Stalinizmden, Anarşizme ve Devrimci Marksizme Bir “Bayram Hediye”si!!!

Anarşizmin bir asalak 
olarak portresi

Metin Çulhaoğlu

(Sol Portal’dan alınmıştır, 17 Ekim 2013)

-Bu işler örgütlü olmalı…

-Örgüt mü? Ben bir bireyim, neden kendimi birtakım kuralların cenderesine sokayım ki?

-Siyasal mücadele…

-Bir kere “siyaset” sözü seyislikten gelir, ben at terbiyecisi miyim?

-Siyasal iktidar fethedildiğinde…

-Her iktidar bir tahakkümdür; bense her tür tahakküme karşıyım.

-İlerde sosyalizmi kurarken…

-Devletle kuracaksınız değil mi? Oysa devlet demek otorite demektir ve ben her tür otoriteye de karşıyım.

Yukarıdaki diyalogun bir tarafındaki kişiye genellikle “anarşist” denir. Ancak anarşizm, terimin gerçek karşılığıyla bir ideoloji değildir. Çünkü her ideoloji başka ideolojilere karşıtlık içerse bile kendini salt karşıtlıklar üzerinden kurmaz; kendi özgül dünya görüşü, bütünlüğü, kurgusu ve dinamikleri vardır. Anarşizm ise bunlardan yoksun olduğundan söylemlerini ve duruşunu başka ideolojilere ve pratiklere karşıtlıktan, salt buradan türetir.

Dolayısıyla, anarşizm asalaktır.

Konağı da en başta sosyalizmdir.

Anarşizmin örgütü yoktur; geçimini sosyalist örgütleri eleştirerek sağlar. Doğal olarak stratejisi de yoktur; başkalarının stratejilerini orasından burasından eleştirir. Kendi bağımsız eylemi yoktur; başkalarının eylemlerinde bir köşede boy göstermekten öteye geçemez. Ya “vizyonu”? Eğer buna vizyon denebilirse “devletsiz toplum”dur; ama örgütü, siyaseti, kendi eylemi ve stratejisi olmadığından, en çoğu “devlet” diye bir derdi olanlara nasihat geçebilir.

Evet, anarşizm çoğunlukla sosyalizm üzerinde yaşayan bir asalaktır; ama bu yaşamı sırasında birinci beslenme kaynağı bir başka konaktır: Liberalizm ya da daha kesin söylersek Marksizm’e yönelik liberal eleştiri…

Anlayacağınız, hayli ilginç bir asalak türüdür.

Ama daha bitmedi…

* * *

Şimdi, bayram değil seyran değil, bu anarşizm eleştirisi de nereden çıktı diyeceksiniz.

Bir kere, bayram; bugün Kurban Bayramı’nın üçüncü günündeyiz…

Sonra, Slavoj Zizek ve Alain Badiou İstanbul’a uğrayıp Gezi’yi değerlendirmişler ve soL portalin aktardığı kadarıyla biraz “anarşizan” laflar etmişler.

Aman yanlış anlaşılmasın, bu iki düşünce insanına “anarşist” damgası vuracak değiliz; sadece bir tür asalak olarak anarşizmin içinde yer aldığı beslenme zincirinin bir başka yönüne daha bu vesileyle dikkat çekmek istiyoruz.

Konağı sosyalizm olduğu halde liberalizmden beslenen bir asalak olarak anarşizmin kendisi de “yeni sol”u besler.

“Yeni sol” dendiğinde, elbette örgütü, siyaseti, iktidarı ve kuruluşu külliyen reddetmeyen bir akımdan söz ediyoruz. Örgüt reddedilmez, ama fazla “otoriter” ya da “katı” olmamalıdır; siyaset olacaktır elbette ama mutlaka “aşağıdan” yapılmalıdır; iktidar alınsa fena olmaz, ama bu işi “iktidar fetişizmine” götürmemek gerekir; gün gelecek, sosyalizm kurulacaktır; ama öyle “devletlû” cinsten olmamalı, birtakım kültler yaratılmamalıdır…

Anlaşılan, ilk baştakiler sonuncusunun güvencesi olarak düşünülmüştür: Gevşek bir örgütle salt aşağıdan ve iktidarı da fazla önemsemeden yapılacak bir siyaset zaten sosyalizmi getirmeyeceğinden “devletlûluk” ve “kült” gibi sorunları kafaya takmaya gerek yoktur!

Sonuçta, “yeni sol” da anarşizmden böyle beslenmektedir.

Günümüzdeki entelektüellerin bir kesiminin mensup oldukları dinin teslisi (kutsal üçlüsü) de budur:

Anarşizm, liberalizm ve yeni sol…

Hangisinin baba, hangisinin oğul, hangisinin kutsal ruh olduğuna siz karar verin.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI