Bana Kullandığınız Aleti Söyleyin, Size Kim Olduğunuzu Söyleyeyim!

Acaba daha kaç kere tecrübe edilmesi gerekecek… Bütün ordular, bütün polis teşkilatları emekçilerin, ezilen halkların düşmanıdır.

Bu teşkilatlar bir an için çözüldüğünde, onun içinde yer alan subaylar, erler, polisler insanlaşırlar; Mürsi yıkıldığında Tahrir Meydanı’nda olduğu gibi, üstüne saldırdıkları insanlarla birlikte, zafer işareti yaparak hatıra fotoğrafları çektirirler. Ama teşkilat bir kez daha toparlanıp yeni iktidar sahiplerinin emrine girdiği an o insanca görüntülerden eser kalmaz.

Kırılmasınlar ama bu konuda sosyalist arkadaşlarımız da yanılgılarını henüz tam olarak yenememişlerdir (son on yılda epey yol aldıkları kesin olmakla birlikte). Londra’da Kaypakkayacı arkadaşların derneğinde sohbet ediyorduk. Bana gerçekten saygılı davranan çoğu köylü kökenli Kaypakkayacı arkadaşlara dostça bir soru sormuştum: “Devrimden sonra polis teşkilatı kuracak mısınız?” “Milis kuracağız” diye cevap vermişlerdi. “Demek polisin adını değiştirip milis yapacaksınız. İşte devrimi kendi elinizle bastırdığınızın resmidir” demiştim onlara.

Bir de şu, “sosyalist ülkelerde orduda rütbelerin kaldırılması” meselesi var. Aslında bu, Çarlık ordusundaki askerlerin, rütbelilere duydukları büyük düşmanlığın sonucu olarak alınmış bir önlemdi. Bolşevikler, “bakın, Kızıl Ordu’da rütbe yok” diyerek askerleri ikna etmeye çalışmışlardı. Rütbe yok ama subay var ve ordunun kaçınılmaz unsuru emir-komuta devam ediyor. Sonradan Stalin devrinde bu da kaldırıldı, subaylar ve generaller, Çarlık ordusundan bile daha abartılı, o kendilerini yere doğru eğen ağır madalyalarını kuşandılar. Fakat ben 1977 yılında Arnavutluğa gittiğimde, Arnavutluk Halk Ordusu, rütbesizlik geleneğine hâlâ bağlıydı. AEP Kongresinin delegesi subaylar, rütbesiz giysileriyle pek mütevazı görünüyorlardı ama bu sadece görüntüden ibaretti. Ordu ve kaçınılmaz olarak subay-er ayrımı, emir-komuta mekanizması devam ettiği sürece özünde hiçbir şeyin değişmeyeceği açıktır. Nitekim, 1989 yılında, Tien anmen Meydanında öğrencilerin üzerine sürülen Çin Halk Kurtuluş Ordusu da “rütbesiz” generallerin emirleriyle hareket etmekteydi.

28 Şubat darbesi sırasında, artık iyiden iyiye nasyonal bir sosyalizme yönelen İşçi Partisi’nin (İP) lideri Doğu Perinçek, Sincan’da asfaltları ezip geçen TSK tanklarını kastederek bizlere şöyle bir ders vermeye kalkmıştı: “Tank da sopa gibi bir alettir. Aletin kendisi cansız bir nesnedir. Kimin elindeyse ona hizmet eder.” Şimdi de aynı tanklar ve diğer bilumum devlet aletleri AKP iktidarının eline geçmiş bulunuyor. Silivri Hapishanesi, bu tankların ve diğer araçların muhasarası altında müebbet hapis cezalarının bekçiliğini yapıyor. Tabii ki bu durum Doğu Perinçek’in teorisini doğrulamıyor. Karşı teori şudur ki, ben de bu görüşteyim: “Tanklar ve bilumum devlet araçları sadece ve sadece devletin hizmetindedir. Ona kimin kumanda ettiği önemli değildir. Bunlara sahip olan kim olursa olsun ezdiği hep aynıdır: Halk.”

İşte bunun en açık kanıtı Mısır’da son üç yılda yaşanan olaylardır. Ordu ve polis, Mübarek diktatörlüğünün araçlarıydı. Halk mücadele ederek Mübarek’i def etti. Bunun üzerine ordu, rejimin de Mübarek’le birlikte yıkılmasını önlemek için duruma müdahale etti; Mübarek’i bertaraf etti ve seçimlere gitti. Seçimleri kazanan yeni diktatör, Müslüman Kardeşler’in lideri Mürsi idi. Mürsi, Mübarek diktatörlüğünü devraldı ve ordunun himayesinde diktatörlük rejimini sürdürdü. Bu durumdan memnun olmayan halk, Mübarek diktatörlüğü döneminde kazandığı Tahrir Meydanında yeniden devrimci bir kalkışmaya girişti. Bunun üzerine ordu, devrimin Mürsi ile birlikte rejimi de silip süpürmesini engellemek için bir kez daha duruma müdahale etti; Mürsi’yi ev hapsine aldı ve kendi denetiminde bir geçici hükümet kurdu. Ordunun müdahalesini kabul etmeyen halk sokaklara döküldü ve en sonunda ordu, halka karşı katliama girişerek bir kere daha esas işlevini yerine getirmiş oldu. Demek ki neymiş; ordunun ve tanklarının kimin elinde olduğundan daha önemli bir gerçek varmış; o da, ordunun her zaman devletin aleti olduğu ve ona hangi hâkim sınıf kliği kumanda ederse etsin sonuç olarak bu aletin halkı katlettiğiymiş.

Ordunun himayesinde başbakanlık görevine oturmuş kişi, son katliamın ardından bir açıklama yapmış ve “polisin nizamı sağlamak için teröristlere karşı kahramanca mücadele ettiğini” söylemiş. Bu sözleri bir yerden hatırlıyorum ama nereden!

Gün Zileli
15 Ağustos 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI