Gezi Hareketi Notları (5) Alternatif Yok mu Demiştiniz!

Sonunda bir arkadaşım, “sana bir hediye” diyerek Express’in “Gezi Direnişi” özel sayısının 3. Baskısını getirip önüme koydu. İyi bir hediyeydi gerçekten. Çünkü Express’in bu sayısı bulunamıyordu. “Hadise- Can ile Canan” yazısını okudum biraz önce. Güzel, çok güzel bir yazı. Gençlerin ironik ve dinamik dilinden öğrenmem gereken çok şey olduğunu gördüm ilk elde. Onlar biz eskiler gibi kalıplarla yazmıyorlar. Dili actionla harmanlamaları hayranlık verici. En soyut felsefi kavramları sokak diline katmaları ve “lan n’oldu” gibi terimleri çok sevimli bir şekilde kullanmaları da öyle. Gezi’den beri yemeden içmeden olduğu gibi, okumadan da kesilmiştim. Şimdi önümde yeni bir okuma döneminin açıldığını görüyorum. Express’in bütün yazılarını dikkatli okuduktan sonra sırf bir sayı üzerine bir yazı da yazarım belki.

Dergide şu “alternatif yok” konusu üzerinde duruldu mu, bilmiyorum, çünkü ancak bir yazı okuyabildim ve diğer yazıların sadece başlıklarına bakabildim. Belki ayrı bir makaleyle ya da bir yazının içinde işlemişlerdir bu konuyu ama ben yine de kendimce bir şeyler yazayım bu konuda.

Evet, Gezi, özellikle son dört-beş yıl neredeyse hepimizin oy birliğiyle dillendirdiği bir duruma, “alternatif yok” söylemine de son vermiş oldu. Alternatif var artık. Ama bu, politikacıların ya da umutlarını bir partiye bağlamak isteyen insanların kastettiği türde bir alternatif değil. Kısaca belirtecek olursam, bu, siyasi değil, toplumsal bir alternatif. Daha açıkçası, AKP, bizzat sistemin ve devletin kendisi olduğundan beri onun alternatifi de politik değil, toplumsal bir alternatif olmak zorundaydı. Hiç kimsenin, bizatihi Gezi hareketinin içinde yer alanların da ummadığı şekilde bu alternatif bir anda parlayıverdi. Gezi hareketi, AKP neokapitalizminin, AKP devletinin gerçek alternatifi olarak, bir toplumsal devrim patlamasıyla kendini bir anda bütün parlaklığıyla ortaya koyuverdi.
Biraz açmam gerekiyor sanırım.

AKP, 2002 yılında, dinci bir partinin içinden doğarak merkez sağa talip oldu ve eski merkez sağ partilerin (ANAP, DYP vb.) parçalanmasından ve dağılmasından da yararlanarak iktidara geldi. Ne var ki, bu, basit bir siyasi iktidar değişimi değildi. On yıllık süreç içinde AKP iktidarının sadece bir politik iktidar olmadığı, aynı zamanda ekonomik, kültürel, toplumsal bir iktidar olduğu, AKP’nin sadece siyasi iktidara el koymakla kalmayıp sisteme ve devlete de oturduğu ortaya çıktı. Devlet, bir yılan gibi deri değiştirdi ve eski derisini bırakıp yeni neoliberal sistemin diktatörlük aygıtı olarak yoluna devam etti. Eski deri ise hapse atıldı. Aşağı yukarı tüm bileşenleriyle ve ona bel bağlamış müttefikleriyle birlikte. “Ergenekon davası” aslında bugünkü devletin, bıraktığı derisini yargılamasından başka bir şey değildir. Tabii ki, bugünkü devlet, devletin bütün suç aygıtlarını devralmıştır ve sürdürmektedir. Geride kalan deri ise sadece halihazırdaki devletin temsil ettiği bu suçların eski biçimlerinin deriye yüklenmesidir. Devlet, suçlarından arınmıyor, eski suçlarını eski bir deriye yükleyerek bugün halen yürürlükte olan suçlarını kamufle ediyor. Ve elbette bunu yaparken, eski, bıraktığı derisinin içinde yer alan bir takım insanları kendi malum adaletsizliği ile mahkûm etme yoluna gidiyor. Devletin suçlarını, belki bazıları geçmişteki bu suçlara ortak olmuş ama çoğunluğu sadece eski devletin deri değiştirmeden devam etmesini istemiş insanların olmayan fiillerinde aramayın. Suç, ölü kalıntılarda aranmaz, yaşayan, canlı, halen suç işlemeye devam eden mekanizmalarda aranır. Ölüm makinası, aktüel iktidarın bizzat kendisinde tezahür etmekte ve işlemektedir, Silivri’de değil.

AKP, eğer dediğimiz gibi neoliberal sistemin Türkiye’deki adı, köhnemiş ve yıpranmış derisini bırakmış ve böylece halka karşı daha da bilenmiş, dişlerini sivriltmiş bugünkü devletin adıysa onun politik alanda alternatifinin olmayacağı son derece açıktır. İşte bu yüzden CHP adlı partinin taraftarlarının CHP’yi bir alternatif haline getirme çabaları sonuçsuz ve umutsuz bir çabadır. Çünkü bu mümkün değildir. Diyelim ki mümkün olsun, yani CHP AKP’den daha fazla oy alıp iktidara gelsin, o zaman o CHP bizzat AKP haline gelecektir. Ya da şöyle söyleyelim: Hükümet olan CHP, hiç tereddütsüz AKP’nin bugüne kadar uyguladığı neoliberal sistemi devralacak, aynı şehir yağması projelerini yürürlüğe koyacak, dişleri bilenmiş bugünkü devletin aygıtlarını devralacak, halka karşı suç işleyen bu devlet mekanizmasını bu sefer o çalıştıracaktır. İşte bu yüzden CHP, oy olarak çoğalsa bile hiçbir zaman AKP’nin gerçek alternatifi olamayacaktır. CHP’nin gerçek alternatif olması için CHP olmaktan çıkması gerekir. Yani yüzde on seçim barajlı parlamenter diktatörlüğün bir bileşeni olmaktan çıkması gerekir. Örneğin, yüzde on barajını kesinlikle kabul etmeyerek, oy hırsızlığının karşısına net bir şekilde çıkarak sahte seçimleri reddetmesi ve toplumsal devrim hareketine katılması gerekir. CHP’nin bu yetenekte olmadığı açıktır.

İşte bu yüzden AKP neoliberal düzeninin ve devletinin gerçek alternatifi, bugün parklarda, park forumlarında, meydanlarda direnişini sürdüren ve AKP’nin yağma ve sömürü sistemine karşı net bir şekilde karşı duran Gezi hareketidir. Öyle ki, bu hareket içinde CHP’liler de, ulusalcılar da önemli bir güç olarak vardır ama bu insanlar Gezi hareketi içinde yer aldıkları sürece Gezi hareketinin ruhuna – yer yer ihlal etseler de – uygun hareket etmek zorundadırlar. Örneğin bu hareket içinde ırkçı-ulusçuluk asla tutmaz. Sözcü veya Aydınlık okuyan ulusalcı bir arkadaş bu gazetelerin Kürt düşmanlığından ne kadar etkilenirse etkilensin, Gezi hareketinin içinde yer aldığı sürece Kürt düşmanlığını harekete empoze edemeyecek, tersine bir yandan Türk ulusal bayrağını sallarken bir yandan da “biji bratiya gelan” diye slogan atacaktır.

Benzer bir şekilde, kendi özel politik hesapları ve çıkarları dolayısıyla AKP iktidarıyla uzlaşan Kürt siyasal hareketi de, AKP ile bütünüyle bir uyuşmaya ve eklemlenmeye gitmediği sürece –bir bütün olarak bu olanaksız görünmektedir – en azından bir müttefik olarak toplumsal devrimle ve Gezi hareketiyle dirsek temasını korumak zorundadır. Her şeyi bir yana bırakalım, toplumsal devrime ve dönüşüme en çok ihtiyacı olan halk Kürt halkıdır. Çünkü bu toplumda Kürt olmak halihazırda ezilen olmakla özdeştir. Bir kısım Kürt burjuvazisini bir yana koyalım, Kürtlerin esas kitlesi ezilen konumundadır, bu halk sürekli olarak toplumun görünmez derin katmanlarına doğru sürülmektedir sistem tarafından. Dolayısıyla parya durumuna düşürülen bir halkın neoliberal sistemle uyuşması neredeyse imkânsız bir şeydir.

Bunun karşılığında, toplumsal devrim alternatifi olarak ortaya çıkan Gezi hareketi de, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da özgürlük ve adalet taleplerinde tutarlılığını sürdürmeli, böylesi bir tutarlılıktan tek bir adım geri atmamalıdır.

Kısaca söyleyecek olursam, bugün toplumsal özgürlük ve adaletin sözcüsü konumunda olan Gezi hareketi, AKP devletinin yargılamaları konusunda sağlam bir duruş sahibi olduğunu göstermelidir. Üç gün sonra Silivri’de Ergenekon davasının sonuçları açıklanacak.

Gezi hareketi, devletin her türlü sahte yargılamasının karşısında yer aldığını açıkça ortaya koymalıdır. Ulusalcılar biraz daha az bencil, çağrılarında biraz daha kapsayıcı, biraz daha kucaklayıcı, farklı renklere biraz daha tahammüllü, örneğin bazı liderlerinin Yoğurtçu Parkı’nı alelacele mahkûm etmek gibi saçmalıklarını önlemekte biraz daha frene basma mekanizmalarına, bu liderlere “dur bi dakka ya” deme yeteneğine sahip olsalardı, dayanışma icabı Silivri’ye gitmeyi bile önerebilirdim ama şu koşullarda böyle bir şey önermenin fazla kaçacağının bilincindeyim. Şahsen ben, her türlü haksız yargılamaya karşı olduğumu ve yargılananlarla dayanışmamı ifade etmek için 5 Ağustos’ta Silivri’ye gitmeyi düşündüm ama ulusalcıların böyle bir dayanışmayı nasıl karşılayacaklarından emin olmadığımdan bundan vazgeçtim. Buna rağmen, Gezi, Ergenekon davasının sahteliğini ilan etmekte ikircikli davranmamalıdır. Toplumsal adalet ve özgürlük bunu gerektiriyor.

Öte yandan, BDP eşbakanı Selahattin Demirtaş, “Gezi hareketi içindeki darbeci unsurlar”dan söz ederek Sırrı Sakık’ı yankılasa da Kürt hareketi ile dayanışmaktan vazgeçemeyiz. Suriye’nin Kürt bölgelerinde AKP hükümetinin desteklediği
El-Kaide unsurlarının Kürtlere karşı saldırıya geçtiği ve Kürtlerin çok sayıda kayıp verdiği haberleri geliyor. Bu bölgede, böylesine iç savaş koşullarında bir devrim olanağı görülmemekle birlikte, Kürtlerin kendi bölgelerinde özerklik ilan etmeleri haklarıdır. Dikkat ediyor musunuz, AKP iktidarı kadim T.C. refleksleri göstererek Türkiye sınırında bir Kürt özerk bölgesinin oluşmasından duyduğu korkuları açık seçik ortaya koydu. Herkes her şeyi yapabilir, herkes her türlü devleti kurabilir, her devlet çıkarları gereği birbiriyle sarmaş dolaş olabilir ama sıra Kürtlerin özerklik ilan etmesine gelince orada akan sular durur. Tabii, Kürt arkadaşlar, AKP dışişlerinin bu korkularına bakarak Türkiye içinde Kürtlerin ne kadar hak sahibi olabileceğini de anlama olanağına sahiptirler.

Gezi hareketi bir toplumsal devrimdir, dolayısıyla bugünkü düzenin gerçek alternatifidir. O, politik hesaplarla hareket etmez, kolektif bir adalet ve özgürlük duygusuyla hareket eder. Bu yüzden, ister Türke, ister Kürde, ister herhangi bir milliyete, mezhebe ya da toplumsal kesime, ister eski devlet kalıntılarına olsun, yapılan her türlü adaletsizliğin karşısına çıkar ve evrensel özgürlük bayrağını yükseltir.

Gün Zileli
2 Ağustos 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI