Gezi Notları (8) Kim Bunlar?

 

 

Yalan, ağdalı bir salyadır televizyon, çabucak sızar odaya; bürokratların kravatına sıçrayan kanı temizler.

Umay Umay

 

Devrim martiri Ethem Sarısülük’ün anısına…

 

Şu anda bir yandan CNN Türk’ü izliyorum, bir yandan da Twitter’i. Aklım da Gezi’de. Ara sıra oradan arkadaşlar telefon edip haberleri soruyorlar. Ben de onlara oradaki durumu. CNN’de AKP’li Hüseyin Çelik’in, ne idüğü belirsiz birtakım kişilerle Başbakanın görüşmesinin ardından yaptığı açıklama, ardından hiçbirini tanımadığım, tanımak da istemediğim başbakan görüşmecilerinin açıklamaları, onun da ardından TV’lerin değişmez kafa ütüleyicilerinin lafları… lafları… Daha doğrusu boş lafları. Twitter ise zımba gibi. Çelik’in referandum açıklamasına karşı anında esprili ve öfkeli tweetler yağıyor. Ben de onları retweet yapıp duruyorum. Bir de bakıyorum, tam karşımda oturan Ceren’den de bu konuda üç tweet gelmiş. Gülüyorum. Çünkü o arada ben de aynı konuda üç tweet çekmiştim. Birbirimize söylemeye bile zaman bulamadan tüfeklerimizi (tweetlerimizi) doldurup ateşlemişiz demek. Yaşa be Ayça, yaşa be Süleyman. Atışlar tam hedefte. Diren Gezi. Yanındayız. Ne yapıyorsunuz orada. Melih’i bir arasam mı? Atilla, Bülent, Ramazan, Neslihan, Cem de, diğerleri de oradadır. Işıl daha yeni geldi oradan. Burhan’ın ışığı yanmıyor. Henüz gelmemiş. Irmak da orada bu gece. Giderken, telefonda, “baba beni oradan alırsın” diyerek güldü, Vali’nin “çocuklarınızı oradan alın” sözlerine atıfta bulunarak.

İşte iki ayrı dünya. Bir yanda, Ankara’dan, İzmir’den, Adana’dan, Dersim’den, Gazi’den vb. yükselen sesleri kendine katan Gezi devriminin tok sesi. Sapanını atan o güzel ve genç teyze, bayrakları çelişse de gaz dumanlarının içinden el ele ilerleyen isimsiz kahramanlar, “marjinal-akıllı çocuk” ayrımına gülüp geçen ve barikatlarda üstlerine mermi gibi yağan gaz tüplerine hep birlikte, omuz omuza göğüslerini geren, onları yerden alıp suya kapatan veya geri atan çelik yürekli gençler. Dakika başı “sedye” bağırtılarına koşturan sedyeciler, yaşlı, genç, kadın, erkek korku duvarını aşmış bir halk. Artık öncü-artçı yok. Asil üye-sempatizan yok. Herkes öncü. Herkes kahraman. Herkes üye. Bunun için bir örgütün rahle-i tedrisinde yıllarını harcamak gerekmiyor. Sadece yürek yeterli. Eski devrim paradigması yeni bir devrimle paramparça olmuş. Gezi Parkı’nda nöbet tutacakların listesi yok. Bu, halkın kendiliğinden sirkülasyonu ile hallediliyor. Gece orada kalıp yorulanlar evlerine dinlenmeye giderken tazelenmiş bir güçle yerlerini yenileri alıyor. Hiçbir örgüt, hiçbir nöbet cetveliyle bu kendiliğinden görev değişimini sağlayamazdı.

Diğer tarafta bir başka dünya daha var. Yukarıda sözünü ettiğim, akil insanlar, uzmanlar, seçkinler, akıl vericiler, danışmanlar, heyetler, akıldaneler, kanaat önderleri, fikir oluşturucular, program yapıcılar vb. kalabalığından oluşan bir başka dünya. Kısacası tuzu kurulardan oluşan kâzıp şöhretler dünyası. Bu dünya başbakanlarına yalvarıyor, Allahaşkına aklını başına topla diye. Toplamazsan eğer, bu gemi batacak ve hepimiz boğulacağız. Haşmetli başbakanın öfkesinden korkmayıp onunla görüşme “cesaretini” gösterenler de var aralarında. Ne büyük bir fedakârlık yaptıkları! İnsanın gözleri yaşarıyor. Ve ardından, aslında kalabalık gözükseler de bir azınlıktan ibaret olan bu yığın, Gezi Parkı’ndaki, “marjinal” diye tecrit edilmeye çalışılan o zıpkın gibi korkusuz insanların tırnağına değişmeyeceğim akıldaneler, itidal tavsiyelerinden ibaret gürültüleriyle TV ekranlarını dolduruyorlar. Onları bir araya getirmek için az çaba sarf etmedi haşmetli ve öfkeli başbakan ve danışmanları. Yoğun bir telefon trafiği sonucunda bir araya getirildiler, derlenip toparlandılar, makyajlarını tamamladılar ve sahaya sürüldüler. Şiddete karşı olan bu beyefendilerimiz ve hanımefendilerimiz “makul” önerileri ve yumuşatıcı rolleriyle eh işte biraz etkili olmuş olmalılar ki, sonunda akılsız akıl bir çözüm bulduğunu sanmış: Referandum. İstanbul halkına danışacaklarmış. Bakalım İstanbul halkı ne diyecekmiş bu Gezi konusunda. Tehdide bakın. Demokrasi demiyor musunuz? Öyleyse gelin halka soralım. İşte bunların demokrasi anlayışı bundan ibaret. Peki istanbul’un dışındakiler ne olacak? Onlar da genel seçimi beklesinler…

İşte devrimin yarattığı büyük mizah patlamasına hükümet kanadından yapılmış bir katkı. Madem planlarımıza karşı çıkan, Gezi Parkı için dakika başına bir ağır yaralı vermeyi, gözünü kaybetmeyi, sakat kalmayı, beyin ölümünü, ölümü göze almış bilinçli bir çoğunluk var, o zaman biz de olayla hiçbir şekilde ilgilenmeyen, Gezi Parkı’nın nerede olduğunu bile bilmeyen, bu gürültü patırtıya başını bile döndürüp bakmayan, işinde gücündeki daha büyük bir çoğunluğa “Gezi Parkı’nın Topçu kışlası olmasını istiyor musun, istemiyor musun” diye sorarız olup biter demek, mizah değildir de nedir?

Hitler türü bir plebisit rejimini diriltmeye çalışmak sadece güldürmeyen bir mizah olarak ele alınabilir.

 

Gün Zileli

12 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI