Gezi Notları (9) Halk Kazanmış ve Güvence Altına Almıştır

 

Bence net bir şekilde belirlenmesi gereken nokta şudur: Halk, devrimin bu ilk adımında, tam bir birlik halinde, müthiş bir dayanışmayla sırtlanlar cephesini geri püskürtmüş ve kazanmıştır. Devrim, uzun süreli ve uzun vadeli bir mücadeledir. Bir hamlede her şeyi birden kazanmak mümkün değildir. Ama ilk dalganın somut hedefine bakacak olursak, iktidara geri adım attırılmış ve Başbakan, bütün esip üfürmelerine rağmen, bükemediği eli öpmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra muhtemelen Taksim Dayanışması’nın tüzel temsilciliğindeki halk direnişi, Gezi Parkı’ndaki işgale şimdilik son verecektir. Bundan sonra Gezi Parkı’na kimse dokunamayacaktır. Dokunmaya kalkanın vay haline. Bu mücadeleyi veren halk anında orada olacaktır. İktidar cephesi kurmaylarını şu anda görür gibiyim, çevrelerine şaşkınca bakıp şiddetli bir trafik kazasından kurtulan insanların ilk söyledikleri sözü söylediklerinden eminim: “Verilmiş sadakamız varmış. Bu seferlik ucuz kurtulduk. Bundan sonra arabayı daha dikkatli sürelim.” Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’la ilgili videoyu izleyin, onların bundan sonra “normal hayatlarına” nasıl devam ettiklerini anlarsınız!

Ayrıca bu mücadele, Gezi Parkı’yla birlikte Taksim Meydanı’nı ve Beyoğlu’nu da kurtarmıştır. Bundan böyle İstanbul’un miting alanı, Başbakan’ın tahsis etme tenezzülünde bulunduğu Kazlıçeşme değil, Gezi Parkı olacaktır. Taksim ve Beyoğlu’nda yapılacak bütün gösterilerin toplanma alanı bundan sonra Gezi Parkı’dır. Orada toplanacak, Taksim Meydanı ve Beyoğlu’na yürüyeceğiz. Park, bundan sonra halk güçlerinin elindedir.

Bu bir yana, iktidar bundan böyle Türkiye’nin hiçbir yerinde kendini köpeksiz köyde değneksiz gezermiş gibi hissedemeyecektir.

Bu büyük mücadeleden gerekli dersleri de çıkartacağız elbette. Mücadelede yer alan çeşitli güçleri tahlil ederek başlayalım:

Ulusalcılar: Ulusalcılar diye genel bir kategoride ifade ediyorum ama onlar da çeşitli bileşenlerden oluşmaktadır. Mücadeleye bütün güçleriyle omuz veren ulusalcıların en büyük hatası, bu mücadelenin ulusalcı bir ayaklanma olduğunu sanmaları ya da öyle görmek istemeleri oldu. Bu yüzden de hareketin diğer bileşenlerini gereğince dikkate almak istemediler. Mücadeleyi kendi renklerine boyamak için çok fazla çaba sarf ettiler. Oysa anlamaları gereken çok önemli bir nokta vardı: Bugüne kadar AKP iktidarıyla ulusalcılar arasında, özellikle Silivri önlerinde ya da ulusal bayramlarda su yüzüne çıkan şiddetli çatışmalar mevcuttu. Ya da daha öncesindeki bayraklı cumhuriyet mitinglerini hatırlayalım. O mitinglerde Genel Kurmayın desteğiyle epey gürültü kopartmışlardı. Fakat bu sefer bambaşka bir unsur çıktı ortaya ve ulusalcı-AKP çelişkisini ikinci plana düşürdü. Bu, bizatihi devrimin kendisi ve devrimin güçleriydi. Sanırım ulusalcılar bunu yeterince görmediler ya da görmek istemediler. Artık ulusalcı-AKP’ci çelişkisi tali plana düşmüştür. Bunun yerini, bu aşamada ulusalcıların da bir parçasını oluşturduğu genel bir halk devrimi ile bugün AKP’nin temsil ettiği ama yarın başka bir iktidarın temsil edebileceği neoliberal sistem çelişkisi almıştır.

Ulusalcıların ikinci hatası, kendi ulusalcı ideolojilerinin gereği olarak, devrimin bu ilk adımında bile Kürt düşmanlığını sürdürmeleri olmuştur. Halk hareketinin büyüklüğü bu düşmanlıklarını belli ölçülerde yumuşatmış olsa bile gazeteleri (örneğin Aydınlık ve Sözcü) Kürt hareketine düşmanlığı aynı boyutlarda sürdürmek için çaba sarf etmişlerdir. Buna en iyi cevabı, halk devriminin o güzel fotoğrafı vermiştir: Türk bayraklı kızla, BDP bayraklı delikanlının polisin attığı gaz bombası dumanlarının içinden el ele yürümeleri…

Ulusalcıların, bayrak meselesinde görmeleri gereken bir diğer nokta ise, Atatürk fotoğrafları bir ölçüde anlaşılır olsa bile, Türk bayraklarının bu mücadelenin sembolü olamayacağıdır. Çünkü bu sembol artık devletin sahibi olan iktidarın sembolüdür. AKM binasından bütün siyasi semboller indirilirken dev Türk bayraklarının ve Atatürk posterinin indirilmemesi bunun göstergesidir. Doğu Perinçek, iki gün önceki yazısında bu durumu görerek bazı izahlar getirmeye çalışmış ama bence hiç de ikna edici olamamış. Ben, bu büyük hareketin ulusalcı kitleyi de eğitip dönüştürdüğüne inanıyorum.

Bütün bunlar böyle olmakla birlikte, ulusalcı karargâhın yine de belli ölçülerde sağduyulu davrandığı kanısındayım. Hareketin bütününde, kendi dışlarındaki güçlere karşı pek bir saygısızlıkları göze çarpmadı. Aşırı ırkçı Türk Solu hareketi, Taksim’de Kürt gençlerine karşı kışkırtmalara girişirken, İP kurmayı kendi güçlerini denetim altında tutup bu tür saldırılara kalkışmadı. Bu olumlu bir noktadır.

Kürt Hareketi: Hareket başlangıçta yalpaladı ve ilk mücadeleyi başlatanlardan biri Sırrı Süreyya Önder olmasına rağmen esas halk güçlerini mücadeleye katmakta tereddüt geçirdi. Kürt kitlelerinin kendi ulusal kırgınlıklarının ve kendilerini Türkler tarafından dışlanmış hissetmelerinin de bunda rol oynadığı düşünülebilir. Daha sonra Kürt hareketi mücadeleye daha etkili bir şekilde katılmaya karar verdi ama bu sefer de sadece gençlerden oluşan küçük gruplarını seferber etti. Üstelik neredeyse sadece Abdullah Öcalan posterleriyle. Elbette isteyen Öcalan posteri de taşıyabilmelidir. Bu büyük halk hareketinin ulusalcılar dışında bu konuda bir önyargısı yoktur ama kör gözüm parmağına bir tutumla otuz gencin eline neredeyse otuz Apo posteri tutuşturmak hiç de doğru bir taktik değildi. Yapılması gereken, mücadele alanına, iki yıl önceki 1 Mayıs’ta olduğu gibi, gerçek Kürt halk kitlelerini barış sloganlarıyla sevk etmekti. Bu, muazzam bir sempati yaratacaktı Kürt hareketine ama ne yazık ki, bu fırsat kaçırıldı ve boş yere ulusalcı demagojilere meydan verildi. Bununla birlikte, bu hareketin içinde yer alan Sırrı Süreyya Önder’in katkılarına ve BDP’nin ayak sürüyen tutumuna rağmen mücadelede yer alan çok sayıda Kürt devrimcisinin barikatlardaki tutumunun büyüklüğüne ayrıca işaret etmek gerekir.

Sol Blok: Bu mücadelede sol örgütlerden oluşan sol blokun bazı hataları oldu ama hemen baştan belirteyim ki, sol örgütler, esasen beklemediğim ölçüde sağduyulu davrandılar. Müdahaleci olmadılar, slogan yarışı yapmadılar, rekabetçilikten mümkün olduğu kadar uzak durdular, örgüt bencilliğini en asgari düzeyde tutmasını bildiler ve kendi militanlarıyla en ön safta çarpışarak bu gücün bir halk devriminde hiç de ihmal edilemeyecek bir güç olduğunu kanıtladılar. Ayrıca, ulusalcılarla Kürt hareketi arasında tampon rolü oynamaları da önemliydi ve olumluydu. En büyük hataları, Gezi Parkı’nı esas almak yerine, Taksim Meydanı’na fazlasıyla yayılma eğiliminde olmalarıydı. Bu, iktidarın “marjinal örgütler-yavrularımız” saçmalığına ve demogojisine olanak sağladı ve Taksim’e bilinen müdahaleye gerekçe hazırladı. Bununla birlikte, bu hata da çok abartılmamalıdır. Sonuçta, polisin Taksim’e o akşam yaptığı büyük müdahale, hareketin aleyhine olmadı, umutsuzca çırpınan iktidarın, dünya kamuoyunun gözleri önünde kendi ayağına kurşun sıkmasından başka bir sonuç vermedi.

Gençler: Bu kesimden çok söz edildi, bu yüzden uzatmayacağım. 90 kuşağı diye sözü edilen gençlik kitlesi hepimize gerçekten çok şey öğretti ve neredeyse mücadelenin belkemiğini oluşturdu. Tek hataları, Vali’yle görüşmeye gitmeleri oldu. Bu gençler, biz eski devrimcilerin, “düşmanla pazarlık yapılır ama insan insana görüşme yapılmaz” anlayışından uzaklar, doğal olarak. Çünkü böyle bir örgütsel ve ideolojik “terbiye”den geçmiş değiller. Bir bakıma iyi ki de geçmemişler diyesim geliyor ama işte böyle kritik anlarda böyle “katı” tutumların da çok faydalı olduğunu unutmamak gerekir. Elbette oraya giden gençler bütün bu kuşağı temsil etmezler ama yine de bu kuşaktaki bir aymazlık eğilimini de ortaya koymuş oldular. Bundan sonraki mücadelelerde öğreneceklerdir: Leş yiyici Sansarla konuşulmaz.

Anarşistler: Anarşizmin doğasına uygun olarak ademimerkeziyetçi bir tarzda hareketin içindeydiler. En ön saflarda mücadele ettiler, özörgütlenmelerde inisiyatif aldılar. Kendiliğinden harekete kendiliğindenci ruhlarını kattılar. Fakat Türk bayrağı kalabalığı içinde kara ve kızıl-kara bayraklarını daha fazla yükseltmelerini beklerdim.

Liberal Kesim: Daima AKP iktidarıyla devrim arasında konumlanan, homojen olmaktan uzak bu kesim de halk devriminden etkilendi ve bu kesimin AKP iktidarından kopuş süreci bu aşamada daha da hızlandı. Bunun en parlak örneğini, hükümete karşı açıkça bayrak açan Cengiz Çandar verdi. Derece derece diğerleri de böyle bir tutum sergilediler. Bazıları zaman zaman arabuluculuk rolüne soyunmaya kalkıştıysa da hareket buna izin vermedi. Kısacası, bu devrim, bir anlamda AKP-Liberaller blokuna da ağır bir darbe indirdi ve bir kısım liberali halk safına çekmeyi başardı.

Anti-kapitalist Müslümanlar (ilk versiyonda unuttuğum için özür dilerim): Bu kesim, devrimin yeni bir rengi olarak, AKP’lilerin ezberini bozmakta belirleyici bir rol oynadı. Gerçekten müthiştiler.

CHP (ilk versiyonda unuttuğum için özür dilerim): Özellikle milletvekilleriyle kritik bir gecede nöbet tutması çok iyi oldu. CHP de böylece parlamentonun kısıtlayıcı zincirlerini yarmış oldu.

Ülkücü Kesim: Büyük yer sarsıntısı ülkücü hareketi de sarstı. İtiraf edeyim, 1 Haziran günü Harbiye’de yanımdan bozkurt işaretleri yaparak geçen ülkücüleri gördüğüm zaman irkilmiştim ama kısa zamanda durumu kavradım. Bu gençler, kendiliklerinden, hatta genel merkezleri tarafından azarlanmayı göze alarak katılmışlardı harekete ve her zamanki cengaverliklerini bu sefer omuz omuza dövüştükleri solculara karşı değil, devletin polisine karşı sergiliyorlardı. Bu büyük bir dönüşümdür. Sarsıntı ve dönüşüm MHP başkanı Bahçeli’nin çelişkili tutumlar sergilemesine yol açtı. Bir yandan AKP iktidarına ateş püskürdü, bir yandan da taraftarlarının mücadelede yer almayacağını bildirdi. Bundan sonraki aşamada birbirinden uzaklaşan vapurla iskele arasında bacakları iyice gerilecek MHP’yi zor günler bekliyor bence.

Taksim Dayanışması: Başından beri düzgün ve kararlı bir tutum takınarak bu büyük mücadelenin sözcülüğünü hak ettiğini gösterdi. Bence son anda küçük bir hata yaptı. Ben olsam, Başbakan’ın seçtiği sanatçılarla (bu sanatçıların çoğu her ne kadar hareketi desteklemiş olsa da) aynı toplantıya gitmez, Başbakanla ayrıca görüşürdüm.

Ve isimsiz yüz binlerce kahraman, sapanlı teyze, Gazi mahallesi, Dersim, Ankara, İzmir, Bodrum, Adana, Samsun, İzmit, Muğla, Hatay, Mersin, Antalya ve burada adını anamadığım daha birçok kent ve kasabadaki on binler, futbol takımı taraftarları, Çarşı Grubu, türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Müslümanı, Alevisi, Ateisti, Ermenisi, Rumu, Musevisiyle bütün halk. Ve devrimin martirleri, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, gözünü kaybeden Vedat Oğuz, Muharrem Dalsüren, Burak Ünveren, Selim Poyraz, Yusuf  Murat Özdemir, Necati Metin, Mahir Gür, yaşam savaşı veren Ali İsmail Korkmaz, Lobna Allani, ağır yaralılarımız, yaralılarımız, bu devrim sizlerin omuzlarında yükseldi ve ilk başarısını kazandı. Bugün ikinci aşama başlamış bulunuyor.

Binlerce selam size…

Gün Zileli

14 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI