Ukrayna…

acab

(A.C.A.B.= “All Cops Are Bastard” – “Tüm Polisler Orospu Çocuğudur”)

 

BgyxogzIEAE7D2T

Ukrayna’daki ayaklanmaya, öyle görünüyor ki, solumuz, “Avrupa Birliği yanlısı” ya da “sağcı” olduğu gerekçesiyle burun kıvırmakta ve gereken desteği vermemektedir. Bence bu bakış son derece yanlıştır. Ukrayna’daki ayaklanma, bugünkü devrimci ayaklanmalar kuşağının Batı Asya’daki devamı olarak görülmelidir. Tarihi açıdan da, ulusal açıdan da, toplumsal açıdan da böyledir bu.

Ukrayna, XX. yüzyılda devrimci ayaklanmalarla çalkalanmış bir ülkedir. Ukrayna halkı 1917 devrimini destekledi, Mahno’nun Ukraynalı köylü gerillaları, 1917’den sonraki iç savaş sürecinde, hem Beyazlara hem de merkezi Sovyet yönetimine karşı savaştı. İç savaş sonrasında, merkezi Sovyet yönetimi, diğer milliyetlere olduğu gibi Ukraynalılara karşı da ulusal baskı uyguladı ve Ukrayna halkını yıllarca Rus egemenliği altında tuttu. Ayaklanan Kronstadt bahriyelileri içinde çok sayıda Ukraynalı vardı ve ayaklanmanın lideri Petruçenko da bir Ukraynalıydı.

“Kulak”ların tasfiyesi adına Ukrayna köylülüğü ve Ukrayna ekonomisi yıkıma uğratıldı ve 1930’ların başında Ukrayna’da muazzam bir açlık sonucu yüzbinlerce insanın ölümüne sebebiyet verildi. Ukraynalı komünistlerin çoğu Büyük Temizlik sırasında otomatikman Ukrayna milliyetçisi olarak görülüp ortadan kaldırıldı. Güçlü kuvvetli Ukraynalı köylü kadınlar, 1930’lu yıllarda uydurma suçlarla (örneğin Sovyet aleyhtarı fıkra anlatmaktan 5 yıl) tutuklanıp Rusya’nın en uzak bölgelerindeki gulaglarda ağaç kesme, yol açma ve madenlerde çalışma vb. işlerine sürüldü (Bkz. Ginzburg, Anaforun İçinde; Buber-Neumann, İki Diktatörlük Altında; Erica Wallach, Geceyarısında Aydınlık). Buna rağmen Ukrayna halkı Nazi işgali sırasında direniş saflarında yer aldı, Nazilere karşı partizan savaşına omuz verdi. Naziler kovulduktan sonra Ukrayna yeniden hâkim Rus şovenizminin baskısı altına alındı; merkezi Sovyet yönetimi 1930’larda Ukrayna halkına uyguladığı baskı politikasını bundan sonraki yıllarda da devam ettirdi. Bütün bunlar, Ukrayna halkında, Rus hâkimiyetine karşı bir tepkiye, hatta Ukrayna milliyetçiliğine yol açtı.

Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra, Ukrayna Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet haline geldi ama uzun yıllara dayanan Rus egemenliği ve dominasyonu Ukrayna’da tamamen ortadan kalkmadı. Son ayaklanma, Rus dominasyonuna ve bu dominasyonun daha da artması tehlikesine karşı Ukrayna halkının hassasiyetinin bir göstergesidir. Bu direniş sırasında ortaya çıkan Rus karşıtı milliyetçi ve hatta sağcı tepkiler, işte bu hassasiyetten beslenmektedir. Keza, ayaklanmanın Avrupa Birliği’nden uzaklaşma noktasında çıkmasını da, Ukrayna’nın tarihi şartları içinde değerlendirmek gerekir. Ukrayna hükümetinin Avrupa Birliği’nden uzaklaşma kararı, Ukraynalıların gözünde, otomatikman Ukrayna’nın yeniden ve eskisi gibi Rusya’nın egemenliğine (ki halen de kurtulabilmiş değildir) gireceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, bu ayaklanmayı, Avrupa Birliği yanlılığı değil, Rusya karşıtlığı açısından değerlendirmek daha doğru olur.

Ukrayna’daki ayaklanma, orada atılan milliyetçi sloganlar (Gezi’de atılmadı mı sanki) ne olursa olsun, Ukrayna ulusal bayrakları ne kadar çok olursa olsun (Gezi’de de ulusal bayrak yok muydu, üstelik oradaki ulusal bayraklara abartarak sahip çıkan ulusalcıların Ukrayna ulusal bayraklarını “emperyalist işbirlikçiliği”nin delili olarak görmeleri bir hayli ilginçtir) Gezi gibi ayaklanmalarla aynı soydandır. Sonuçta bu ayaklanma da, karşısında biber gazlı, zırhlı, tomalı Ukrayna polisini bulmaktadır. Bir yanda halk vardır, diğer yanda ise polis.

Solcularımızın artık eski paradigmaları değiştirmelerinin zamanı çoktan gelmiştir de geçmektedir. Bugünün bölünmesi sol-sağ bölünmesi değil, iktidar-halk bölünmesidir ve bu bölünmenin tarafları olan çeşitli ülkelerin iktidarları ve polisleri nasıl aynı saftaysa, aynı bölünmenin çeşitli ülkelerdeki taraflarını oluşturan halklar da aynı saftadır, dolayısıyla birbirleriyle dayanışma halinde olmaları gerekir.

Son olarak: Bazı arkadaşlar, Lenin’in heykelinin yıkılmasına takılıyorlar. Oysa orada Lenin’in heykeli, proletaryayı değil, Ukrayna’daki Rus dominasyonunu temsil eder. Nasıl Kürdistan’da Atatürk heykeli Türk dominasyonunu temsil ederse. 1956 Macar Devrimi’nde de Stalin’in heykeli yıkılmıştı.

 

Gün Zileli

24 Ocak 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI