Doğan Tarkan…

dogan_tarkan-26_tem_ank_emre_tungu_1

 

Elbette, MDD’ci konuşmacılara bu özgüveni sağlayan en önemli şey, teorik üstünlükten çok, 1968 yılında yükselen öğrenci hareketleri ve büyük anti-emperyalist dalgaydı. Tezlerini, gençliğin anti-emperyalist mücadelesinde aktif olmak noktasında yoğunlaştıran MDD’ciler, böylece, yelkenlerini, yükselen gençlik mücadelesinin rüzgârıyla dolduruyorlardı. SD’ciler ise, bu konudaki ikircikli tutumlarıyla, gençliğin güvenini gün be gün yitirmekteydiler. Aslında, Türkiye’nin kapitalist olduğu, “milli burjuvazi” diye bir kesim olmadığı, “asker sivil aydın zümre” denen şeyin, Türkiye’nin yönetici bürokrat eliti olduğu yönündeki teorik tezleriyle, bir mitingde, SD’ci Doğan Tarkan‘ın bize karşı büyük bir inançla haykırdığı bugün gibi gözlerimin önünde olan, İspanya İç Savaşındaki anarşistlerin temel sloganlarından, “toprak köylünün, fabrika işçinin” sloganlarıyla (biz, “milli burjuvazi”yi ürküteceği gerekçesiyle bu slogana karşı çıkıyorduk) ve Çekoslovakya’nın işgaline karşı aldıkları doğru tavırla, bugün baktığım zaman, SD’cilerin, MDD’cilerin teorik tezleri karşısında daha bir üstünlükleri olduğunu düşünüyorum. Nitekim, içlerinde Sinan Cemgil, Hüseyin Cevahir, Necmi Demir, İlkay Alptekin (Demir), Hüseyin İnan, İbrahim Kaypakkaya, Hasan Yalçın gibi, daha sonraki dönemde en zorlu görevleri üstlenecek aktivistlerin de bulunduğu çok sayıda devrimci genç, eğer MDD’ci saflara gelmekte epeyce tereddüt etmişse, bunun nedeni, teorik tartışmada SD’cilerin daha tutarlı ve “sol” bir havalarının olmasıydı.”  (Gün Zileli, Yarılma 1954-1972, İletişim, 2002, s. 332)

 

Doğan Tarkan’ı 1960’lı gençlik mücadelesi yıllarından tanırım. Sol içinde hep ayrı yerlerde olduk. 1990’larda, Stalin sorununda birbirimize yakındık. İngiltere’de görüşmelerimiz oldu. SWP’nin kimi toplantılarında ve Sosyalist İşçi Grubunun haftalık tartışma toplantılarında zaman zaman bir araya geldiğimiz oldu. 2000’lerin başlarında, Kadıköy’de bir sahafta bir kere karşılaştık ve ayak üstü görüştük. Referandum sürecinde karşı karşıya geldik. Hakkında sert yazılar yazdım. Ama şunu söylemek isterim: Son beş yıldaki hatalı çizgisine rağmen, ömrünü bir devrimci olarak sürdürdü ve hayatı boyunca egemen düzenden hiçbir ikbal talebi olmadı, her zaman devrimci tevazuyla yaşadı. Bir yoldaşı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Siyasi ve ideolojik zemin kaygandır. Bu kaygan ortamda insan çeşitli hatalar yapabilir ama önemli olan, ayağımız kaysa da düşmemek, düşsek bile ikbal için karşı tarafa geçmemektir. Doğan Tarkan, hatalarından çok, sağlam karakterli bir sosyalist, bir devrimci olarak hatırlanacaktır. Başımız sağolsun.

 

Gün Zileli

25 Aralık 2013

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI