Gezi Notları…(III) İktidar Hata Yapmaz…

 

 

Beni de iktidara getirin, ben de bir despot olup çıkarım.

Mihail Bakunin

 

 

Ülke çapındaki halklar ayaklanmasının iktidara ağır ve sert bir darbe indirmesi üzerine düzenin çeşitli kurumlarının, medyanın, kimi yazarların, akil adamların, politikacıların vb. devreye girerek büyük bir koro oluşturdukları ve hep birlikte şu şarkıyı söyledikleri duyuluyor: “Tayyip Erdoğan hata yapıyor. Daha yumuşak bir üslup gerekli.” Bu şarkıyı onlara söyletenin halk isyanının kararlılığı olduğunu görmemek için aptal olmak gerekir.

Bu koronun baş solistleri Bülent Arınç ve Abdullah Gül’dür. Tayyip Erdoğan’ın Kuzey Afrika’da olmasını iyi değerlendirdiler ve halk isyanını yumuşatma manevralarına giriştiler. Elbette diplomatik bir dil kullanarak ve “sert” başbakanlarını doğrudan karşıya almadan yaptılar bunu, kurallar gereğince. Onların bu malum manevraları bir yana, öncelikle, eğer gemi batarsa hep birlikte boğulacaklarından endişe eden reformist ve “yumuşak” iktidar yanlılarının, “Tayyip Erdoğan’ın hata yaptığı” söylemi üzerinde duralım biraz.

İşin gerçeği şudur ki, hiçbir iktidar ya da daha daraltarak söyleyeyim, hiçbir iktidar icracısı hata yapmaz. Sadece iktidarın mantığını izleyerek gerekenleri yapar. Gereken ise, zoru dizginsiz bir şekilde kullanmaktır. Çünkü iktidar öyle bir şeydir ve öyle bir aşamaya gelir ki, o aşamadan sonra geri adım atması, hızla sonunu getirir. Peki, daha fazla zora başvurması onu kurtarır mı? O da kurtaramaz. Yani bir aşamadan sonra iktidar, geri basarak da, zora başvurarak da yıkılacaktır. İşte AKP iktidarı böyle bir eşiğe gelmiştir. Bu iktidarın baş icracısı Tayyip Erdoğan, bu yüzden hata yapmamakta, iktidarının ömrünü uzatabilmek için gerekeni yapmaktadır. Bu gereken de onu kurtaramayacak olsa bile.

Bu eşiği en iyi anlatan örnek Sovyetler Birliği’ndeki tek parti diktatörlüğüdür. Sovyetler Birliği’nin en son yöneticisi Gorbaçov iktidara geldiğinde önünde iki yol vardı. Ya kendinden öncekiler gibi zora başvuracaktı ya da rejimi yumuşatarak halka taviz verecekti. Gorbaçov eğer birinci yolu izleseydi yine yıkılacaktı. Çünkü halkın artık baskı rejimine tahammülü kalmamıştı. Gorbaçov ikinci yolu seçti. Yani yumuşama yolunu. Ama bu da onu kurtaramadı. Çünkü baskıdan yılmış halk yumuşamayı görünce iktidarın kalelerine daha bir cesaretle yüklendi ve Gorbaçov’la birlikte rejimi de kısa sürede yıktı.

Romanya’da Çavuşesko, “hatadan dönüp” diktatörlüğünü yumuşatsaydı, bir dakika bile iktidarda kalamazdı. Derhal devrilirdi. Sertliğe başvurmak onu kurtardı mı? Hayır. Sertlik, halk ayaklanmasını iyice tahrik etti ve yine yıkıldı. Yıkılma eşiğine gelen bir iktidar, hangi yolu izlerse izlesin yıkılacaktır. Bu yüzden bir hata değil, iktidarın demir kanunu söz konusudur. Bunun nasıl bir şey olduğunu görmek için, halen youtube’de bulunan, Çavuşesko’ya karşı ayaklanmanın başladığı büyük mitingi gösteren videoyu izlemek gerekir. İroniktir ki, bu mitingi Çavuşesko düzenlemişti. http://www.youtube.com/watch?v=TcRWiz1PhKU&list=PLGEN8qzjjLdkue1dIVT_FtPHfCjjDk0ae

Adnan Menderes, vatan cepheleri, tahkikat komisyonları kurarak sertlik politikası izlemek yoluyla hata yapmış gibi görünüyordu. Oysa ortada bir hata yoktu. Eğer bunları yapmayıp geri çekilseydi muhalefet dalgası onu yok edecekti. Bu yüzden sertlik politikası izleyerek hiç de hata yapmış değil, iktidarını yürütebilmek için gerekenleri yaptı ama bu da onu devrilmekten kurtaramadı. Bu eşiğe, iktidarın yıkılma eşiği diyelim.

Bir iktidar ne kadar büyük bir iktidar ve güç biriktirmişse o ölçüde de yıldırımları üzerine çeker ve karşısında tasavvur edilemeyecek kadar büyük bir muhalefet gücü birikmesine yol açar. Bunun tarihteki en tipik örneği Hitler iktidarıdır. Hitler, amaçlarına uygun olarak böyle büyük bir iktidar ve güç birikimi yaratarak aslında iktidarın yasalarının kölesi olmuştur. Geri adım attığı anda şahsi varlığı da dâhil olmak üzere param parça olurdu. Böyle bir hata yapmadı elbette ve kaçınılmaz olarak güç birikimini sürdürdü, azami ölçüde sert bir iktidar yarattı, yaratmak zorundaydı. Yani iktidarın yasalarına uymama hatası yapmadı ama bu hatayı yapmaması yine kaçınılmaz olarak kendi sonunu getirdi.

AKP iktidarının gücünün doruğunda böyle sert ve yaygın bir halk isyanıyla karşılaşması hiç de tesadüfi değildir. Diktatörler, büyük çoğunlukla halktan en sert karşılığı, güçlerinin ve iktidarlarının doruğundayken alırlar ve bu durum onları bir hayli şaşırtır.

Tayyip Erdoğan’ı da şaşırtan bu olmuştur. Ülke içindeki iktidarının doruğundayken, Ortadoğu ve Arap dünyasının liderliğine oynadığı, AKP toplantılarında kalabalık yalaka toplulukları tarafından Türkiye’nin kendisiyle “gurur duyduğu” sloganlarının atıldığı bir sırada olacak şey midir şimdi bu? Evet olacak şeydir. Çünkü aşırı güç birikimi kaçınılmaz olarak kendisinde bir kibre yol açmış ve fütursuzlaşmasına neden olmuştur. İktidarın doruğu insanın gözünü kamaştırıp kör, başını döndürüp sarhoş eder. İşte halk isyanı çok doğal olarak onu böyle bir ruh halindeyken yakalamıştır. Şimdi o, iktidarın gereğini yapacak ve bundan sonra daha da diktatörce önlemler alacaktır. Daha fazla polis, daha fazla gaz bombası, daha fazla tutuklama, iktidarın daha fazla temerküzleşmesi…

Elbette iktidarın halkı yumuşatma ve kandırma aygıtları da bu tekelci iktidarın emrindedir. Dört bir koldan halkı yumuşatmak, kandırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Bu, bir aile içinde baskıcı babadan şikâyet eden çocuğu ikna edebilmek için annenin, ablanın, ağabeyin vb. devreye girmesine benzer. Baba sert tutumunu değiştirmez. Ama karısının ya da büyük çocuklarının baskı altındaki çocuğu ikna etmek için ona yumuşatma taktikleriyle yaklaşmalarına ses çıkartmaz. Hatta içten içe bunu onaylar da. Ama o, sert tutumunu hiç değiştirmez. Böylece iki kıskaç arasında kalan çocuk, yumuşakların ikna çabalarına boyun eğmek zorunda kalır. Ama unutmamak gerekir ki, baskı altındaki halk, bazen çocuk gibi hareket etse de, sonuç olarak çocuk değildir.

 

Yazının bundan sonraki aşamasında, içinde yaşadığımız şu somut devrim ve isyan koşullarında iktidar aygıtlarının yeni bir takım taktiklerini de tahlil etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Büyük kitlesel isyan, bundan sonra da ilerleyerek, geri çekilerek, dalgalanarak devam edecektir. Sokak hareketleri zaman zaman duruluyor gibi gözükebilir ama toplum bir kalkışma trendine girmiştir ve bu trendin geri döndürülmesine imkân yoktur. İktidar makamları bunun ne kadar farkındadır bilemiyorum tabii ama iktidarın mantığına uygun olarak, gemiyi batmaktan kurtarmak için, yukarda sözünü ettiğim yumuşatma taktikleri de dâhil olmak üzere uzun ya da kısa vadeli olarak çeşitli taktikler uygulayacaklardır. Örneğin, görebildiğim kadarıyla, biber gazının etkili bir araç olmadığını, hatta kitleleri daha fazla sokağa döktüğünü ve hareketin büyük bir destek sağladığını görecek kadar akılları var. Bundan sonra bu yöntemden vazgeçeceklerini sanıyorum. Hatta bir süre polisin müdahale etmemesi çizgisi de izleyebilirler. Fakat bence esas planladıkları, bugünden yer yer uygulamaya koydukları (Ankara, İzmir, Bodrum), bir yandan yoğun bir gözaltına alma kampanyası (bunun biber gazından daha etkili olduğunu düşünmeye başladılar) ve daha önemlisi, kısmen sivil polislerden kısmen de AKP’li vigilantelerden (sözcük anlamı: ABD’de kanuni yetkisi olmadan kendi fikrine göre zorla düzen sağlamaya çalışan kimse. Bunlar yerel-sivil karşıdevrimcilerdir. 1965 yılındaki Dönüşüm olaylarında da AP gençlik kollarından ve Bozkurtlardan devşirdikleri böylesi unsurları kullanmışlardı) oluşan paramiliter grupları kullanıp ilk kez sokağa çıkan gençleri döverek yıldırmak ve tutuklayıp polise teslim etmektir. Bu noktaya çok dikkat edilmelidir. Bunlar, hatta bazen gösterici kılığında kalabalığın arasına karışmakta, göstericileri tespit edip sonra da tek tek avlamaktadırlar. Bu paramiliter gruplarla bundan sonra sık sık karşılaşacağız. Benim önerim, bunlara karşı, IWW (Dünya Endüstriyel İşçileri) örgütünün militanları wobblylerin yaptığı gibi, özsavunma grupları kurmaktır. Benim gördüğüm TV ve video manzaraları korkunçtu. Konak sahilinde oturan kızlara uygulanan vahşet gerçekten irkilticiydi. Bunların eline savunmasızca, kuş gibi düşmenin âlemi yok. Çok uyanık olmalıyız. Hatta daha iyisi, bu grupları tespit edip, baskın basanındır taktiğine uygun olarak, esaslı bir sopalamakta fayda var gibi geliyor bana.

Ne oldu? Geneldeki “centilmenlik” havasına pek uymadı galiba önerim.

 

Gün Zileli

4 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

Not:

İzmir’de sosyal medya operasyonu: 24 gözaltı

 

Yukarıda yazdıklarımı destekleyen ve hatta onu aşan çok önemli bir gelişme. Bu, otoriter diktatörlüğün totaliter diktatörlüğe doğru evrilmesinin başlangıcıdır. G.Z.

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI