Tayyip Erdoğan Neden Ağlıyor?!

AKP önemli bileşenlerini kaybediyor ve bu, kaçınılmaz olarak aldığı oy oranına yansıyacak.

Birincisi, AKP, Gezi isyanının ve Suriye müdahalesinin başarısızlığının sonucunda, merkez sağın önemli bir unsuru olan şehirli, mülk sahibi orta sınıfı büyük ölçüde kaybetmiş bulunuyor. Bu orta sınıf, daha önce ANAP ve DYP iktidarlarının dayanağıydı ve süreç içinde AKP iktidarının önemli dayanaklarından biri haline gelmişti. Bu sınıfın sınıfsal güdüleri onu her zaman istikrardan yana tutum almaya itmiştir. AKP iktidarı, özellikle son yıllardaki iç ve dış politikalarıyla şehirli orta sınıfın istikrar duygusunu zedelemiştir.

Gezi isyanına karşı sert ve aynı zamanda başarısız tutumuyla yapmıştır bunu. Belki daha önemlisi, Suriye’yle savaş politikası ve bu politikanın Türkiye açısından önemli bir istikrarsızlık riski yaratması orta sınıfı büyük bir güvensizliğe sevk etmiştir. Öte yandan, bu orta sınıf, Kürtlerle barışın sağlanmasına taraftar olmakla birlikte, geleneksel “Türkiye bölünüyor mu?” güdüleri nedeniyle de rahatsızdır. Eğer Kürt barışında gerçekten başarılı adımlar atılmış olsaydı bu bir istikrar unsuru olarak görülebilir ve şehirli orta sınıfın da desteğini alabilirdi ama ufukta bu politikanın başarısını gösteren çok az belirti vardır ve bu durumda özellikle MHP ve CHP’nin körüklediği “bölünme” paranoyası etkili olabilmektedir. Bunlara, ekonomik alandaki, özellikle yakın gelecekte iyice belirginleşecek ekonomik istikrarsızlık ihtimalini de eklemek gerekir.

İkincisi, Cemaat, AKP’nin bileşeni ve desteği olmaktan açıkça vazgeçmiş bulunmaktadır. Bundan sonraki dönemde hangi partiyi destekleyeceği merak konusudur; MHP’yi desteklemesi daha galip ihtimal gibi gözüküyor. Cemaat, oynak bir müttefik olarak AKP’yi şaşkına çeviren politikalar izlemiştir. Örneğin, Ergenekon davasının gazetecilere kadar yaygınlaştırılmasında, polisin ve savcının iyice sertleşmesinde Cemaatçi polisin ve yargının önemli rolü vardır; keza Kürtlere karşı açılan KCK davasında da Cemaatin rolü bilinmektedir. Fakat bu oynak müttefik, bütün bunları yaptıktan ve AKP’yi iyice bataklığa sürükledikten sonra bir anda “demokrat” kılığına bürünebilmekte ve özellikle Kürtlere karşı sertlik politikasının bütün sorumluluğunu AKP yönetiminin sırtına yıkabilmektedir. Yani bu Cemaat denen şey zaman zaman daha faşizan bir noktada olduğu halde, anında bir kertenkele kıvraklığı gösterip anti-demokratik uygulamaların eleştiricisi ve Kürt dostu pozuna da bürünebilmektedir. Bunu anlayabilmek için, Cemaatin kontrolüne geçmiş son dönem Taraf  gazetesini izlemek yeterlidir. Cemaatin AKP ile bağları kopartmasının da AKP oylarına önemli oranda yansıyacağı bir gerçektir.

Üçüncüsü, AKP’nin önemli bileşenlerinden liberal aydınlar kesiminde de AKP’den önemli bir kopuş yaşanmaktadır. Bunda Gezi isyanının rolünün yanı sıra, Cemaatin ve şehir orta sınıflarının kopuşunun da rolü olduğu su götürmez. Zaten bu liberal aydınların bir kısmı Cemaatle kurdukları organik bağlar sonucunda eklemlenmişlerdi AKP iktidarına. Cemaatin AKP’den kopuşuyla birlikte onlar da aynı rotayı tutturmuşlardır. Öte yandan AKP de, giderek aydınları örseleyen ve artık önemsemeyen bir tutum içine girmekte bir sakınca görmemiştir. AKP İstanbul İl Başkanı’nın 1 Nisan 2013 günü sarf ettiği şu sözler  bu örseleme tutumunu çok net bir şekilde açığa vurmaktadır: ”10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak.”  Ayrıca “Yetmez ama evet”çi, daha sosyalizan kesimler de, “hem ağlarım hem giderim” kabilinden AKP’den uzaklaşma sürecine girmişlerdir. Bunların üzerindeki en etkili unsur, Gezi Kamuoyudur. Bu arkadaşlar, AKP’yi desteklemeye devam ederlerse solda kendilerine bir daha ömrü billah yer olmayacağını çok iyi anlamış bulunmaktadırlar. Liberal sol aydınların AKP saflarındaki bu seyrelişinin en iyi ve son örneği, The Times gazetesine karşı AKP iktidarını savunan “aydınlar” bildisindeki imzaların fakirliğidir. Bırakın bilinen liberal sol aydınların imzalarını, tanınmış muhafazakâr aydınların imzalarını bile alamaması, AKP’nin entelijensiya üzerindeki etkisini kaybettiğinin ve ideolojik hegemonya alanında bir hayli zayıfladığının göstergesidir. Entelijensiyanın desteğinin kaybedilmesi her ne kadar doğrudan doğruya oya yansımaz gibi görünürse de, aslında ideolojik ve kültürel atmosferin değiştiğini ortaya koyar. Entelijensiya bir anlamda toplumun ruhunun dışavurumudur. Dolayısıyla, toplumun ruhundan kopan bir parti aynı zamanda oy kaybına da uğrayacak demektir.

Dördüncü olarak, bütün bunlara, ekonomik sıkıntıların derinden sarstığı şehir yoksulları kitlesindeki henüz gün ışığına çıkmamış çalkantıları da katmak gerekir.

Bu durumda AKP’ye kalan, sadece orta Anadolu’daki ve kısmen doğu Anadolu’daki durgun, mütedeyyin kitlelerdir. Şu anda AKP, savaş borularını öttürerek ve tek lider karizmasını körükleyerek bu durgun kitleyi bir arada tutma çabasındadır ki, bu kitlenin oy oranı azami ölçüde ancak %35’tir. Yani kısacası, AKP’nin oyları %40’ın altına düşme trendine girmiştir.

Tayyip Erdoğan, aslında Mısır’da öldürülen Esma için değil, eriyen AKP için gözyaşı dökmektedir.

Rabia işareti mi? O da boğulmak üzere olan birinin su üstünde kalan elinin son yardım işareti olarak kabul edilebilir.

 

Gün Zileli

27 Ağustos 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

tayyip

rabia-isareti-

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI