Seçim, Baraj, “Sosyalist İktidar” vs. vs…

 

 

Geçenlerde Habertürk’teki tartışma programında, “yüzlerce bilimsel ve teorik kanıt” ileri süren birileriyle karşılaştığımda ağzım şaşkınlıktan açık kaldı. Videoda kendimi izlerken bu şaşkınlığımı görüp kendime güldüm. Bu kadar şaşıracak ne vardı ki? Ne bekliyordun yani? İnsan bu “bilimsel ve teori sahibi kişilerle” daha uzun süre tartışırsa kendi argümanlarının düzeyi bile düşebilir, kesin bu.

AKP’li olduklarını biliyordum ama onlardan biraz daha iyi kamufle edilmiş, biraz daha aklı başında argümanlar bekliyormuşum demek ki. Melih Altınok, onca bol soslu demokrasi lafı ettikten sonra bu lafların arkasından Avrupa’daki “sosyalist iktidarlar” çıkmasın mı? Dağ fare doğurdu diye güzel bir söz vardır. Fakat bu sefer dağ fare doğurmadı da, fare, pire falan gibi küçük bir yaratık doğurdu. Meğer “solcu” olduğunu söyleyerek beni hayretlere düşüren AKP yanlısı Melih Altınok’un “solculuğu”nun uzandığı boyut bu kadarcıkmış.

Bakalım, neymiş bu “sosyalist iktidar”lar. Bunlar, burjuvazinin “demokrasi” diye sunduğu tahterevalli oyununun aktörleridir. Kısacası, burjuva partilerinden biri fazlaca yıprandığında, halkı bir süre daha oyalamak üzere “sosyalist” adlı bu partiler devreye sokulur. İspanya’da, Yunanistan’da, Brezilya’da, Peru’da olduğu gibi. Bunlar da halkı 5-10 yıl oyaladıktan sonra, yerlerini yeniden “rakip” partilere bırakırlar. Tahterevalli oyunu böylece sürüp gider.

Bu “sosyalist partiler” nereye gelmişlerdir? İsmi üstünde, iktidara gelmişlerdir. Nedir iktidar? Devlettir, devletin başına gelmişlerdir. Devlet nedir? Ordu, polis, hapishane, gardiyan, gizli istihbarat örgütü, vergi, baskı, ideolojik çarpıtma vb. vb.dir. Kendine “sosyalist” diyen bir parti bunların başına geçinde ne değişir ki? Hiçbir şey değişmez. Eğer o partide birazcık sosyalistlik varsa o da değişir, geriye bir şey kalmaz ve parti halka zorbalık ve baskının bilfiil uygulayıcısı olur. “Bilimsel ve teorik kanıt sahibi” arkadaşların “onca” kanıtlarını anlayamamış olabilirim ama anladığım bir tek şey var ki, o da, bu arkadaşların, reel sosyalizm eleştirisinden de bir şey anlamamış olduklarıdır. Biz Stalinizmi veya reel sosyalizmi neden eleştiriyoruz bunca yıldır? İktidara gelip kendilerinden önceki devletin aynısını kurdukları ya da daha doğrusu o kadim devletin kurumlarını aynen devralıp bu sefer “sosyalist” adlı zorbalara dönüştükleri (bu arada sosyalizmin içine de ettikleri) için. Bu arkadaşlar aynı yolun parlamenter versiyonunu öneriyorlar aslında. Yani dedikleri kısaca şu: iktidara ihtilalci yoldan değil de bir şekilde halkın desteğini kazanıp seçim yolundan gelelim; halkı sömürmeye ve anasını bellemeye bu yoldan devam edelim. Ayrıca yanlışları o kadar katmerli ki, insan hangisini düzelteceğini şaşırıyor. Örneğin Melih Altınok, Rus halkının çoğunlukla Çarı desteklediğini ve Lenin’in “illegal yollardan” ihtilal yaparak iktidara geldiğini söyleyecek kadar saçmaladı. Bu, Rus devrim tarihinden de bihaber olduğunu ortaya koyuyor. Rus halkı Çarı falan desteklemiyordu. Çarı desteklemediği gibi, savaşa devam etmek isteyen, Çarın yerine gelen Geçici Hükümeti de desteklemedi. O sırada Bolşevikler, tek savaş karşıtı güç olduğu için, halk büyük çoğunlukla Bolşeviklere eğilim gösterdi. Yani Lenin, “illegal yollardan” (ne demekse!) devrim yapmış falan değildir. İhtilalci yoldan iktidarı alanlar o sırada halkın büyük çoğunluğunun desteğine sahiptiler. En büyük hataları ise gerçek devrimci yolda ısrar etmeyip devlet gücüne güvenmeleriydi. Bu, ayrı bir tartışmanın konusudur.

Dolayısıyla, bu pek “yenilikçi” ve “tartışmacı” arkadaşlarımızda ne yeniliğin ne de gerçek anlamda tartışmacılığın esamisi vardır. Kendisine bir iki soru yönelttiğim için, “böyle tartışma olmaz” diye ortalığı velveleye veren (galiba taktikleri bu) Melih Altınok, “yenilik” adına getire getire, ortaya yüz yıl öncesinin Bernstein’ını getirdi. Bernstein ne demişti? Devrime gerek yok, kapitalizm gelişe gelişe bizim yolumuzu açacak. Söyledikleri bundan pek farklı değil. Seçimle biz “demokratik sosyalistler” gelelim de iktidara, devletin araçlarıyla halkı biz yönetelim (yani bastıralım). Demokrasi takkesi düştü, zorbalık keli göründü.

Bu yazıyı bitirmeden, Ufuk Uras’ın twitter’de yazdıklarına da kısaca değineyim. Sağolsun, bana akıl, fikir sağlığı dilemiş. Akıl, fikir sağlığımı düşündüğü için kendisine minnet borçluyum. Bu arada “teşhis”te bir adım önde gidip beni “tımarhaneye” yollayan mahdumunun twitini keşke kaldırtmasaydı. Bu twitten de bir uyarı olarak yararlanırdım, neyse…

Benim için “akıl fikir sağlığı” uyarısı yapmasına neden olan şuymuş: Ben hem seçimler boş, diyormuşum hem de yüzde on barajına karşı çıkıyormuşum. Evet ama bunda ne var? Örneğin boks sporuna temelden karşı olmam, boks sahasına bir sinek siklet boksörle ağır siklet boksörünün çıkartılmasındaki adaletsizliğe itiraz etmeme neden mani olsun? Yani şöyle mi demeliyim: Ben boks sporuna zaten karşıyım, bu yüzden bu adaletsizlik beni ilgilendirmez.

Böyle yapmak, keskin bir tutum takınıp konformizmin kollarında uykuya dalmak olmaz mı? Böyle yapanlar da vardır, zaten gıcık olduklarım da böyleleridir. Haksızlık haksızlıktır. Elbette karşı çıkacağım.

Nedir yüzde 10 barajı? Şöyle örnekleyeyim: Üniversite sınavları yapılıyor (bu arada üniversite sınavlarına da karşı olduğumu söyleyeyim) ve sınav yöneticisi kurum, yıllık geliri 30 bin liradan aşağı olan öğrenciler sınava giremez diyor. Ya da bir 800 metre yarışı var. Bazı atletlere baştan giremeyecekleri söyleniyor; öte yandan, girenlerin bir kısmı 0 metreden başlarken diğer bir ikisi 400 üncü metreden başlıyor. Tamamen adaletsiz.

Ufuk Uras, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz ve diğerleri “sandık sandık” deyip duruyorlar ama konu, bu adaletsizliğin normal sandık kurallarına bile uymadığı yüzde 10 barajına gelince sesleri aniden kısılıveriyor. Onlardan bu adaletsizliğe karşı gür bir ses duyamıyorum. Demokrasi adına 27 Mayıs rejimine o kadar atıp tutuyorlar ama yiğidi öldür, hakkını yeme, bu ülkede gerçekten kurallarına uygun tek seçim sistemi 27 Mayıs’tan sonraki 1965 seçimlerinde uygulanmıştır. TİP, milli bakiye sistemi sayesinde parlamentoya 15 milletvekili sokabilmiştir. Sokmuştur da ne olmuştur? O da bir başka tartışma konusudur ama seçime katılan insanların, oylarını, hiçbir şekilde ziyan olmayacağını bilerek kullanmaları o sandık dediğiniz şeye biraz olsun anlam katabilmiştir.

Bugünkü seçimler ise tam bir maskaralık, tam bir aldatmacadır. Ortada “milli irade” falan değil, bir yeni bezirgânlar, haramzadeler grubunun iradesi vardır. Çoğunluğa dayatılmış bir iradedir bu.

Neden bunlara karşı sesinizi yükseltmiyorsunuz?

 

Gün Zileli

28 Eylül 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI