Direniş Notları (7) Büyük Yarılma

 

 

Hareketin başından bu yana büyük bir yarılma yaşanıyor: Siyasal akılla toplumsal akıl arasındaki yarılma.

Siyasal akıl ayrılma ve çatışmayı dayatıyor, toplumsal akıl ise ortaklaşmayı ve kardeşleşmeyi. Böylece bugüne kadar kendilerini sebatla inşa eden siyasal yapıların siyasal aklı temsil eden tepeleriyle, toplumsal aklı temsil eden tabanları arasında da önce çatlaklar, sonra da yarılmalar meydana geliyor.

En büyük yarılma ulusalcı hareket içinde yaşandı. Lice’de halka ateş açılmasının ardından ulusalcı gazeteler ve kanallar, üstelik bir aydır omuz verdikleri hareketin farklı hassasiyetlerini bile dikkate almadan, ana akım medyadan da kötü bir şekilde verdiler haberi. Bunlara göre, karakola saldıranlara güvenlik kuvvetleri ateş açmıştı. Tabii, önlerinde “savaş değil, barış istiyoruz” pankartı açmış iki yüz kişilik köylü halkın tepeden tırnağa silahlı karakola saldırması gibi bir tuhaflığı AKP’nin denetimindeki devlet aygıtlarının yalanları eşliğinde tekrarlamaktan da geri kalmadılar. AKP karşıtlığı bir anda devlet taraftarlığı içinde eriyip gitmişti.

Aynı saatlerde Kadıköy’de ve Beşiktaş’da ellerinde Türk bayrağı taşıyan göstericiler “biji biratiya gelan” (yaşasın halkların kardeşliği) sloganı ile yürüyor ve Taksim Meydanı’na yapılan büyük polis saldırısında çekilen, el ele vermiş Türk ve BDP bayraklı gençlerin fotoğrafını bir kere daha hayata geçiriyorlardı. Siyasal akılla toplumsal akıl bir kere daha karşı karşıya gelmiş, ulusalcı siyasal akıl Kürt düşmanlığını ve devlet yanlılığını dayatırken, meydanlarda gerçekten toplumsal bir mücadele veren ulusalcı ideolojinin etkisindeki insanlar, belki de sezgisel olarak, karşılarındaki gücün sadece AKP değil, aynı zamanda bizatihi devlet olduğunu bilerek Kürt kardeşlerine ellerini uzatmışlardır. Böylece ulusalcı siyasal akıl ile toplumsal akıl yarılmıştır.

Aynı yarılma Kürtlerin saflarında da yaşanmaktadır. Kurtuluşlarının toplumsal bir devrimle mümkün olduğunu bilen daha kentli Kürt gençleri zaten mücadelenin başından beri içinde ve en önündeydiler. Fakat birçok Kürt genci, biraz doğaçtan Kürt milliyetçi eğilimleri, daha çok da Kürt siyasal hareketinin hareketten uzak durması nedeniyle hareketin kıyısında durmayı ve seyirci kalmayı seçmişti. Lice olayı bu kenarda durma haline son veren önemli bir itki sağladı. Dün Taksim’e binlerce Kürt genci aktı. Bu akışta, Lice olayının etkisi kadar, Kürt siyasal hareketinin harekete katılmayı önleyen barajlarının yıkılmasının da rolü vardı. Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Sabahat Tuncel’i ayrı tutarak söyleyecek olursam, en sivri ucunu Abdullah Öcalan’ın ve Ahmet Türk’ün temsil ettiği Kürt siyasal aklı, bundan sonra, yıkılan bu barajı yeniden inşa etmeye ve AKP iktidarıyla yıpranan bağları yenilemeye girişeceklerdir. Bu, Kürt siyasal hareketinin, AKP gemisinin bundan böyle de arkasından gideceği anlamına gelmektedir. Tabii ki kürt siyasal aklıyla Kürt toplumsal devrim mücadelesinin arasındaki yarılmanın büyüyeceği anlamına da.

Sol örgütler de aynı yarılmayı yaşıyor. Örneğin TKP’nin önderliği, yani siyasal aklı, “Türk bayrağının faşizmin elinden alındığı” saçmalığını keşfetmiş. Dahası bu akıl, toplumsal devrimin tam orta yerinde mücadele eden üyelerinin ruh haliyle hiç de uyumlu olmayan bir tarzda, partiye üye yazma çağrıları yapmış. TKP’nin tabanındaki toplumsal aklın bu tür münasebetsizliklere hiç de olumlu bakmadığına, tabandaki TKP üyelerinin, “faşizmin elinden alınmış” Türk bayrakları taşımak ve avlanacak yeni üyeler peşinde koşmak yerine toplumsal mücadelenin saflarındaki insanlarla omuz omuza mücadele etmeyi tercih ettiklerine hiç kuşku yok. Diğer sol örgütlerde de siyasal aklın temsilcisi bürokratik mekanizmaların hantallığıyla toplumsal aklın gereğini yerine getiren doğrudan eylem tarzının çatıştığına da.

Dün tanık olduğum başka bir yarılmadan da söz etmek istiyorum. Ünlü yazar ve sanatçılar, bir başka tür siyasal akıl örneği vererek kendilerini yazar kitlesinden ayırıp bir seçkinler bildirisi yayınlamış ve bildirilerine “kaygılıyız” başlığını atmışlar. Dün Yahya Kemal Parkı’nda Yazarlar Birliği’nin inisiyatifi ile toplanan ünsüz yazarların buna cevabı ise “umutluyuz” oldu. Bir yazar arkadaşın, “neden kaygılıymışlar, halkın ayaklanmasından mı” sözleri, toplumsal aklın, siyasal uzlaşmacılığa verdiği bir yanıttı aslında.

Hareketin siyasal aklı, mücadeleyi AKP iktidarıyla kısıtlamak istiyor. Toplumsal akıl ise buna toplumsal dönüşüm ve özinisiyatif talebiyle cevap veriyor. Elbette toplumsal devrimin hedefinde de AKP iktidarı var ama toplumsal akıl mücadelenin bununla kısıtlanmasına razı değil ve bu razı olmayış, parklardaki forumlarla kendini ifade etmekte. Toplumsal devrim, iktidar ve devletle mücadele ederken aynı zamanda kendini de dönüştürmekten ve özörgütlenmesini gerçekleştirmekten yana.

Bugüne kadar bu toplumsal aklın, Mine Söğüt’ün deyişiyle “ilerleyen bir akıl” olduğuna güvenerek, ona akıl vermenin saçma olduğunu düşünerek hiçbir öneride bulunmadım. Kınalıada’daki forumlar dışında çeşitli yerlerdeki forumlara fiilen katılmadım. Bazılarını Çapultv’den izledim. Abbasağa Forumu gibi forumların oldukça iyi örgütlendiği görülüyor. Bundan sonra hareket kendi örgütlenme biçimlerini geliştirerek ilerleyecektir. Ancak bu noktada küçük bir iki öneri yapmayı gerekli görüyorum.

Kitle hareketinin yorulma trendine girdiği ve polisin yorulan harekete fütursuzca saldırdığı gözleniyor. Dünkü Taksim saldırısı bunun örneği. Ayrıca yazın sıcak günlerinin gelip çatması da bu yorulma trendini Temmuz ve Ağustos aylarında daha da besleyebilir. Önerilerim şudur:

Birincisi, önemli bir gelişme olmadıkça Eylül ayına kadar sokak hareketlerine girişmeyelim.

İkincisi, forumların bir üst düzeyde birleşmesini sağlayalım. Şöyle: Her forum, katılımcılarının sayısı dikkate alınmadan, yani temsiliyete önem verilmeden, iki aylık süre için birer temsilci seçsin ve bu temsilcilerden oluşan bir forumlar eşgüdüm Konseyi oluşturulsun. Bu Konsey: a. Park forumları arasındaki; b. Hareketin bileşenlerini oluşturan sendika, oda, parti, inisiyatif vb.’lerle; c. Diğer kentlerdeki forum ve hareketlerle; d. Ülke dışındaki oluşumlarla eşgüdümü sağlasın.

Toplumsal akıl kendi mecrasında çözüm yollarını bularak ilerleyecektir.

 

Gün Zileli

30 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI