BERKANT GÜLTEKİN/Gezi ruhu bütündür, bölünemez!

gezi-ruhu-butundur-bolunemez-1

Mayıs ayının sonunda başlayan Gezi direnişi, Türkiye toplumunun hayatında siyasi ve sosyal olarak birçok algıyı değiştirdi. Direnişin insanların hayatına kattığı en önemli değerlerden biri, eskinin parçalanan algı kalıplarının üzerinde doğan ve ‘Gezi ruhu’ olarak adlandırılan yeni bir kültür biçimiydi. Gezi ruhu, ortaya çıkardığı halk isyanıyla AKP iktidarının hakimiyet alanını daralttığı kadar, Türk ve Kürt halklarını yıllardan sonra ilk kez böylesine kitlesel bir şekilde yan yana ve omuz omuza getirmesi bakımından da kıymetliydi. Gezi ruhuna uygun olarak, artık toplum başka bir demokrasi anlayışının içinde yoğrulurken, insanların haber kaynaklarına yönelik taleplerinde de gözle görülür bir biçimde değişim oldu. Böyle bir süreçte yıllardır halktan yana AKP iktidarına karşı muhalefet yürüten ve hükümetle ‘akçeli ilişkiler’ kurmayan bağımsız gazeteler halkın dikkatini çekmeye başladı.

BAĞIMSIZ MEDYA FARKEDİLDİ
Gezi ruhu toplum yaşantısına yaptığı etki kadar, iktidara muhalif, bağımsız gazetelerin de referans noktasıydı. BirGün, Sol, Evrensel, Yurt, Aydınlık ve Sözcü gibi gazeteler, Gezi direnişiyle başlayan  süreçte yükselişe geçti. Bağımsız gazetelere olan meyil elbette tirajlara da yansıdı. Ana akım gazetelerin satışları irtifa kaybederken, muhalif gazetelerin okunma oranlarında %30’lara varan artış gözlendi.

DİRENİŞİN ‘SÖZCÜ’SÜ OLAMADI
Ancak süreç ilerledikçe Gezi ruhunun, adı direnişle anılan gazetelerin tümüne tam anlamıyla sirayet etmediği görüldü. Gezi direnişinin, ismiyle müsamaha Gezi Parkı’ndaki etkinliği, başta İstanbul olmak üzere, yurdun muhtelif parklarına dağılıp sokaklardaki çatışmaların yoğunluğu azalınca, iktidara muhalifi ‘bağzı’ gazetelerin Gezi ruhu da bir anda kayboldu.

Türk bayrağıyla Gezi’ye yapılan güzellemeler, Sözcü ve Aydınlık gazeteleri tarafından azalan sokak çatışmaları ortamında, gündem olarak PKK üzerinden yapılan bir Kürt halkı karşıtlığına büründü. Meydanlarda AKP faşizmine atfen, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganını atan, barikatta birlikte saf tutan, polis şiddetine göğsünü yanyana siper eden Türk ve Kürt halkları, Sözcü ve Aydınlık tarafından direnişin devam eden günlerinde, yıllardır AKP de dahil olmak üzere iktidarların ağzından düşürmediği ‘terör’ kavramıyla ayrıştırılmaya çalışıldı. Ulusalcı kimlikleriyle bilinen gazeteler, faşizme karşı mücadelede ‘Türk olup olmama’ ya da ‘Türk devletinin teamüllerine biat edip etmeme’ şartını koştu. Sözcü ve Aydınlık, son dönemde attıkları bazı manşetlerle, Kürt meselesinde sağcı ve AKP yanlısı basından farklı düşünmediğini gösterdi.

Türk bayrağının, ‘solcuların eline geçmesinden’ ötürü, direnişin simgesi olduğunu dile getiren gazeteler, bayrak üzerinden yaptıkları siyasetlerini, eski sağcı-milliyetçi kalıplarla açıklamaya devam etti. Özellikle Sözcü gazetesi, Gezi direnişini, AKP’ye karşı bir ‘muhalefet mezesi’ olarak kullandığını, son dönemde attığı Kürt karşıtı manşetleriyle gösterdi. Türk ve Kürt halklarının, eşit bir şekilde, faşizme karşı omuz omuza mücadele etmesinden rahatsız olduğunu açıkça belli eden gazete, Gezi direnişi sonrası da alışılagelmiş milliyetçi jargonunu dilinden düşürmedi. Lice katliamı sonrasında,  30 Haziran’da  “Koskoca devleti ne hale düşürdüler” manşetini atan gazete, “Savaş değil, barış istiyoruz” diyen Lice halkının feryadını, “PKK karakol istemiyorum diyecek kadar yüz buldu” ifadeleriyle tanımladı. Askerin halka uyguladığı zulmü ve faşizmi görmeyen gazete, belki de en çok bu manşetiyle Gezi ruhundan nasibini almadığını gösterdi. “Devlet karakol için PKK’dan izin mi alacak” diyen Sözcü, Gezi direnişinde muhalefet yürüttüğü AKP’ye de dolaylı olarak arka çıktı. Son bir aylık zaman dilimi içinde attığı birçok manşetle Kürt halkına olan karşıtlığını gösteren gazete, AKP devletinin Kürtlere yönelik baskılarını Gezi ruhundaki demokrasi, kardeşlik ve özgürlük şiarlarıyla bağdaşmayacak bir şekilde haklı gördü.

AYDINLIK DA AYNI HAVADA
Sözcü gibi eski alışkanlıklarından vazgeçmeyen bir başka gazete de Aydınlık’tı. Sokak çatışmalarının ve polis şiddetinin sürdüğü günlerde, doğrudan AKP karşıtlığı üzerinden bir yayın çizgisi izleyen gazete, ülkenin gündemi Doğu’yu işaret ettiğinde Gezi ruhunun kapsamından çıktı. AKP’nin göstermelik olarak yaptığı TSK İç Hizmet Kanunu’ndaki değişikliği, 14 Temmuz günü attığı “Yetki devri” manşetiyle karşılayan Aydınlık, yapılan düzenlemeyi iktidarın PKK’ya verdiği bir ‘lütuf’ olarak değerlendirdi. PKK üzerinden Kürt halkına yüklenen gazete, ordunun yıllardır Kürt halkına çektirdiklerini meşru bularak, “Başta terör olmak üzere, tüm iç kaynaklı tehditlerle mücadele eden TSK’nın görev kapsamı dışında kaldı” yorumunu yaptı.

PERİNÇEK’TEN GEZİ RUHUNA FATİHA!
Ancak Aydınlık’ın Gezi ruhuyla bağdaşmayan tek unsuru manşetleri değildi. Gazetenin tutuklu yazarı Doğu Perinçek’in, Gezi direnişinin park forumlarıyla devam ettiği şu günlerde, Yoğurtçu Parkı forumuyla ilgili olarak ortaya attığı iddiaları da anımsamakta yarar var. Park forumlarına katılan Aydınlık gazetesi yazarı Filiz Cemsu’dan aldığı bilgilerle yazan Perinçek köşesinde, “Yoğurtçu Parkı’nda toplananlar 200 kişiye kadar inmiş. “Sol” maskeli bazı başıbozuklar, Türk bayrağına “pis paçavra” diyorlar. Lice’de Mustafa Kemal’in askerlerinin karakoluna saldırı düzenleyen uyuşturucu baronlarıyla dayanışma halindeler. (…) Bu başıbozukların Atatürk ve bayrak düşmanlığını kim paylaşıyor?” ifadelerine yer vermişti. Yoğurtçu Park’ında hiç yaşanmayanları Cemsu’nun verdiği yalan-yanlış bilgilerle, gerçekleşmiş olaylar gibi yazan Perinçek, halkın büyük dayanışmasıyla ördüğü Yoğurtçu forumunu sırf ulusalcı siyaset parka hakim olamadığı için yaftalamıştı.  ‘Yoğurtçu Parkı ve Kadıköy Meydanı’ başlıklı yazısında, “Türkiyemizde Yoğurtçu Parkı’ndaki o başıbozuklar, nereye kadar bayrak ve Atatürk düşmanlığı yapabilirler?” diye soran Perinçek, Gezi ruhunun neredeyse alamet-i farikası olan “Halkların kardeşliği” şiarını unutmakta beis görmüyordu.

GEZİ RUHU BÖLÜNEMEZ
Gezi ruhuyla bütünleşen Gezi direnişi, Türkiye toplumuna başladığı günden bu yana pek çok şey öğretti. Dostu düşmandan, muhalifi yandaştan ayırmakta ustalaşan halk muhalefetiyle, Sözcü ve Aydınlık gazetelerinin son dönemdeki ayrıştırıcı üslubunun bağdaşmadığı ortada. Gezi ruhu, egemenler tarafından öteden beri aralarına suni duvarlar örülen halkların, uzun bir aradan sonra ilk kez bu kadar kardeşçe buluşmalarına vesile olmuşken, kendini ulusalcı olarak tanımlayan gazetelerin üslup ve düşünüş biçimleri, bu ruhun yeterince derinden kavranamadığına işaret ediyor.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI