Ağaçlar ve Ormanlar!

 

 

İsme bakıp yanılmayasınız diye baştan söyleyeyim. Bu, ekoloji üzerine bir yazı olmayacak. AKP ve Gökçek’in son ODTÜ orman katliamını da konu almayacak.

“Ağaçları görüp ormanı görmemek” genel bir bakış zaafını anlatan yerleşmiş bir kalıptır. Anarşistlerin zaafı bunun tersidir. Anarşistler, ormanı görüp ağaçlara dikkat etmezler. Bu, anarşistler açısından bir zaaf olarak görülebilirse de, esasen güçlü yanlarıdır da. Günlük siyasetin ince ayrıntılarına girmeyip genel hedefi vurgulamak, anarşistlere, reelpolitiğin içinde boğulmama sağlamlığını kazandırmış, her zaman devrimci kalmalarını sağlamıştır. Bununla birlikte, ayrıntıları gözden kaçırmak da her zaman olumlu sonuçlar vermeyebilir.

Bugün Türkiye’nin genel manzarasına baktığımız zaman taşların yerinden oynadığını, kimi siyasal güçlerin yer, hatta saf değiştirdiğini, yeni saflaşmaların oluşmakta olduğunu gözlemlememiz gerekiyor. Stratejik bir bakışla bu çok mu önemlidir ya da bu yeni saflaşmalar köklü müdür, yoksa geçici midir? Buna şimdiden karar verilemez ama saptamakta yarar var.

Nedir bu değişiklikler ve saflaşmalar?

Birincisi, AKP diktatörlüğü ile ABD’nin arası gittikçe açılmaktadır. Diplomatik beyanlara kulak asmayıp satır aralarına dikkat edildiği zaman bunu görmek mümkündür. Bu uzaklaşmaya esas yol açan, Suriye olayıdır. ABD, Suriye muhalefeti içinde El-Kaide’nin güç kazanmasına paralel olarak Suriye politikasını yavaş yavaş değiştirmektedir. Bu durum, AKP diktatörlüğü ile ABD’nin arasına bir kara kedinin girmekte olduğunu açıkça göstermektedir.

İkincisi, Suriye olayına bağlı olarak, AKP ile Kürt hareketinin de arası açılmaktadır. AKP’nin Suriye’de PYD karşıtı güçleri desteklemeye devam etmesi ve buna bağlı olarak “çözüm süreci”ni askıya alması Kürt hareketinde büyük bir huzursuzluk yaratmıştır. Ara gittikçe açılmaktadır. Cemil Bayık’ın son beyanı bunun açık göstergesidir. AKP, Barzani “at”ına oynayarak “Kürt-İslam” sentezine umut bağlamıştır. Elbette petrol anlaşmaları gibi ekonomik çıkarlarla da bağlantılı olarak. Bu durumun, Türkiye’deki Kürt siyasal hareketinde bir bölünme yaratması beklenebilir. Örneğin, Altan Tan gibi İslamcı Kürtler ve Sırrı Sakık gibi Kürt burjuvazisinin temsilcileri önümüzdeki dönemde yeni bir İslamcı-Kürt bloku oluşturarak AKP diktatörlüğü cephesine açıkça payanda olabilirler. Bu koşullarda en önemli nokta Abdullah Öcalan’ın ne yapacağıdır. Öcalan, bugüne kadar AKP “fil”ini (satrançtaki “fil”i kastediyorum sevimli fil kardeşlerim) desteklemekten geri kalmadı, bütün yatırımını buraya yaptı. Ancak yeni durumda Öcalan’ın bu “fil”den uzaklaşması ve eski geleneksel örgütü doğrultusunda hamle yapması daha ihtimal dâhilindedir.

Üçüncüsü, Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olarak uluslararası ittifaklarda önemli kaymalar söz konusudur. AKP diktatörlüğünün Çin’den füze alması bu kaymanın çok önemli bir unsurudur. İsrail, AKP’den zaten hoşnut değildi; bu hoşnutsuzlar cephesine ABD ve NATO da katılmış bulunuyor. Başbakan, Çin “kale”sini ileri sürmekte ısrarlı. Bu durum, AKP diktatörlüğünün baskısı altındaki ulusalcı güçlerde bir kargaşalığa yol açabilir. Eğer tecrübelerim beni yanıltmıyorsa, İP çevresi “anti-emperyalizm” adına, AKP’nin “kale” oyununa “piyon”larıyla destek verecektir. Bu, ulusalcı cephede, hatta doğrudan doğruya İP içinde önemli itirazlara, eğer bu destek stratejik bir hal alırsa, bölünmelere gebedir.

Şöyle uzaktan bakacak olursak, önümüzdeki dönemde AKP karşıtlarından bir kısmının AKP safına, AKP’nin müttefiklerinden bir kısmının da muhalefet safına geçeceğini görebiliriz.

Medyaya baktığımızda şahıslar bağlamında bu sürecin çoktan başladığı ve sürmekte olduğu saptanabilir. Örneğin, geçtiğimiz on yıl içinde AKP iktidarına çok net destek veren Cengiz Çandar, bugün aynı netlikle AKP muhalifi haline gelmiştir. Murat Belge de, Cengiz Çandar kadar köşeli olmasa da, AKP’ye muhalefetini oldukça net bir şekilde ortaya koymuştur. Oral Çalışlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oral, her zamanki gibi bulanık su balığı rolünü yerine getiriyor. Bulanık su balıkları kaygan olur, yakalansa bile bir türlü tutulamaz.

Bunlar medyadaki siyasete ilişkin gelişmelerdir. Bir de ekonomik ilişkilerin yol açtığı gelişmeler vardır. Ekonomik çıkarları gereği doğrudan AKP diktatörlüğünün medya borazanlığına talip olan heveslileri gün be gün saptamak mümkün. Medyayı çok iyi izlemediğimden ancak bildiğim bazı isimler üzerinde duracağım:

Saadet Oruç, eski bir solcudur. Hatta ortak arkadaşlarımız var. Geçenlerde Star’da yazdığını öğrendiğim zaman biraz şaşırdım. Üç-dört yıl önce Paris’te tanışmıştım kendisiyle. Yıldızımız pek barışmasa da o kadar kötü bir insan izlenimi bırakmamıştı bende. İnsan ilişkilerinde genellikle yanılırım.

Melih Altınok’u biliyorsunuz. Özgür Gündem’de başladığı yolculuğuna, Birgün ve Taraf  istasyonlarına uğradıktan sonra sağcı Türkiye gazetesiyle devam ediyor. Artık bundan sonraki durağı merak bile etmiyoruz. Kurtuluş Tayiz için de aynı şeyi söylemekle yetineyim. Türkiye’de yazmaya başladığı halde, Taraf’ın kılıç artığı “sol liberal”lerin (açıkça karşı safa geçmediklerinden yine de saygım var onlara) son kalesi T24’te de yazmaya devam eden eski Aydınlık muhabiri Alper Görmüş hakkında ise bir şey söylemesem daha iyi olacak. Onu, Birikim’cilere havale ediyorum.

Bir de üst komşum Cem Sancar var. Son günlerde kapının önünde yatan köpeklerimize “dışarı, dışarı” demekten vazgeçti ama yandaki ağaçlık bölgeye açılan bahçe kapısını biraz sertçe kapatmakta ısrarlı (http://www.gunzileli.com/2013/09/27/vandalizm/). Bu kapı düşkünlüğünün ona nereden musallat olduğunu bilmiyorum ama tahminlerim var. Bazı kapıları kapatmakta, örneğin benim hakkımda tamamen kafadan atma, hayali röportajlara dayanan yazılar yazmakta ısrar ederse veya hayali bir “Jale”yi eleştiriyormuş gibi yapıp, onu balık avlamaya Haliç’e çağırırken AKP iktidarının Haliç’in sularını nasıl pırıl pırıl temizlediği; Adalara davet ederken, laf arasında söylermiş gibi yapıp, AKP’li Büyük Şehir Belediyesi’nin Adalara ne büyük hizmetlerde bulunduğu gibi yalakalıklarla, şimdilik yazdığı Sabah Pazar ekinden aynı gazetenin günlük bir köşesine sıçramasını sağlayacak kapının açılacağını umduğu düşünülebilir. Burada ona yer ayırarak kendisini sevindirecek bir iyilik yaptığımın farkındayım. Bu kıyağımı unutmasın!

“Eskiler” ise zaten yerlerinde duruyorlar. Ömürlerinin son demlerine doğru ilerleyen Gülay Göktürk, Şahin Alpay vs. vs. Sahi, Halil Berktay ne yapıyor? Yaşıyor mu hâlâ! (http://www.gunzileli.com/2011/04/16/halil-berktay-yasiyor-mu-hala/)

 

Gün Zileli

24 Ekim 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI