Toplumsal Devrim Hareketinin Son Durumu

 

 

Eylül martirlerimiz, Ahmet Atakan ve Serdar Kadakal’ın anısına…

 

Dünkü yazımda, “Bundan sonraki yazıda, bugünkü durum itibariyle, toplumsal direniş ruhunun güçlü ve zayıf yanları üzerinde duracağım” demiştim. Fazla gecikmeden yazmakta fayda var.

Dün bir “hastalık” metaforundan yola çıkmıştım. Hatta bazı arkadaşlar bu metafordan pek hoşlanmadılar. “İktidar da bizi hastalığa benzetiyor” dediler. Gerçi ben dünkü yazımda “iktidar hastalığı”ndan söz etmiştim. Toplumsal muhalefeti ise hastayı, yani iktidarı toptan ve kesin ölüme götürecek olan faktör olarak ele almıştım.

Bu yazıma da, belki hepimizi irkiltecek bir metaforla başlayayım. Bugün toplumsal muhalefetin durumunu bir gaz bombasına benzetebiliriz. Gezi isyanında yoğun bir gaz kitlesiydi, şimdi ise bu gaz kitlesi yoğunluğunu kaybetmekte, çünkü atmosfere ve çevreye yayılmakta.

Bugün duruma baktığımız zaman görüyoruz ki, Mayıs-Haziran’da toplumsal sarsıntının merkezini oluşturan Gezi Parkı ve Taksim Meydanı artık böyle bir merkez olmaktan çıkmış, hatta giderek önemini kaybetmeye başlamıştır. Öte yandan hareket hem İstanbul, hem de Türkiye çapında kenarlara doğru yayılmaktadır. Artık kültürel direniş merkezi Taksim değil, Kadıköy’dür. Kadıköy’de yerleşim yerlerinin bulunması direnişe esaslı bir lojistik destektir. Ayrıca direniş kültürel boyutlardan sınıfsal boyutlara doğru yayılmaktadır. Sarıgazi, Gazi, Nurtepe, Ankara-Tuzluçayır, Hatay-Armutlu vb. semtlerdeki direnişlerin sertliği ve sürekliliği bunun göstergesidir.

Mayıs-Haziran isyanındaki yoğun katılımı bu direnişlerde göremeyebiliriz. Ama bu da doğaldır. O bir ayağa kalkıştı. Şimdiki ise sürekli bir ayakta durma halidir ve daha sürekli ve uzun vadelidir. Bu yüzden katılım yoğunluğunun yerini direnme sürekliliği almıştır. Dolayısıyla, katılımcıların sayısında görece bir azalma gözlenirken dirençlerinde de görece bir artış söz konusudur. Kadıköy’de üst üste üç gece sabahlara kadar süren direniş bunun göstergesidir. Ayrıca direnişçilerin cesaretinde ve polis şiddetine daha direngen yöntemlerle karşı koyma iradelerinde de bir güçlenme olduğunu görmek gerekir.

Tek tek şahıslar bazında duruma bakacak olursak, isyanın ilk günlerindeki “ünlü”lerin sayısında (bu “ünlü”lere, Çarşı’nın kitlesini değil ama önde gelenlerini, ayrıca “karanfil”e sığınan Taksim Dayanışmasını da katalım mı?) bir hayli azalma olduğu gözlenebilir. Bu da doğaldır. Bunlar fazlasıyla göz önünde insanlardır ve iktidarın şimşeklerini anında üzerlerine çekmişlerdir. Bir kısmı teslim olup iktidardan özür dilemiş, bir kısmı yılıp kenara çekilmiş, bir kısmı daha ihtiyatlı davranma yolunu seçmiştir. “Ünlü”lerdeki bu azalma toplumsal devrim hareketinde bir moral bozukluğuna yol açmamalıdır. Çünkü mücadele saflarından 10 “ünlü” gitmişse onun yerini on binlerce “ünsüz” genç, hem de çok genç militan almıştır. Ayrıca toplumsal mücadelede tek tek insanların yılma, yorulma eğilimine girebileceği hesaba katılmalıdır. Bir savaş gibi düşünün. Yıpranan birlikler geri çekilir. Yerini yeni, taze birlikler alır (gerçi böyle militarist bir metafor da pek hoşa gitmeyecek ama).

Toplumsal devrim hareketi içinde yer alan güçler açısından duruma bakacak olursak, orada da bazı değişimleri gözlemlemek mümkün. Gezi’ye katılan “liberal-sol” kesimden unsurlar, bugün kenara çekilmiş durumdadırlar. Bunun bir sebebi, hareket içindeki yoğun ulusalcı katılımdan rahatsızlıkları olabilir ama bence esas etken bu değil. Bu olmadığını bizim Kınalıada Forumlarından bile görmek mümkündür. Kınalıada’da ulusalcılığın esamisi bile okunmadığı halde “liberaller” yine katılmıyor. Çünkü durumu gözlemek istiyorlar. AKP iktidarı ile toplumsal güçler arasında yoğun bir kavga sürüyor. “Liberal-sol” ise bir yandan AKP’den hoşnut değil; AKP’nin kendi umut ve beklentilerini boşa çıkardığını düşünüyor ama bir yandan da toplumsal devrim mücadelesine katılmakta istekli değil. Daha açıkçası, sokağa uzak. Tüm umut ve beklentilerini sandığa bağladığından sokak hareketine uzak durmayı tercih ediyor.

Diğer yandan, ilginçtir ki, ulusalcı kesimin katılımında da bir azalma gözlenmekte. Özellikle 5 Ağustos’taki Ergenekon kararlarından sonra, ulusalcıların örgütlü güçlerinin katılımında gözle görülür bir azalma olduğu açık. 5 Ağustos’ta çok yoğun bir saldırıya uğradılar, TGB’ye yönelik tutuklamalar oldu. Acaba bir miktar tırstılar mı? Ergenekon kararlarından dolayı moralleri mi bozuldu? Bilemiyorum. Bir süre gözlemlemekte fayda var ama örneğin TGB’lileri pek göremiyoruz meydanlarda ve çatışmalarda. Aslında ben ve benim gibi bir siyasi ve ideolojik konumda bulunan insanların ulusalcılara ilişkin tavrı da bir tuhaf. Hani, gelip gittiğiniz kahvede hiç sevmediğiniz biriyle her gün karşılaşmak hoşunuza gitmez ama o sevmediğiniz kişiyi günün birinde her zamanki yerinde görmediğiniz zaman meraka kapılır, hatta ona alışmış olduğunuzu hissedersiniz ya, onun gibi bir şey. Gezi mücadelesi boyunca ulusalcıların durup dururken “istiklal marşı” söyletmeye kalkma gibi girişimleri ya da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” gibi rahatsız edici ve saçma bir sloganı, başka duyarlıkları dikkate almadan atmaları gerçekten rahatsız ediciydi. Ama şimdi mücadele saflarında ulusalcıları göremeyince de rahatsız olduk. Hoşlanmazsın, gıcık olursun, tamam da, sonuçta ulusalcılar da bu mücadelenin bir unsuru. Neden şu aşamada böyle bir unsurun buharlaşıp gitmesini isteyelim ki.

Diğer yandan, Kürt hareketinde, şehirlerdeki toplumsal devrim mücadelesine olumlu bir yaklaşım gözlemek mümkün. Kürt hareketi, yıllardır yürüttüğü mücadeleyle zaten toplumsal devrim mücadelesinin çok çok önemli bir unsuru, hatta temel taşıdır ama Gezi isyanında çeşitli nedenlerle geri planda durmayı tercih etti. AKP iktidarının “barış süreci” palavrasını fark ettiği oranda da yeniden eski muhalif tavrını almaya başladı ama aslında şu an itibariyle hâlâ beklemede. Hükümetin “demokratikleşme paketi” adını taktığı “hediye sandığından” nelerin çıkacağını bekliyorlar. Yine hoş olmayan bir metafor kullanacağım ama özellikle Kürt arkadaşlar kusura bakmasın. Seyahatten eve dönen kocanın getirdiği “hediye paketinden” evin hanımının beklediği kıymetli kumaşlar çıkmazsa varın siz düşünün evin içinde çıkacak çıngarı. Bana soracak olursanız, parasını başka yerlere harcayan evin beyinin hediye sandığında kırpık, uydurma kumaş parçalarından başka bir şey yok. Eğer durum buysa, toplumsal devrim hareketinin Kürt bölgelerine hızla yayılacağını ve oralarda bugün görülenlerden bile daha sert direnişler başlayacağını öngörebiliriz.

Sonuç olarak, toplumsal devrim mücadelesi hem yayılıyor, hem de daha dirençli bir hal alıyor. İyimser olmak için çok neden var.

 

Gün Zileli

14 Eylül 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI