Direniş Notları (6) Hepsi Halka Karşıdır…

 

 

Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert’in anısına…

 

 

Geldiler, kendilerine ayrılmış yerlerine oturdular. Masalarındaki gri, ölü çiçeklere baktılar, birbirlerini başlarıyla hafifçe selamladılar, gülümsediler, kameralara olabildiğince iyimser bir görüntü vermeye çalıştılar. Gözlerinin önünden geçen ölüm ve işkence görüntüleri uzaklaştırmaya da.

Çalışmalarının sonuçlarını görüşeceklerdi. Barışı görüşeceklerdi.

Polisine, bir parka, çoluk çocuk, şenlik havasında doluşmuş halkın üzerine biber gazıyla, tazyikli suyla, plastik mermilerle, en vandalca yöntemlerle saldırı emrini verdiğini açıkça söyleyen, barışa karşı savaş açmış biriyle barışı görüşeceklerdi.

Her konuşmasında ayak üstü binbir yalan söyleyen, başörtülülere saldırıldığını söylediğinde bu beyanı bizzat başörtülü kadınlar tarafından yalanlanan, biz o parkta özgürce dolaştık diye haykıran yüzlerce başörtülü kadına rağmen bu yalanını tekrarlamaktan asla vazgeçmeyen, camide içki içtiler beyanı bizzat cami imamı tarafından yalanlanan, hazırlattığı propaganda filmine sahte bayrak yakma görüntüleri monte ettiren, etkisi altındaki insanları yalan yoluyla kışkırtan biriyle barışı görüşeceklerdi.

Polisinin bir ay boyunca estirdiği terörle halkı açıkça düşman ilan eden, üç direnişçinin polisçe öldürülmesine, diğer üç vatandaşın ölümüne, binlerce insanın yaralanmasına, hâlâ hastanelerde ölüm kalım mücadelesi veren ağır yaralılara, onlarca insanın gözünün çıkmasına neden olan, yaralılara yardım eden beyaz önlüklü doktorları ellerini arkadan kelepçeleterek tutuklattıran kişiyle barışı görüşeceklerdi.

Sivil polis ve parti taraftarı sivillerin saldırılarına uğrayan binlerce insanın amatör videolarla ya da gözetleme kameraları tarafından çekilmiş görüntüleri sosyal medyada ve TV ekranlarında art arda gösterilmeye devam edilirken, bütün bunların baş müsebbibiyle ülkenin bir bölümünde barışın nasıl sağlanacağını görüşeceklerdi.

Bir göz ağlarken diğer göz nasıl güler, ülkenin bir yarısı kana bulanırken diğer yarısında nasıl barış olur diye sormaya bile cesaret edemeyeceklerdi.

Barışın temel dayanaklarından yoksunsunuz, polisiyle halkın bir bölümüne savaş açan bir hükümet nasıl olur da yıllardır bu polisin, bu devletin zulmünü en ağır bir şekilde yaşamış ve yaşamakta olan bir halka barış getirebilir; açıktır ki, siz bu ülkede yaşayan her iki halkı da aldatmaya çalışıyorsunuz, aslında en başta barış yapacağınızı söylediğiniz halka karşı saldırıya hazırlanıyorsunuz, diyemeyeceklerdi. Biz bu oyunda yer alamayız, görünen köy klavuz istemez, bu sorumluluğu bizim omuzlarımız çekmez, halklarımıza bunun hesabını veremeyiz, diyemeyeceklerdi.

Polisin işlediği cinayetlerin hesabını sormayı bir yana bırakın, cinayetlere teşvik ettiğiniz polisinizi kutsadınız, onları “destan yazdınız” diye daha da cesaretlendirdiniz, sırtlarını sıvazladınız, cinayet işleyen polislerinize “benim polisim” diye sahip çıktınız, cinayetlerin bütün kanıtları ortadayken onları serbest bıraktırdınız, polisin öldürdüğü gençlerin ailelerinden özür bile dilemediniz, böylesi bir kana susamışlıkla ve cinayet teşvikçiliğiyle nasıl olacak da ülkede barışı sağlayacaksınız? Yazıktır, günahtır, bizi de bu oyuna alet etmeye kalkıyorsunuz üstelik, diyemeyeceklerdi. Diyemedikleri gibi, onunla karşılıklı gülümsemelerle dostane sohbetlere girişecek, elini sıkacaklardı. Sonrasında ellerini yıkamışlar mıdır acaba?

“Benden buraya kadar” deme yürekliliğini gösteremeyeceklerdi.

İktidarın ayaklarını yalamaya devam edeceklerdi.

TV ekranlarına çıkıp onunla yaşadıkları tatlı anları utanmadan anlatacaklardı.

Onun kendileriyle yumuşak bir şekilde konuştuğunu söyleyip bunu bile bir kazanç olarak görecek kadar alçalacaklardı.

Başında bulundukları kitle örgütlerinin binlerce üyesinden bile utanmayıp, kollarını ve bacaklarını kaptırdıkları politika timsahının önünde bıyıklarını titreterek oturmaya devam edeceklerdi. O kitle örgütlerinin mensupları acaba ne hissetmişlerdir? Ben o örgütün üyesi olsam örgüt başkanımın düştüğü utanç verici durumdan şahsım adına hicap duyardım. Bir kuşağın vakıf başkanı olduğunu iddia eden şahsın yalakalığından da kuşağım adına aynı hicabı duyardım.

DP iktidarının zorba bastırma yöntemlerini uygulamaya başladığı günlerde İsmet Paşa’nın DP yöneticilerine söylediği bir sözü tekrarlayarak zalimin sofrasına oturmaya hazırlananları uyarmaya çalışmıştım: “Sizi ben bile kurtaramam.” Artık onları kimse kurtaramaz. Uçurumdan atladılar bile.

Cem Karaca’nın o güzel şarkısını yeniden söyleyelim hep birlikte:

Gardiyanları ve yargıçları ve savcıları
Hepsi halka karşıdır
Kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları
Hepsi halka karşıdır
Dergileri, gazeteleri, bütün yayınları
Hepsi halka karşıdır

 

Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

Panzerleri, kelepçeleri, bütün silahları
Hepsi halka karşıdır
Zindanları, tutukevleri, işkenceevleri
Hepsi halka karşıdır
Borsaları ve şirketleri ve iktidarları

Danışmanları, vekilleri, akilleri,
Hepsi halka karşıdır

 

Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini…

 

Gün Zileli

27 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI