Gezi Hareketi Notları (4) Gezi Hareketinin Bileşenlerinden Anarşistler Üzerine

Tarihte anarşistlerin sesi hep kısılmıştır. Onlar isyan ve devrimle birlikte canlanır, isyan ve devrimlerin en önünde yer alır, en önde çarpışır, canlarını hiç tereddüt etmeden verir, fakat sonunda “zafer” (neyse o?) hep başkalarının olur. O başkaları, tarihi yeniden yazarlar ve o tarihten anarşistleri tamamen silerler, bunu yapamayacaklarını anladıklarında da tarihi çarpıtırlar ve anarşistlerin “bozguncu”, hatta “karşıdevrimci” olduğunu yazarlar. Oysa bunu yazan, karşıdevrimin ta kendisidir.

Anarşistler, devrimin geri çekilmesiyle birlikte gerçekten görünmez olurlar, çünkü onlara can veren devrimdir, öte yandan devrime can veren önemli bir bileşendirler ama kendilerini övmeyi doğru bulmadıklarından bu gerçeği bile ya dillendirmezler ya da kendi rollerini asgariye indirerek anlatmayı doğru bulurlar.

Gezi isyanı ne kadar olağanüstüyse, Gezi isyanı hakkındaki literatür de o kadar olağanüstü. Daha Mayıs-Haziran’ın üstünden iki ay geçmeden ortalıkta Gezi ile ilgili makaleler uçuşuyor, kitaplar birbirini izliyor, dergiler bu konuya ilişkin özel sayılar çıkarıyor ya da özel bölümler hazırlıyor. Gezi literatürünü izlemek, neredeyse ona bilfiil katılmaktan daha zor bir iş haline gelmiş bulunuyor.

Okuyabildiğim kadarıyla, bu literatürde ortak bir yan var: Anarşistlerin Gezi hareketinin başlangıcındaki fitilleyici rolleri ve sonrasındaki örgütlenmelerde oynadıkları rol neredeyse kasıtlı diyebileceğim bir şekilde gözden uzak tutuluyor. Bazı yazılarda, ayıp olmasın kabilinden, Marksist solun yanı sıra anarşistlerden de şöyle bir söz edilip geçiliyor, bazılarında bunun bile sözü edilmiyor. Bunu, dürüstlüklerine inandığım eski arkadaşlarım bile yapıyor. Küçük bir not yolladığım zaman bana “Çarşı’dan söz ettim ya” diye cevap verebiliyorlar. Herhalde Çarşı’nın yuvarlak içindeki A’sını kastediyor olmalılar. Anlayacağınız, anarşizm, tarih boyunca uğradığı muameleye burada da uğruyor. Neyse, bu sitemimi buraya kaydetmiş olayım. Benim esas üzerinde durmak istediğim nokta başka. Ben, anarşizmin rolünün tanınmasından ve bilinmesinden çok, bu yazıda, doğası gereği parçalı bir hareket olan ve Gezi hareketi içinde yer alan anarşizmin kimi parçalarının zaafları; öte yandan, kimi anarşist görünümlü unsurların anarşizmi Gezi Hareketine karşı kullanma girişimleri üzerinde durmanın daha hayırlı bir iş olacağını düşünüyorum.

Önce Gezi hareketi içinde yer alan anarşizmin kimi parçalarının bazı zaaflarından söz edeyim.

Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF) başından itibaren Gezi’de yer aldı. Onları Taksim Gezisi’nin girişinde kara bayraklarıyla gördüğümde sevindim. Hemen yanlarına gittim. Bana dergilerini verdiler, ayaküstü biraz lafladık. Fakat orada bir şey dikkatimi çekti. Bana dergilerini bedava vermişlerdi ama aslında parayla satıyorlardı. Ertesi gün, beni tanımayan bir DAF’lı arkadaşın yanına yaklaşıp “derginiz paralı mı” diye sordum. “Evet” dedi. Bunun üzerine, “ama nasıl olur, içeride bedava kitap ve dergi alınan bir kütüphane var. Ayrıca yiyecek de dahil burada her şey bedava, siz neden satıyorsunuz?” diye sordum. DAF’lı kadın arkadaş biraz zorlandı. “Evet ama biz bu dergileri matbaaya para vererek bastırıyoruz, o yüzden satmak zorundayız” dedi. Ben de cevaben, “şuraya bir bağış kutusu koysanız, bu insanlar sizin satarak elde edeceğiniz paranın çok daha fazlasını atarlar kutuya” dedim. Yaptıkları gerçekten Gezi ruhuna aykırıydı. Gerçi diğer Marksist örgütler de aynı şeyi yapıyorlardı. Örgüt ruhu Gezi ruhuna karşıydı. Bu, eleştirilerimden biri.

İkinci eleştirim, anarşistlerin, güçleriyle orantısız bir şekilde kendilerini görünmez kılmış olmalarıdır. Bununla özel bir anarşist örgütün bayrağını kaldırmaları gerektiğini söylemiyorum, kesinlikle söylediğim bu değil ve zaten özel anarşist örgüt bayrağı pek yoktur. Ama ulusal bayrakların ortalıkta bu kadar yoğun arz-ı endam ettiği bir ortamda anarşistlerin kara, kara-kızıl, kara-yeşil, kara-mor bayraklarını yükseltmemeleri hataydı. Toplumsal mücadeleler toplumsal ya da siyasal semboller üzerinden yürür. Örneğin “çapulcu” deyişi bugün bir toplumsal parola halini almıştır. “T.C.” de öyle. “Çapulcu” genel olarak Gezi Hareketine mensubiyetin parolasıdır. “T.C.”, Gezi hareketi içinde bir bileşen olan ulusalcılığın parolasıdır. Türk bayrağı, tamamen ulusalcılığa hapsedemesek de genel bir ulusalcı ya da cumhuriyetçi eğilimin ifadesi olarak ele alınabilir. Bunun yanı sıra, özel bir örgütlenmeyi ifade eden Marksist örgütlerin kendi bayrakları da Gezi Hareketi’nin içindeki Marksist sol bileşenin farklı ifadeleridir. Ben her ne kadar öyle pek bayrak düşkünü olmasam da anarşizmin kara-kızıl bayrağının Gezi gösterilerinde görünmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ulusal Türk bayrağı varsa kara-kızıl bayrak da olacaktır ki, bu görüntüleri yerinde ya da sonradan fotoğraf ve videolarda görenler, örneğin dünyanın başka yerlerinde, bu mücadeleyi dikkatle izleyen insanlar, orada anarşistlerin de bir bileşen olarak yer aldığını görsünler, anlasınlar. Avrupa’daki anarşist yoldaşlar, görüntülere bakarak bu hareket bir ulusal hareket mi diye bile soruyorlar, hatta bazıları hareketi desteklemekte tereddüt içine bile girebiliyor. Oysa gerçek hiç de onların düşündüğü gibi değil. Gezi hareketinde anarşizm önemli bir bileşendir ve daha önemlisi anarşist fikirler Gezi hareketine çok önemli bir katkı sağlamıştır. Peki bunu görünür kılmaktan neden çekiniyoruz? Biliyorum, anarşistler dominant bir görüntü vermekten hoşlanmazlar, haklı olarak. Bir harekete damga vuruyormuş gibi görünmek de istemezler, haklıdırlar da. Ulusalcılardan veya bir kısım Marksist soldan farkları budur ama dominant olmayacağız diye görünür olmaktan kaçınmanın âlemi var mıdır? Baskın olmayacağız ama “biz de varız” diyeceğiz.

Bir örnek vermem gerekirse, geçen hafta Sivriada-Yassıada eylemi oldu. Yanımda uzunca bir ağaç dalı taşıdığımı gören arkadaşlar, “bunu ne yapacaksın?” diye sordular. Onlara şu cevabı verdim: “Yanımda kızıl-kara CNT-FAI (İspanyol anarşistlerinin İspanya İç Savaşındaki bayrağı) var, eğer Türk bayrağı açan olursa ben de onu açacağım.” Gerçekten de bu düşüncedeydim. Motorlardan indiğimizde bir hanımefendinin Türk bayrağı açtığını görünce ben de kara-kızıl bayrağı açtım. Eğer Türk bayrağı açılmasaydı, ben de bayrağımı açmayacaktım. Anlayacağınız, niyetim, o ortak gösteriyi kızıl-karaya boyamak değil, ulusal bayrağın karşısında ulusal olmayan bayraklar da olduğunu, anarşizmin de bu hareketin bir bileşeni olduğunu göstermekti. Sonradan ortaya TKP’nin “boyun eğme” bayrakları da çıktı. Eyvallah, onlar da olsun. Gerçi objektiflerin karşısında yapılan basın toplantısı sırasında benim kara-kızıl bayrağı kendi “boyun eğme” bayraklarıyla kapatmaya epey gayret sarf ettiler ama artık bu kadarını hoşgörü ile karşılıyorum. Benim bayrağın takılı olduğu ağaç dalı epeyce uzundu!

Son olarak, anarşist kılığına bürünen bazı AKP yalakalarından söz etmek istiyorum. Açıkça kendimi eleştirecek olursam, dün gece oldukça sinirliydim ve twitterde bu yüzden bir hayli hırçın bir görüntü verdim. Muhatabıma “hıyar”, “salak” gibi ifadeler kullandım ki, bu gerçekten hatalıydı. Çünkü karşınızdaki kişi her ne kadar AKP yalakası olsa, bazı devrimci ve özgürlükçü değerleri AKP’nin parlatılmasında kullanmaya çalışsa ve anarşizmi bile Gezi Hareketine saldırmak için kullanmak istiyor olsa da sonuç olarak bir insandır ve kötü ruhlu bir insanın o kötü ruhunu bile küfür ve hakaretlerle kırmak yanlıştır. Ayrıca sanal alanda da olsa bire bir bir atışmada bu tür hakaretler sonuçta bir sözlü terördür ve diyelim ki, muhatabınız bu terörden ürkmüş olsun, siz başarı elde etmiş olmazsınız, hatta bu, sizin adınıza bir yenilgidir. Neyse ki, muhatabım benden de edepsizdi de bana böyle bir başarıyı armağan etmedi!

Neyse, kısaca tartışmadan söz edeyim. Global_odak mahlasını kullanan kişinin bir tweetini gördüm ve ona ben bulaştım. Tweette, George Orwell’in Gezi’den çok daha önemli bir mücadele olan İspanya İç Savaşında “Gezi’cilerden” farklı olarak hayattan şeylerden söz ettiğini, örneğin elma, armut falan dediğini yazıyordu. Müdahale edip “Orwell’i alet etme, hıyar” dedim ve böylece “tartışma” başlamış oldu. “Geziye bok atıyorsun” dedim, kabul etti. Ardından da “AKP, insanların son 300 yılda uğruna mücadele ettikleri seçim-oy hakkı falanla iktidar olmuş. Kemalizm?” diye yazdı. Bundan sonra zaten tartışma zıvanadan çıktı, benim başı çekmemle. Bu arada başkaları da dahil oldu tartışmaya. Bir Kürt arkadaş benim Kemalizmi savunduğumu zannederek bana bir şeyler söyledi. Ona durumu izah etmeye çalıştım. Ardından, ilginçtir ki “Zapatistas” mahlasını kullanan biri görünürde anarşist cepheden bana karşı çıktı ve Global_odak’la aynı safta yer aldı. Ardından “anarşist” izlenimi veren başkaları da bana karşı atışlarda bulundular. Bunlar önemli değil. Twitterda olur böyle şeyler ama ben bu tartışmaya önem verdim. Neden mi? Çünkü bu kafada çok sayıda anarşist olduğunu biliyorum da ondan. Yani net bir şekilde söyleyecek olursam, bir kısım anarşist, Taraf gazetesi aracılığıyla, “askeri vesayete karşı mücadele”, “Ergenekoncular yargılanıyor”, “Kemalizme karşı mücadele”, “seçim-oy hakkı” falan derken AKP iktidarına eklemlenmişlerdir. Kendini gerçekten de anarşist sayan bu tür insanlar, belki abarttığımı sanacaksınız ama bir hayli kalabalıktır. İşin kötü tarafı kendilerini gerçekten anarşist addetmektedirler ve Kemalizme karşı çıkmak adına Gezi hareketinin karşısında, AKP iktidarının yanında yer almaktadırlar. İktidarın ideolojik aygıtları bu tür anarşistlerin varlığından haberdardır ve bunların Gezi hareketini yıpratma girişim ve çabalarını dikkatle izlemekte ve desteklemektedirler.

Bu durum bence anarşizmin Marksizmden daha amorf bir karaktere sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bugün AKP’ye destek olmaya çalışan libero-Marksistler yok mudur? Az sayıda da olsa vardır ama Marksizm daha doktriner bir düşünce olduğundan libero-Marksistlerin artık, bir kısım liberalin bile AKP saflarını terk ettiği koşullarda bir yandan AKP safında kalıp bir yandan da Marksist bir görünümü sürdürmeleri bir hayli zordur. Fakat anarşizm için aynı şeyi söyleyemiyoruz, ne yazık ki. Anarşist olduğunu söyleyen ya da iddia eden birileri, yani libero-anarşist olarak adlandıracağımız bazı arkadaşlar, bugün bile, yani onca biber gazına, onca TOMA’ya ve ondokuz yaşındaki gencecik insanların katledilmesine rağmen, sözde “Demokratik haklar” ya da “seçim-oy sandığı hakkı” vb. türü argümanlarla AKP iktidarının yanında saf tutup Gezi Hareketini hedef alabilir ve almaktadır.

Böyle bir durumda ne yapılır? Yapılması gereken şey son derece açıktır: Anarşistler olarak Gezi Hareketinin saflarında, AKP iktidarına, devlete ve sisteme karşı sağlamca durmak ve libero-anarşistlerle her türlü bağı kopartmak ve onlarla hiçbir ilişkimiz olmadığını ve olamayacağını net bir şekilde ilan etmek.

Açık söyleyeyim. Bir anarşist olarak, sokaktaki ulusal bayraklılarla yan yana polise karşı yürür, faşistlere karşı omuz omuza dövüşürüm ama libero-anarşistlerle asla ve kat’a hiçbir ortaklığım olamaz.

Gün Zileli
31 Temmuz 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI