra Türkiye’de özgürlük ve demokrasi adına yapacakları hiçbir beyan inandırıcı olmayacaktır.

Gelelim Ukrayna’daki bugünkü duruma. Halk, diktatörleri devirdi ama diktatörler biter mi acaba? Sakın diktatörlüğü yıkanların içinden yeni diktatörler çıkmasın? Sakın polise karşı direnen o kahraman insanlardan bir kısmı yeni ve zorba bir polis gücünün unsurlarına dönüşüyor olmasın? Sakın dünkü mazlumlar zalime, dünkü zalimler mazluma dönüşüyor olmasın? Sakın Ukrayna’nın, burada izah edilmesi uzun sürecek tarihi koşullarının yarattığı sağcı, ırkçı, anti-semitist, maço, faşist eğilimler şimdi Ukrayna halkının başında boza pişirmeye başlamasın? Sanırım, Ukrayna isyanının başladığı günden beri diktatörlerin safında yer alanların, “ama ayaklananlar faşist” argümanlarının o somut anda, diktatörlüğe karşı mücadele eden insanları arkadan vurmak anlamına geldiği için bugüne kadar karşı çıkmış olsak da, artık bu argümanlara kulak vermemiz gerekiyor.

Yeni efendilere karşı yeni bir mücadele döneminin başladığı açıktır.

Ne yazık ki ve ne mutlu ki, devrim ve özgürlük öyle kolay kazanılan bir şey değil.

 

Gün Zileli

23 Şubat 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

Talep üzerine, dün Mülayim Sert arkadaşa yazdığım mesajı burada da yayınlıyorum: 

Mülayim Sert arkadaşım, toplumsal hareketlere senin gibi bakacak olursak, hiçbir yerde hiçbir hareketi destekleyemeyiz ve sonunda düzenin köşesinde yaşar gideriz. LBGT yok diye veya senin özlediğin (ki bunu özlemen güzel bir şey) toplumsal düşünceler harekette görünür değil diye bakılır mı bir toplumsal harekete. İşin esasına bakmak gerekir. Geçmişten birkaç örnek verecek olursam, Çerkes Etem, haydutun ve kıyıcının tekiydi ama merkezi devlet gücü karşısında köylü direnişini temsil ediyordu. Kronstadlılar’ın içinde anti-semitist duygular olduğunu Paul Avrich anlatır, ama bu, merkezi diktatörlüğün karşısında Kronstadtlıları desteklememize engel değildir. Mahno hareketi deniyor. Bu hareket de, öyle saf bir şey değildi. Bu harekette de kıyıcılık ve anti-semitizm vardı. Hatta bizzat Mahno anti-semitizmle suçlanmıştır. Mahno bunu reddetmiştir ama ben bunun o kadar da gerçek dışı olmadığını düşünüyorum. Buna rağmen Mahno hareketi Sovyet devleti karşısında haklıydı ve desteklenmesi gerekirdi. Alman Komünist Partisi, Stalinistlerin yönetimindeydi ama Nazilere karşı desteklenmesi gerekirdi. Macar 1956 devrimi’nin içinde gerçek karşıdevrimciler de vardı. Hatta bunlar ayaklanma olur olmaz, sürgünde oldukları Avusturya sınırından giriş yaptılar. Ama bu, Macar devriminin Stalinistler ve SB işgalcileri karşısındaki haklılığını ortadan kaldırmaz. 1968 Prag baharı hareketinin içinde çok sayıda batı kapitalizmi yanlısı da vardı ama bu, bu hareketin SB işgalcileri karşısındaki haklılığını ortadan kaldırmadı. En son Gezi’ye geleyim. Gezi’nin içinde beyaz Türklerden, yoğun ulusalcı nüfustan, Türk Solu gibi ırkçılardan, MHP’lilerden çok sayıda mevcuttu. Ortalık Türk bayraklarından geçilmiyordu. Atatürk posterleri bolcaydı. Bu mücadelede en koyu Stalincilerle de omuz omuzaydık, polis şiddetine birlikte direndik. Sana yüzlerce örnek verebilirim. Pürist bakış insanı mücadeleyi kenardan seyretmeye sürükler ve daha kötüsü bu bakışın sonucu olarak işte o zaman kitle hareketi gerçekten sevmediğimiz, karşı olduğumuz ideolojilerin etkisi altına girer. Sen sanıyor musun ki, bugün yüceltilen 68 hareketi saf bir şeydi. Kemalist etkiyi anlatsam aklın durur. Bu, Mahir’lerin, Deniz’lerin savunmalarına bile yansımıştır. Milliyetçi etkiler de keza. Ama biz bugün değerlendirirken onların o hatalı yanına mı vurgu yapıyoruz, yoksa devrimci yönü mü bizim için değerli. LBGT’den söz ediyorsun. Sana 1960′lardaki, 1970′lerdeki sol hareketlerde var olan homofobiyi anlatsam şaşarsın. Bugünkü faşistler bile bu homofobinin yanında hiç kalır. Ya da kadına bakış da öyle. E ne yapacağız, bunlar böyle diye tarihteki bu olumlu mücadelelere sırt mı çevireceğiz.

 

G.Z.

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI