Direniş Notları (10) Manzara-i Umumiye

 

 

Dün gece arkadaşlarla birlikte Kocamustafapaşa’daydık. Parkta yeryüzü sofraları hazırlanmıştı. Her zamanki gibi, kadın katılımı çok yüksekti. Benim yaşlarımdaki katılımcılar da epeyce vardı. Yani 40’lılar ve 50’liler. Onları gözlerinden, duruşlarından tanırım. Yaşları ilerlemiştir ama yaşlı değildirler. Anlaşılamaz genç bir duruşları vardır. Gözleri pırıl pırıldır. Dün de öyleydiler. Eli satırlıları, palalıları bekliyorlardı. O eli palalılar bir gün önce, sayılarını az görerek polisin himayesinde göstericilere saldırmıştı ve “yarın gelin bakalım, kaç ölü çıkacak buradan” demişlerdi ya, onun için gelmişlerdi. Geldik işte buradayız, diyorlardı. Oraya gelen her yaştan insan bunu diyordu. Gelmediler, gelemediler, korktular. Zaten biz bunları biliriz. Korkağın da korkağıdırlar. Onlarda onur diye bir şey yoktur. Cesaret diye bir şey yoktur. Sadece polisin himayesinde savunmasız insanların karşısında dayılanmasını bilirler. Ne kadar zalimlerse o kadar da yüreksizdirler. Gelemediler, gelemeyecekler.

Dünkü eylemin en güzel yanı, dayanışmanın ne güzel, ne görkemli, ne göğüs kabartan bir şey olduğunu göstermesiydi. Gezi hareketi bugüne kadar birçok güzel şey ortaya koydu. Ama dünkü eylem, ileride hatırlandığında bu güzel şeylerin en başında gelecektir. Hiç kimse kendini yalnız, savunmasız hissetmesin. Dayanışma sayesinde şehrin her tarafından insanlar oraya akın edecektir. Hiçbir örgütün talimatı olmadan, örgütlemesi olmadan, bir gün içinde hem de. Dünün parolası “Kocamustafapaşa”ydı. Ağızdan ağıza taşındı ve insanlar kardeşlerinin tehdit edildiği yere ikircimsiz akın ettiler. Çıkarsızca birleşmiş yüreklerin karşısında hiçbir güç duramaz.

Yeryüzü sofrasını dün gece Kocamustafapaşa’da açma çağrısını yapan Anti-kapitalist Müslümanlar gerçekten büyük bir iş yapmaktadır. Sadece gösterdikleri dayanışma örneğiyle değil. Daha üst düzeyde bir şeyden söz ediyorum. Anti-kapitalist Müslümanlar, sadece mütaassıp İslamın ezberini bozmadılar, aynı zamanda mütaassıp laisizmin ezberini de bozdular ve laik-dinci çekişmesini orta yerinden kırdılar. Bu kırılmada bence en önemli yan, ömürleri boyunca laikliğe tutunmuş ve İslamı toptan dışlamış birçok insanın hayatında ilk kez “demek böyle Müslümanlar da varmış” diye düşünmesine yol açmasıdır. Ve türbanlı kadınla başı açık kadının devletin dayattığı yasaklarla bölünmeyi bırakıp aynı amaçlar için aynı yeryüzü sofrasında birleşmesi gerçekten Gezi Hareketinin büyük bir kazanımı olarak tarihe geçecektir.

Gezi hareketinin içinde yer alan ulusalcı örgütlerin Kürtleri ve Kürt hareketini kenarından köşesinden dışlama girişimleri de her seferinde bizzat Gezi Hareketinin ruhu ve katılımcıları tarafından reddediliyor. Dün de öyle oldu. Gezi hareketi içinde yer alan bir siyasi partinin “padişah özentisi” türü jargonunu kullanarak Kocamustafapaşa Forumu adına basın açıklaması yapan bir genç, açıklamasının sonunda “devrim şehitleri”nin (şimdi burada gerekçelerini tartışmaya girişmeden, bu “şehitler” sözcüğünü hiçbir zaman benimsemediğimi, bunun yerine yabancı kökenli bir kelime olan “martir”leri tercih ettiğimi bir kere daha belirtmek zorundayım) adlarını kalabalığa ikişer kere söyledi ve biz de hep bir ağızdan “yaşıyor” diye bağırdık. Fakat ne hikmetse, bu genç, Lice’de jandarma kurşunuyla öldürülen Medeni Yıldırım’ın adını söylemeyi “unutmuş”tu. Bu, Gezi hareketinin ruhunu ve yönelimini açıktan bir ihlaldi. Her şeyi bir yana bırakın, Lice’de halka ateş açıldığında ve Medeni Yıldırım öldürüldüğünde, Gezi Hareketi, bu saldırıyı birçok yerde protesto eden yürüyüşler yapmış ve Kürt halkıyla dayanışma sloganları atmıştı. Bu ihlal üzerine kalabalıktan birileri duruma müdahale ederek, “Medeni Yıldırım’ı unuttun” diye bağırdılar. Bu hatırlatma üzerine gencin yanı başındaki birkaç kişi de onu uyardı ve forum sözcüsü genç, biraz sönük bir sesle de olsa Medeni Yıldırım’ın adını kalabalığa karşı söylemek zorunda kaldı. Bunun ardından topluluk, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “biji biratiya gelan” sloganını attı. Aynı ihlalin Hatay’da da yapıldığını görüyoruz. Asfalta Gezi mücadelesinde ölen dört gencin adını yazan arkadaşlar, Medeni Yıldırım’ın adını yazmamışlar. Bunu yapanlar, acaba bunun ne büyük bir ihlal olduğunu ve ırkçı Sözcü gazetesinin çizgisine düşmek anlamına geldiğini, dahası, Gezi Hareketini böyle bir rotaya sokmanın onu öldürmekten farksız olduğunu düşünmüşler midir? Oysa Gezi Hareketinin büyüklüğü, İslam-laik ayrılığını kırmanın yanı sıra, Türk-Kürt ayrımını da kırmasıdır. Bu hareket, nasıl kapitalist İslamcı AKP ile kıyasıya mücadele ederken türban yasağına da karşı çıkıyorsa, Kürt düşmanlığına veya Kürtlerin dışlanmasına karşı da mücadele eder, dahası Kürt burjuva politikacılarının Kürt hareketini AKP’nin yedeğine takma çabalarına rağmen Kürt siyasal hareketini ısrarla Gezi Hareketinin saflarına katılmaya çağırır.

Bazı arkadaşlar, forumlara katılımların düştüğünden, hatta giderek genel kitlesel hareketlere katılımda da bir düşüş olduğundan söz ediyorlar. Bu saptamalar kısmen bir gerçeğe tekabül edebilir ama resmin bütününü görmek açısından epeyce sorunludur bence. Bir kere, Kocamustafapaşa’daki dünkü manzara hiç de bir düşüşe işaret etmiyordu. İnsanlar, polisin himayesindeki canilerin tehditleri karşısında büyük bir dayanışma örneği göstererek Kocamustafapaşa’ya koştular. Çoğu işten çıkmış ve ertesi gün yine erkenden işe gidecek bu insanlar dinlenmeden etmeden oraya geldiler ve gece yarılarına kadar eylemi sürdürdüler. Onlara kimse bir talimat vermedi. Gelmeseler kimse neden gelmedin diye hesap soracak değildi. Tamamen kendi vicdanlarıyla, kendi bilinçleriyle, kendi kararlarıyla yaptılar bunu. Bu az şey midir?

Öte yandan, unutmayalım ki, toplumsal hareketlerin de tek bir birey gibi heyecanla ayağa kalktıkları, dinlenmeye çekildikleri, isteksizlik duydukları, içlerine kapandıkları, sonra yeniden gayrete geldikleri anlar vardır. Nasıl bir birey, aynı tempoda yüksek bir enerji gösteremezse, toplumsal bir hareket de bunu başaramaz. Hatta diyebilirim ki, böyle iniş çıkışlar olması bir sağlıklılık belirtisidir. Zaman zaman durulacaksın ki, yeniden ileri atılmak için bir istek doğsun; zaman zaman dinleneceksin ki yeniden yola koyulmak için güç toplayabilesin; hatta zaman zaman ruhsal bir dinlenmeye çekileceksin ki, yeni bir olayda ruhsal bir canlanma potansiyelini biriktirebilesin.

Sonuç olarak, bugün hareket, onca baskıya rağmen hiçbir kırılmaya uğramadan, hatta kitleselliğinden de hiçbir şey kaybetmeden ilerlemesini sürdürmektedir. Kitleselliği illâ o anda kitlesel harekete katılanların sayısına bakarak da değerlendirmemek gerekir. Burada tayin edici nokta, her harekete katılamasa da hareketi fiilen destekleyen insanların ruh halidir. Burada bir kayıp veya kırılma söz konusu değildir. Hatta bana kalırsa, hareketin fiili destekçilerinin sayısı da, kararlılığı da artmaktadır.

Hareket bu yazı, forumlarla, destek ve dayanışma eylemleriyle geçirecektir. Ben esas büyük dalganın sonbaharda geleceğini düşünüyorum. Eylül ya da Ekim aylarında ikinci bir büyük dalganın yükseleceğini şimdiden görmek mümkündür.

Bugün genel manzara böyle görünüyor.

 

Gün Zileli

13 Temmuz 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI