Adalet Birgün Herkese Lazım Olabilir!

Ergenekon davası sonuçlandıktan sonra twitterde birçok arkadaşla tartışmalarım oldu. Onlara adil olmanın ne kadar elzem bir şey olduğunu, adaletin bir eczacı terazisinden bile daha hassas olması gerektiğini, kasap bıçaklarıyla adaletin sağlanamayacağını anlatmaya çalıştım. Eski arkadaşım Roni Margilues’in, daha da eski arkadaşım Doğu Perinçek’in aldığı ceza karşısında attığı, “Perinçek’e ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 34 yıl hapis. Herif öldükten sonra, ben hâlâ sağsam, 34 yılı da yatması için ısrar edeceğim” sözlerini içeren twitini okuyunca onun adına utandım ve neredeyse yirmi yıl önce çevirdiğim Eugene Ginzburg’un Anafora Doğru (çev: G. Zileli, 1996, Pencere Yayınları) adlı anılarının sayfalarına gömüldüm yeniden.

E. Ginzburg, diğer iki kadın tutukluyla birlikte, Kazan-NKVD’nin bodrumlarındaki hücrededir. Duvar haberleşmesinden, komşu hücreye yeni bir tutuklunun getirildiğini öğrenirler. Bu, Parti Bölge Komitesi ikinci sekreteri Bari Abdullin’dindir.
“Partiden atılmadan önce, üyelik aidatımın reddedilmesini şikâyet etmeye gittiğim zaman onunla bir tartışmamız olmuştu: Kuşku altında olduğumdan parti organımın sekreteri aidatları kabul etmeye korkmuştu, ben ise henüz partiden atılmadığıma ve bu aidatları ödemekle yükümlü olduğuma, ödememenin benim için iyi olmayacağına dikkat çekmiştim. Abdullin’e ne yapmam gerektiğini sormuştum: Parti aidatımın alınması reddedilse de partide kalmak mı, yoksa parti kartımı geri gönderip yeni suçlamaları davet etmek mi… Kafasını önündeki kâğıtlardan kaldırmadan ve başka bir soru sorulmasını olanaksız kılan bir tonda şöyle demişti:
‘Partinin sana güvenmemesi için çok sebep var, özellikle hatalarını kabul etmeyi reddettiğinden beri.’
“Eskiden beri arkadaştık ve zaman zaman bitişik yazlık villalarda kalırdık. Ve şimdi Siyah Göl’de bitişik hücrelerdeydik, üstüne üstlük adını her zaman dindarca bir korkuyla ağzına aldığı Sagidullin’le aynı hücreyi paylaşıyordu.”
Bir akşam vakti, duvar haberleşmesi yoluyla Sagidullin onlara, Abdullin’in işkenceden çok bitkin bir vaziyette döndüğünü bildirir. Ginzburg ve diğer kadınlar, bir yolunu bulup, yanlarındaki yiyecekleri, Sagidullin aracılığıyla Abdullin’e ulaştırırlar.
“Akşama doğru duvardan alışılmadık bir ses geldi. Yavaş, ihtiyatlı, deneyimsiz vuruşlar.
“’Jen-ny! Jen-ny!’ dedi duvar.
“Abdullin’di, yalnızca benim anlayabileceğim bir cümleyi beceriksizce vurdu duvara:
“’Beni affedebilecek misin?’” (s.72-76)

E. Ginzburg, NKVD bodrumlarından cezaevine sevk edilir. Orada yepyeni insanlarla karşılaşacaktır.
“Kapı arkamdan kilitlendi. Çevreme bakındım. Ne çok kişi vardı burada! Derhal soru bombardımanına tutuldum. Köşeden zafer dolu tuhaf bir ses geldi:
“’İyi! İyi! Aksyonov’un karısı gelmiş!’
“Zayıf, öne eğik, beyaz saçlı kadın belli ki, hapiste olmama sevinmişti, ağzının kenarında sigara, ayağa kalktı ve elini uzatmaksızın:
“’Derkovskaya’ diye tanıttı kendini, ‘Sosyal Devrimci Parti üyesi ve devam etti, ‘kocanı tanırım. Onun ofisine bir kere gitmiştim. Birkaç ay içinde karısının benimle aynı hücreyi paylaşacağını hiç aklına getirir miydi? Eh, samimi olarak söyleyeyim ki, sonunda senin gibi bazı komünistlerin hapsedilmesinden son derece memnunum. Teoride anlayamadıklarınızı belki pratikte öğrenirsiniz. Ama şimdi yerleşsen daha iyi olur. Sonra konuşuruz.’” (s. 93-94)

Büyük tasfiyeler sırasında Stalinist suçlama kampanyası tüm toplumu sarmıştır. Herkes, hatta bizzat Stalinistler bile suçlama altındadır. E. Ginzburg, getirildiği hapishanede tutuklu bir partiliye rastlar ve ona son haberleri sorar:
“ ‘Taşradan geliyorum, altı aydır hapisteyim. Ülkede neler olduğundan sizin haberiniz var mı?’
“ ‘İhanet! Parti ve hükümet aygıtının her halkasına sızmış bir ihanet. Bölge komiteleri sekreterlerinin, ulusal azınlık komünist partilerinin sekreterlerinin ihanet içinde oldukları kanıtlandı – Postyshev, Khatayevich, Eiche, Razumov, İvanov, Antipov, Sovyet Kontrol Komisyonunun başkanı ve çok sayıda subay…’
“ ‘Fakat herkesin bir adama ihanet ettiğini düşünmektense, o tek adamın herkese ihanet ettiğini düşünmek daha akla uygun değil mi?’
“Julia bembeyaz oldu ve kısa bir an durakladıktan sonra:
“ ‘Afedersiniz. Yanılmışım’ diyerek uzaklaştı.” (s.134-135)

E.Ginzburg, sonunda mahkemeye çıkarılır. Duruşma sadece yedi dakika sürer ve sonuçlanır.
“Yedi dakika! Ne fazla ne eksik. Bu süre içinde traji-komik bir oyun kondu sahneye. Başkanın – Halk Mahkemesi Komiseri Dmitriev – sesi de yüzünden farksızdı. Eğer bir donmuş balık konuşabilseydi sesi tam da böyle olurdu. Sesinde ne bir heyecan ne de sorgucuların, adımlarını onaylatmaktan duydukları zevk vardı. Hâkimler yalnızca görevlerini yapıyor ve ceza kesiyorlardı. Belki de üretim kotaları vardı ve bütün güçleriyle onu aşmaya çalışıyorlardı.
“ ‘İddianameyi okudunuz mu?’ diye sordu başkan, ‘anlatılmaz ölçüde sıkıntılı bir sesle. ‘Suçlu olduğunuzu kabul ediyor musunuz? Hayır mı? Fakat deliller gösteriyor ki…’
“Kalın dosyayı göstererek mırıldandı: ‘Örneğin tanık Kozlov…’
“ ‘Kozlov değil – Kozlova, bir kadın. Üstelik değersiz bir kadın.’
“ ‘Kozlova, evet. Ve Dyachenko.’
“ ‘Dyakonov.’
“ ‘Evet. Her ikisi de ifadelerinde…’ Onların ifadelerinin büyük bir baskı altında alındığını söyledim yargıca. Sözümü keserek sordu:
“ ‘Mahkemeye sormak istediğiniz herhangi bir şey var mı?’
“ ‘Evet var. 58. maddenin 8. fıkrasından suçlanıyorum. Bu, terörizm suçlaması demektir. Lütfen, öldürmeye teşebbüs ettiğime inandığınız politik liderin adını verir misiniz?’
“Bu akıl almaz soruyla iyiden iyiye rahatsız olan yargıç hiçbir şey söylemedi. Yargıçlar, çalışmalarını aksatan bu sıkıcı, meraklı kadına sitemkâr bir yorgunlukla baktılar. Sonunda beyaz saçlı olanı mırıldandı.
“ ‘Leningrad’da yoldaş Kirov’un öldürüldüğünü bilmiyor musunuz?’
“ ‘Evet. Fakat onu öldüren ben değilim. Nikoleyev adında birisi. Ve hayatımda hiç Leningrad’a gitmedim. Bu, olay yerinde bulunmadığımı göstermeye yetmez mi?’
“ ‘Avukat falan mısınız yoksa?’ diye şakırdadı yargıç.
“ ‘Hayır. Öğretmenim.’
“ ‘Kılı kırk yarmanın alemi yok. Tamam, Leningrad’a hiçbir zaman gitmediniz. Fakat o, fikirlerinizi paylaşan kişiler tarafından öldürüldü. Suçun ahlaki sorumluluğunu paylaşıyorsunuz.’ “ (s. 147-148)
Yedi dakikanın sonunda mahkeme heyeti “görüşmeye çekilir” ve iki dakikada yerine dönüp on yıllık cezayı Ginzburg’un yüzüne okur.

Şimdi Ginzburg, Kuzey Kutbuna yakın Magadan’daki toplama kamplarındadır. Kampın mutfağında karavana dağıtıcısı ve bulaşıkçı olarak çalışmaktadır. Açlığın hüküm sürdüğü, insanların iskorpitten sapır sapır öldüğü koşullarda mutfağa yakın böyle bir görev bile ayrıcalık sayılmaktadır.
“Lavaboya eğilmiş çalışırken, servis penceresinden, başındaki yarayı kirli bir havluyla sarmış bir adam uzandı.
“ ‘Kim burada Kazanlı olan?’ diye sordu kısık bir sesle.
“Bir olasılığı düşünerek titremeye başladım. Ölen adamlardan biri de kocam olabilir miydi? Bir arkadaşımdan yollanmış bir mesaj mı söz konusuydu, eğer öyleyse kimdendi?
“ ‘Burada Kazan’dan bir adam var. Sonuna yaklaştı. Geceye çıkmaz. Burada Kazan’dan bir kadının olduğunu duymuş ve son yemeği için ona bir lokma doğru dürüst bir şey getirmem için bunun son bir şans olduğunu ve bunu sizden istememi söyledi. Hemşeriniz için bir parça bir şeyler ayırabilir misiniz, ne de olsa yemek olan bir yerde çalışıyorsunuz… ‘Yarısını bana vereceğine söz verdi’ diye devam etti, gömleğinin kirli koluyla buhardan terleyen alnını ve yanaklarını sildi.
“ ‘Buyrun’ dedim yemeği uzatırken, ‘ona benim sağlık dileklerimi iletin. Fakat bir dakika, gitmeden önce, ismi nedir onun?’
“ ‘Binbaşı Elshin. Kazan’daki NKVD’de çalışmış.’
“Ekmeği elimden düşürdüm. Sanki o konforlu ofis, Siyah Göl Bulvarını gören geniş pencere önümdeydi. Binbaşının kadife tonundaki sesini duyuyordum: ‘Tamamiyle itiraf etmelisiniz… Sizin gibi heyecanlı tabiata sahip birisi… ahlaksız bir güruhun aldatmacası.’ … Ve o sandviçler! Unutabilir miyim o ince kıyılmış, güzel kokulu, pembe salamlarla kaplı Fransız sandviçlerini ve onun önüme tabağı nasıl ittiğini, mahzenlerden getirilmiş aç bir mahkûmdum ve sözleriyle beni baştan çıkarıyordu: ‘Yalnızca imzalayacaksın ve o zaman bunlardan istediğin kadar yiyebilirsin.’ ”

Adalet bir gün herkese lazım olabilir.

Gün Zileli
10 Ağustos 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI