Anarşistler, Cephecilik, “Sol Cephe” vs…

 

 

“Cephecilik” tarihte genellikle hüsranla sonuçlanmış bir sol taktiktir. Cepheciliği en çok anarşistler eleştirir ama kendileri de geçmişte birçok sağ eğilimli cephe içinde yer almışlardır. Biz anarşistler, Marksistleri çok eleştiririz ama bakmayın siz, anarşistlerin kendilerine dönük eleştirelliği de o kadar güçlü değildir. Geçmişimizi eleştirmektense“şanlı” tarihimizle övünüp durmak ve tarihi epeyce kirli olan Marksizmi eleştirmek daha kolayımıza gelir. Oysa tarihte, utanç verici cephe pratiklerimiz vardır. Örneğin anarşistler, Meksika devrimi sırasında, anarko-sendikalistlerin “kızıl milis” güçleri oluşturup, Carranza’nın yanında Zapata’nın güçlerine karşı savaştığını ya bilmezler (bilmemek de anarşistlerin özelliklerinden biridir!) ya da bilseler bile üstünde durmamayı tercih ederler. İspanya İç Savaşı sırasında anarşistlerin utanç verici bir şekilde cumhuriyetçi hükümete katılıp Garcia Oliver’in Adalet Bakanlığı (yani hapishaneler müdürlüğü) yapmasını biraz eleştirir gibi yaparız ama bunu hafiften geçiştirip işin kahramanlık faslına geçmeyi tercih ederiz.

Bugün ise (Türkiye’de) anarşistlerin önemli bir bölümü, siyaset dışı bir konformizmle her türlü cepheleşmeye burun kıvırırlarken, aslında giderek liberal solun (örneğin DSİP’in) bir yan kolu konumuna düştüklerinin farkında değilmiş gibi davranmaktadırlar. Elbette bu sözüm, Gezi mücadelesini başlatan ve sokak çatışmalarının en önünde ikircimsiz mücadele eden anarşist militanlara değil. Daha çok, gedikli anarşistlerden söz ediyorum. Şunu unutmamak gerekir ki, keskinliğin bir ucu da konformizme açılır ve sizi hiç istemediğiniz halde düzen güçlerine, hatta egemen siyasi güce bağlar da farkında bile olmazsınız. Şimdilik, bir kısım gedikli (ya da gediksiz) anarşist arkadaşın, cephe siyasetlerine karşı çıkmak adına (ki bu, haklı olarak anarşizmin önemli ve değerli bir damarıdır), istemeden de olsa fiilen halihazır egemen gücün cephesinde, daha açıkçası liberal sol-AKP cephesinde yer almakta oldukları uyarısında bulunmakla yetineyim.

 

Dünkü yazımdan sonra facebook’ta dönen tartışmalardan Stalin’in cephe konusunda “usta” olduğu yönünde yanlış yargılar olduğunu fark ettim. Bu tartışma nereden geldi gündeme? “Sol cephe” çağrısının Stalinist TKP’nin klasik taktiği olduğunu yazdığımda birkaç arkadaş bana karşı Stalin’in “cepheci ustalığı”nı ileri sürdüler de… “Sol cephe” meselesine yazının son bölümünde değineceğim ama şu Stalinist cephe “usta”lığına değinmem gerekiyor önce. Tam tersine, tarih, Stalinist cephe taktiklerinin doğurduğu felaketlerle, yenilgilerle ve yıkıntılarla doludur. Kısa bir özetleme yapmak zorundayım.

Stalin’in cephe taktikleri genellikle Sovyetler Birliği içerisinde izlediği sağ ya da “sol” politikalarla bağıntılıdır. 1926-27 yıllarında Stalin, Troçkist sol muhalefete karşı Kamenev-Zinovyev ve Buharin’le birlikte sağ bir çizgi izlediğinden (NEP politikasını sürdürmek adına) dışarıda da Komintern aracılığıyla genellikle sağ bir cephe politikası izliyordu. Bu sağ cephe politikasının en belirgin örnekleri, Çin’de “milli burjuvazinin” temsilcisi olarak değerlendirilen Çan- kay şek’le cephe kurmak, Türkiye’de de keza Kemalistleri desteklemek çizgisiydi. İkisi de felaketle sonuçlandı. Çan kay şek, 1927’de, kendisini destekleyen komünistlere karşı korkunç bir katliama girişti, Türkiye’de de Kemalist iktidar, zaten iyice zayıf olan komünistleri içeri attı. 1930 yılında Stalin içeride sağdan “sol”a çark edip köylülüğe karşı sol adına bir savaşa girişince, komintern de “sol”a döndü ve sosyal demokratları esas düşman ilan etti. Almanya’da faşizmin yükseldiği koşullarda uygulanan bu sol sekter politikanın sonuçta faşizmin iktidara gelmesine yardımcı olduğunu biliyoruz. 1930’ların ortalarında Stalin bu sefer, içerde her türlü sol muhalefeti bastırma politikasına paralel olarak, “faşizme karşı birleşik cephe” sağ cephe taktiğini ve “halk cepheleri” politikasını ortaya attı. Bu cephe politikası, devrimin temel güçlerini bir yana atıyor ve bu sefer burjuvazinin en reaksiyoner güçleriyle ittifaka yöneliyordu. Bu politikanın ilk felaketli sonucu İspanya’da yaşandı. Stalinistler, cumhuriyetçilerin sağcı kesimleriyle, toprak ağalarıyla ve sağ sosyal demokratlarla cephe kurarak İspanya işçi ve köylülerinin, CNT-FAI (anarşistler) ve POUM’un (Devrimci Marksistler) öncülüğünde yürüttüğü devrimi bizzat ezdiler, daha Franko ezmeden önce. Ardından Stalin, Sovyetler Birliği’nde bütün devrimci ve sol muhalefeti ve bu arada kendi bürokrasisini ezmesine paralel olarak, savaşı önlemek ya da geciktirmek adına NAZİ’lerle bir cephe taktiğine girdi ve bu taktik savaşın zamanından bile önce başlamasına yol açmaktan başka bir sonuç vermedi (Hitler, Stalin’le yaptığı saldırmazlık anlaşmasının ertesi günü Polonya’ya saldırarak savaşı başlattı). Bunun ardından, NAZi’ler 1941 yılında Sovyetler Birliği’ne saldırınca Stalin yeniden eski, “burjuvaziyle ittifak” siyasetine döndü ve savaşın sonunda, batı burjuvazisiyle cephe taktiği uğruna Yunanistan, İtalyan, Fransız, Filipinler vb. devrimlerinin ezilmesine yol açtı. Aynı taktik nedeniyle neredeyse Yugoslav devrimi ve Çin devrimi de ezilecekti ama sağlam bir partizan ve gerilla savaşına dayanan Tito ve Mao zedung, neyse ki fiiliyatta Stalin’in taktiklerine boyun eğmediler ve devrimlerini başarıya ulaştırdılar.

Bu özetin özeti anlatımdan sonra, TKP tarafından örgütlendiği izlenimi edindiğim “Sol Cephe” çağrısına geçebilirim. Bu çağrı, aslında örgütler koalisyonuna bir çağrı olmayıp doğrudan bireylerin çağrısı niteliğinde olduğundan ve AKP diktatörlüğünü hedef aldığından olumlu görülebilir. Öyle sanıyorum ki, bizzat tanıdığım birçok kişi de bu nedenle çağrıya imza atmış bulunuyor. Bununla birlikte, bana öyle geldi ki, bu çağrıyı hazırlayanlar, gerçek bir ittifak yerine, sonuçta TKP’ye güç devşirme peşindedirler. Çağrının, yaklaşan Mart 2014 seçimleriyle bağlantılı olduğu açık olduğu halde bu konuda bir şey söylenmemesi, “önce bireylerin desteğiyle böyle bir güç oluşturalım, seçim ittifaklarına bu güç aracılığıyla gireriz” türü bir kurnazlık izlenimi yarattı bende. Tabii ki, siyasi güçlerin bir takım kurnazlıklarını da sineye çekebiliriz ama seçimlerden ve AKP’ye karşı siyasi güçlerden hiç söz edilmemesi bu kurnazlığın Stalinist bir manüplasyon boyutlarında olduğunu düşündürecek nitelikte. Stalinistler, özellikle sağ cephe taktiklerine girdiklerinde, kendi siyasi varlıklarını geri plana çekmeye ve bir takım “demokratik şahsiyetleri” ön plana sürmeye özen gösterirler. Tecrübemiz olmasa bu tür şeyleri yutmak işten bile değildir ama artık bu saatten sonra bu mümkün değil. Peki, bunu da kabul edelim. Örneğin yaklaşan yerel seçimlerde ne yapacak bu “sol cephe”? Somut hiçbir öneri yok çağrıda. Neden? Çünkü TKP kurmayı ortalığı kollamakta. Oluşan ittifakları kollayacaklar ve kurdukları “sol cephe” ile uygun bir ittifaka ağırlık koyacaklar. Eğer ağırlıklarını, bugün tek mantıki alternatif  olan CHP-ÖDP-HDP ittifakından yana koyarlarsa (ki böyle bir ittifakın somutlaşıp somutlaşmayacağı da henüz belli değildir) iyi bir şey yapmış olurlar. Ama bu ağırlığı, örneğin imzacılar arasında adına rastladığım eski arkadaşım Ataol Behramoğlu ve benzerlerinin istedikleri şekilde, CHP-MHP-İP ulusalcı cephesine koyarlarsa işte o zaman kötü. O zaman bu “sol cephe”ye iyi niyetle imza atan birçok insanı hiç de istemedikleri bir cepheleşmeye alet etmiş olmayacaklar mı?

Elbette kurttan korkan ormana girmez ama kurda yem olma ihtimali de az değil. Şimdiden söylemiş olayım.

 

Gün Zileli

30 Kasım 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI