Özgürlükçülük, Özgürlük Düşmanlarının Söz Özgürlüğünü de Savunmaktır

12 Eylül 1980 darbesinden sonra aynı istasyondan zıt yönlerde iki tren hareket etti: Liberalizm ve anarşizm trenleri.

Liberalizm treninin teorik lokomotifi Karl Popper’in Açık Toplum ve Düşmanları kitabı, makinisti ise, bu kitabın çevirmeni Mete Tunçay’dı. O sıralar, 1970’li yıllardaki kapalı devre okumaya tepki olarak elimize ne geçerse okuyorduk. Karl Popper’i, ilk kez, “sosyalizmin sorunları”nı tartışmak için ziyaret ettiğim bir arkadaştan duymuştum. Arkadaş, tam kapıdan çıkacağım sırada esrarengiz bir şekilde kapının yanındaki büfeye gitmiş, bir kitabın sayfalarını karıştırmış ve “Karl Popper’i okudun mu hiç, çok önemli” demişti.

Oldukça hacimli bu kitabı kısa sürede edinip okudum. Şimdi kitaptan aklımda kalan tek şey var, o da, Karl Popper’in “açık toplum”u koruma adına “açık toplum düşmanlarını yasaklama” görüşü. 12 Eylül diktatörlüğüne ve keza “sosyalist diktatörlüklere” duyduğum tepki nedeniyle özgürlüğe yelken açtığım o günlerde “özgürlükçü” olduğunu sandığım bir yazardan, “iktidara geldiğinde benim özgürlüğümü ortadan kaldıracak olanın özgürlüğünü ben neden önceden ortadan kaldırmayayım” mealinde sözler okumak beni şok etmişti. Liberalizmin diktatörce yüzüyle karşılaşmamdı bu şokun nedeni. Demek sadece komünist partiler değil, liberaller de “gerektiğinde” özgürlüğe son verebiliyorlardı. İkisi de bana göre değildi. Ben mutlak özgürlükten yanaydım. Bu yüzden anarşizm trenindeki yolculuğuma devam ettim.

Bütün reel düzen yanlılarının bana kaş altından bakıp hafifçe gülümsediklerini görür ve “mutlak özgürlük yoktur” dediğini duyar gibiyim. Doğru, her şeyden önce kendileri gibi düşünenlerin çokluğu nedeniyle yok mutlak özgürlük. Peki, bir de başka türlü düşünelim.

Eğer 1917 Devrimi Bolşeviklerin sultası altına düşmeyip başlangıçtaki çoklu yapısını sürdürseydi (1917 Şubat’ıyla 1917 Aralık’ı arasındaki aşağı yukarı bir yıllık dönemde böyle bir durum vardı) ya da Bolşevikler “proletarya diktatörlüğü” adı altında tek parti diktatörlüğüne gitmeselerdi ne olurdu? “Beyazlar İç Savaş çıkartmıştı” diye başlayacaktır bazı arkadaşlar, biliyorum… haberim var. İşte ben de tam burada aynı şeyi tekrarlıyorum. Beyazlar İç Savaş çıkarttığı halde bir yandan devrimi beyazlara karşı savunurken bir yandan da Beyazların söz ve basın özgürlüğüne dokunulmasaydı, dahası onlara özgürlüklerinin her şeye rağmen devrimin güvencesi altında olduğu söylenseydi ne olurdu? Sonuçları ben söyleyeyim:

Birincisi, bu tutum, Beyazların saflarında büyük bir çözülmeye yol açar ve onların saflarına meyil gösteren birçok insan devrimin saflarına geçerdi;

İkincisi, bu tutum, devrime dünya çapında büyük bir prestij sağlar ve dünya devrimi muazzam bir hızla yayılırdı.

Tersine düşünelim. Beyazlara söz özgürlüğü tanıdınız ve onlar da bu özgürlükten yararlanarak halkın kafasını karıştırdılar (devrim yapan bir halkın kafası bu kadar çabuk mu karışır, bu kadar çabuk karışıyorsa demek devrim zaten pek sağlam temellerde yapılmamış); keza yine bundan yararlanarak bir karşıdevrimci ayaklanmayla devrimi yenilgiye uğrattılar. O zaman ne olurdu? Devrim o somut durumda yenilmiş ama aslında özgürlük mesajları tüm dünya insanlığına ulaşmış ve yeni dalgalar yaratmış olurdu. Kısacası, devrimin ve sosyalizmin prestiji bugünkünden çok daha parlak bir noktada olurdu.

Sonuç olarak söyleyeceğim şudur ki, devletler ve devlet iktidarları mantığının dışına çıkıp düşündüğünüz zaman mutlak özgürlük son derece mantıklı ve olması gereken tek şeydir. Ama olayı bir devlet iktidarından, bir başka devlet iktidarına geçiş olarak görürseniz, şu ya da bu yasaklama, diktatörlüğün şu ya da bu şekli, polis, hapishane, ordu, silah, cop, gizli servis vb. kaçınılmazdır. Orhan Pamuk gibi, “Ergenekoncuların” içerde olmasına hayıflanıyormuş gibi yapıp, koruma polislerinin himayesine ve hapishanelerin demir parmaklıklarına şükretmek de kaçınılmazdır.

Bu yüzden bayraklarımıza yazmamız gereken şey şudur: Özgürlükçülük, özgürlük düşmanlarının söz özgürlüğünü de savunmaktır.

Faşistlerin de mi? Evet.

Irkçıların da mı? Evet.

Nefret söylemi kullananların da mı? Evet.

İktidara geldiklerinde bizim özgürlüğümüzü boğacak olanların da mı? Evet.

Neden?

Onlarla gerçekten mücadele edebilmek ve en önemlisi de onlara hiçbir şekilde benzememek için.

Gün Zileli
19 Ağustos 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI