İktidar Bloku’nun Yükselişi ve Çöküşü…

 

Baştan alalım.

1990’lı yılların sonunda merkez sağ oy depolarına dayanan iktidar bloku’nun çökmesi üzerine, bu sefer yine sağda yer alan Milli Görüş’ün içinden dinamik bir ekip atak yaparak merkez sağa ve dolayısıyla iktidara adaylığını koydu. Eski merkez sağ döküntülerini de çevresinde toplayarak yeni bir İktidar Bloku oluşturdu. Bu İktidar Bloku’nun bileşenleri şunlardı: 1. Milli Görüş’ten kopan dinamik kadro (Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül); 2. Eski merkez sağ kalıntıları (ANAP ve DYP’den); 3. Fetullah Gülen cemaati; 4. Soldan devşirilmiş “sol-liberal” aydınlar kesimi.

2002 yılında iktidara gelen yeni İktidar Blok’u, ilk eylemini Hırant Dink’e karşı yaptı. O yıllarda MİT, Fetullahçı polis ve yargı, hatta devletin eski reflekslerini muhafaza eden asker kesim, Ermeni soykırımı konusunda, Hrant Dink’in şahsında bir saldırıya geçmekte ittifak halindeydiler. Cinayet el birliğiyle örgütlendi, fakat hemen sonrasında cinayet, devletin eski reflekslerini koruyan ulusalcı kesimin üstüne yıkıldı. İktidar Bloku böylece bir taşla iki kuş vurmuş oldu: Hem Hrant Dink susturulmuş oluyor, hem de bu cinayet, bu konuda en fazla yaygara kopartan ulusalcıların sırtına yıkılıyordu. Oysa cinayetin polis içindeki fiili örgütleyicileri AKP hükümeti tarafından terfi ettirilmiş ve bugüne kadar cemaatçi yargıyla el ele korunmuştur.

AKP iktidarı, 2007 yılında Ergenekon operasyonlarını başlatarak ulusalcı rakiplerini içeri attı. “Sol-liberal” aydınlar kesiminin de ideolojik plandaki yardımlarıyla belli bir süre işleri iyi gitti. Ne var ki, bir süre sonra, yargı ve polis içinde iyice örgütlenmiş Fetullahçı kesim, operasyonlarda baş çekmeye başladı ve İktidar Bloku’nun vurucu gücünü oluşturarak AKP iktidarını adeta geri dönülmez adımlar atmaya sürükledi. Bu vurucu güç, AKP iktidarının medya alanındaki mızrak ucunu oluşturan Taraf gazetesinin deyişiyle “postallı hocalar”a da saldırınca işin rengi değişmeye başladı ve “vesayet rejiminin tasfiyesi” propagandasına aldanan çok sayıda insanda tereddütler doğdu. Bu tereddütleri, iktidarın operasyonlarına direnme noktasına taşıyan ise, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması, hemen ardından da ODATV ve Devrimci Karargâh operasyonları oldu. Elbette bu tür tutuklama ve operasyonlarda da İktidar Bloku’nun Fetullahçı kanadı baş çekiyordu ama Tayyip Erdoğan ve hükümet de bu tutuklama ve operasyonları destekleyerek ortak oldu. Ancak bu tür operasyonlar, İktidar Bloku’nun bileşenlerinden “sol-liberal” aydınlar kesiminde ilk çözülme belirtilerini yarattı.

İktidar Bloku içindeki ilk büyük yarılma KCK operasyonlarıyla yaşandı. KCK operasyonlarında da baş çeken Fetullahçı kesimin bu operasyonları başlatırkenki esas amacı, Tayyip Erdoğan’ın sağ kolu durumundaki MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı içeri almaktı. Tayyip Erdoğan acil bir yasa çıkararak Hakan Fidan’ın yargılanmasını önledi ve bu andan itibaren İktidar Bloku’ndaki savaş iyiden iyiye açığa çıkmaya başladı. Çatlaklar derinleşiyordu.

Gezi İsyanı, İktidar Bloku içindeki çatlakları parçalanma noktasına getirdi. “Sol-liberal” kesim kendi içinde parçalandı. Murat Belge, Cengiz Çandar gibi isimler ve DSİP gibi sol eğilimli partiler AKP ile aynı safta gözükmeyi göze alamayarak İktidar Bloku ile bağlarını kestiler ya da asgariye indirdiler. Bir kısım “sol-liberal” ise, “sol-liberal” görüntüyü bile bir yana atmak zorunda kalarak Tayyip Erdoğan medyasının organlarına açıkça sığındılar (Yıldıray Oğur, Melih Altınok, Markar Esayan, vb.) Diğer yandan, toplumun tansiyonunu ölçmekte oldukça usta olan Fetullahçı kesim, parçalanmakta olan ve iç çelişkileri derinleşen İktidar Bloku’nu terk etmemekle birlikte, bu Blok içinde açık bir hâkimiyet savaşına girişti. Hükümet bu savaşı kabul etti ve Fetullahçı kesimi can evinden vuracak bir saldırı düzenledi: Özel dershanelerin kapatılması. Artık kılıçlar çekilmişti. Fetullahçı kesim bu saldırıya iki büyük saldırıyla yanıt verdi: MGK kararlarının açıklanması ve daha da büyük bir darbe olarak, halen içinde yaşadığımız son yolsuzluk operasyonu.

Son operasyon, İktidar Bloku’nun, sürtüşmelerden çatlaklara, çatlaklardan parçalanmaya ve parçalanmadan da çöküşe gittiğinin açık göstergesidir.

Bundan sonra ne olacaktır?

Hiçbir sistem kendini iktidarsız bırakmaz. Birinci olasılık, Tayyip Erdoğan ve hükümetinin kendini hızla toparlayıp eski yakın müttefiki Fetullahçı kesime karşı ikinci bir “Ergenekon” ya da iyice komik olacak ama bu sefer bir “Ötüken” operasyonuyla cevap vermesidir. Bülent Arınç’ın basın toplantısında belirttiği, “devlet içinde örgütlenmiş gizli bir odak” sözleri akla böyle bir operasyonu getirmektedir. Hükümet böyle bir operasyonu, 2007 yılında Ergenekon’u yutturduğu gibi yutturabilir mi halka? Bu pek ihtimal dâhilinde görünmüyor ama başka çaresi olmadığını gören iktidarların bu tür çılgınca işlere giriştikleri bilinmektedir. Böyle bir operasyon hükümeti kurtarabilir mi o da ayrı bir konu tabii.

İkinci ve bence daha galip ihtimal ise, çöken İktidar Bloku’nun yerine yeni bir İktidar Bloku’nun hazırlanmasıdır. Muhtemelen AKP, 2014 seçimlerinde bir hayli oy kaybedecektir. Eğer böyle bir durum olursa, bu sefer İktidar Bloku’nun değil, doğrudan iktidarın çöküşe gideceğini tahmin edebiliriz.

Yerine ne gelecektir? Yeni İktidar Bloku ne olabilir? Bunun CHP ve müttefikleri olacağını tahmin etmek o kadar da zor değildir. Kılıçdaroğlu’nun son Amerika gezisi, orada ABD yetkilileriyle, İsrail lobisiyle, Fetullah Gülen cemaatinden kişilerle görüşmeler yapmış olması oldukça dikkat çekicidir. Bana öyle geliyor ki, AKP hükümetinin dış politikasından memnun olmayan ABD, yeni bir alternatifin hazırlanmasına oldukça sıcak bakmaktadır. İçerideki büyük burjuva kesimlerinin iktidara karşı hoşnutsuzluğu da buna eklenmelidir. Tabii ki, Fetullah Gülen’in ABD ve İsrail ile olan yakınlığı da dikkate alınmalıdır.

Eğer durum böyleyse oturup yeniden düşünmek lazım. CHP iktidara mı yürüyor, yeni bir iktidar blokunun ana unsuru olmaya mı talip? CHP’nin hem piyasacılığa, hem de ulusalcılığa aşırı tavizkâr sağ politikaları, MHP’li adaylara sarılması, Sarıgül gibi Fetullah’a yakın unsurlara kapıları açması, ABD gibi bir dünya kapitalist hegemonik gücüyle yakınlaşması bu anlama mı geliyor? Şimdilik net değil ama CHP’nin iktidar olasılığı parladıkça sağa kaydığı ve gittikçe de kayacağı bir gerçek.

O zaman ne yapmak gerekir? Reçetelere gerek yok ama kısaca söyleyeceğim şudur:

Birincisi, AKP iktidarını tecrit etmeye ve zayıflatmaya devam;

İkincisi, Fetullahçı kesimle herhangi bir ittifaka girme eğilimine şiddetle karşı koymak ve bu halk düşmanı hizbi, aynı AKP iktidarına yapıldığı gibi topa tutmaya devam etmek.

Üçüncüsü, CHP’nin sağa kaymasına karşı çok uyanık olmak ve gelecek iktidar umutlarıyla sağa kayan CHP’yi hiç gözünün yaşına bakmadan hedef almak.

Ve tabii dördüncüsü, Gezi’yle artık somut ve canlı bir varlık olarak dünyaya gelmiş olan toplumsal devrimci hareketi, özinisiyatife ve özgürlükçü ademimerkeziyetçiliğe dayanan organik bir örgütlenmeye seferber etmek. Dar örgütler de, örgütsüzlük de, hele bugün, toplumsal devrim güçlerini atalete sevk eder ve şu ya da bu egemenin yedek gücü haline getirir. Geçmişte defalarca yaşandığı gibi.

 

Şu yazılara yeniden bakılmasını öneririm:

 

http://www.gunzileli.com/2011/10/08/solotest-zeka-oyunu/

http://www.gunzileli.com/2011/10/30/iktidar-muhalefet-bloklari-saflasmalar/

http://www.gunzileli.com/2011/11/05/iktidar-bloku%E2%80%99nda-catlaklar%E2%80%A6/

http://www.gunzileli.com/2013/08/27/tayyip-erdogan-neden-agliyor/

 

 

Gün Zileli

18 Aralık 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI