O. Gürsel/KABATAŞ GÖRÜNTÜLERİ ve “FAYDALI APTALLAR”

Hep denir ya; “”% 99’u Müslüman!…” O kadar olmasa bile biz, sol, sosyalist, anarşist bir avuç insanın dışında, koca bir “İslamik dünya” var. Yine de nasıl oluyorsa, “burnundan kıl aldırmayan”, azınlığın, azınlığı olsak da biz ateist sosyalistler, bu çoğunluk “komşularımızı” bilgisel olarak çözümleyebilsek de, empati içeren bir duygu ile anladığımızı sanmıyorum.
Bir yerden başlamak gerekli; insan denilen yaratığın Tinsellik gereksinimini teslim ederek, yabancılaşmış bir tinsellik de olsa İbrahimi Dinlerin, insanların-kitlelerin algısında hem de ölümcül önemde olduğunu kabul etmek zorundayız. Teslim olmadan, boyun eğmeden! Bu “dinsel” dünyaya ait inanç-ibadet özgürlüğü ile birlikte her bireyin de insani-özgür bir hayatı sürdürme imkanı sunan ortak alanı keşfetmemiz gerekiyor.
Ama nasıl? Ortaya çıkmış alçakça yalanlar karşısında bile özür dilemek bir yana, yalan olduğunu ortaya çıkaranlara, yazanlara utanmazca saldıran “zihniyet” ile artık asgari bir diyalog olsun mümkün görünmezken…
*
“Kabataş görüntüleri” sonrası atılan nutuklara, yazılanlara bakıldığında bu “kabulün” tepelerden, malum temsilcilerden başlayamayacağı bir kez daha kanıtlanmıştır. İslam-din-iyilik-dürüstlük söylemlerinde mangalda kül bırakmayan adam ve kadınlar, “iktidarın-kazanımların” kaybedileceği korkusuyla bilinen yalanlarını gözümüzün içine bakarak sürdürebiliyorlarsa, “acilen”, normal, dindar-inançlı insanlar ile bu “iktidar-güç-para” manyaklarının birbirinden ayrılabilmesini sağlayacak politikalar üretmek zorunlu görünüyor. (Bilindiği gibi CHP bunu AKP’lileşerek yapmaya çalışıyor! )
Niyet en başta söylenmeli; Klasik Din’e- Dinciliğe karşı olunabilir ama bir “dindara” karşı olunamaz. Türbana karşı olunabilir ama bir türbanlıya karşı olunmaz… Birlikte yaşıyoruz; bir filmde adam “tanrı var mı yok mu bilmiyorum, önemli olan bu dünyada nasıl geçindiğimiz” diyordu. “İyi geçinmenin” dinsel ve dünyevi ortaklaşabilecek yöntemlerini bulmamız gerekiyor. En azından önümüzdeki 50 yıl için!
*
“Kabataş görüntüleri” ve “Camide içki içme” kurgu yalanları, iktidarın insanlık suçu işlemeye ne kadar yatkın olduğunun kanıtlarıdır. İktidarcı-Dinci siyaset, konumunu sürdürmek için binlerce insanı birbirine öldürtmekten çekinmeyeceğini göstermiştir. “Evde zorla tuttuğu” iddia edilen yüzde elliyi, aslında bu iki “kışkırtıcı” yalanla, gezi isyancılarını linç etmeye çağırdığı bugün kanıtlarıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Önümüzdeki aylarda iktidarı kaybetme olasılığı büyüdüğünde yalan ve kışkırtma içeren yeni “özgün” provakasyonların da mümkün olduğunu düşünebiliriz; “17 Aralık” sonrası bu olasılık azalmış olsa da vardır ve her zaman “hasta” bir ruhun girdabına kapılmayacak bir toplumsal hayat kurmayı önemsemek zorundayız.
Ortaya çıkan “Kabataş Görüntüleri”, bir zamanlar bu hikayeyi uyduran ve arkasında saf tutanların, bugün utanç içinde başını eğmesini gerektirirken, yazılanlar, söylenenlere bakıldığında, tam tersine dinci siyasetin azgın bir utanmazlık-yalancılık gösterisine her daim hazır olduğu ve her koşul altında “kadın-kadınlık sömürüsünden” de vazgeçmeyeceğini göstermektedir; dün başörtüsü, “mazlum-mağdur” kadınları kullanan dinci siyaset, 12 yıllık iktidar sonrasında da hala aynı retoriğe sığınıp iç savaş çıkartabilecek başarısız provakasyon girişiminde suç üstü yakalanmışsa da kendine “ters” soru soran gazetecileri ” boynunu kırarım” bakışı ile sindirmiş, “herkesi kör ve sersem sanma” üzerine bir siyaseti sürdürebilmektedir.
İktidara gelirken “koçbaşı” gibi kullanılan kadınlarla olan “ilişkileri” ne tuhaf, ne acınası, ne gülünç! Arzularını, düşüncelerini sormayı akıllarına bile getirmedikleri kadınlara kendi “erkek geleneklerini” dayatan bu bıyıklı adamlar iktidarda kalmak için de kadın üzerinden iç savaş kışkırtıcılığı yapıyor! Kadınları örtme-kapatma, başını-bakışlarını eğdirme çabaları, onları canlı, canlı “mezara gömme” niyetleri yetmezmiş gibi, zalim bir teşebbüste de bir “kadına”, yalanlara sığınıyor.
*
“Yetmez ama Evet” çiler kendi naif, sığ siyasal körlüklerinin bedeli olan utançtan paylarını aldılar. (En fazla utananlar, en fazla insan kalmaya çalışanlardı;kişisel çıkar amaçlılar, zaten ‘utanç’ sözcüğü ile alakalarını çok önceleri bitirmişti.) Bu “yetmez ama evet” çiler çok sonra tanımlandılar; “Faydalı Aptallar!” Gün gelecek, AKP savunucusu siyasetçi, yazar-kadınlar da mı (baş örtülü veya baş örtüsüz; sanırım öncelikle baş örtüsüzler!) bu sınıfa girecek!
O. Gürsel

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI