Ankara Notları

Merhaba,
Gezi notlarınızı okudum ben de birkaç Ankara notu ileteyim.
Ankara eylemleri Cuma akşam Kuğulu Park’ta başladı. Başlangıçta öfkeden çok neşenin hakim olduğu bir destek eylemiydi. Kaldıraç’ın küçük bir grupla Kızılay yolunu zorlamasıyla ABD Büyükelçiliği civarında gaz atıldı ama asıl kalabalık Kuğulu’da eğlenmeyi sürdürdü. Kuğulu’nun konumu itibariyle bir polis baskınına çok elverişli olduğu şeklindeki karamsar beklentiler gerçekleşmedi. Çarşı ve TKP’nin Tunalı’dan Esat yönüne yürümesinin ardından eylem odağı Akay bölgesine kaydı ve çatışmalar başladı. Çok geçmeden polis İstanbul’da herkesin gördüğü ve beklediği yüzünü gösterdi, saldırı dozunu yükseltti. Yayılan haberlerle birlikte özellikle Dikmen, Mamak ve ODTÜ toparlandı ve şehir merkezine yürüyüşe geçti. Sabaha kadar dağınık çatışmalar sürdü. Ankara kavgaya böyle girdi.
Cumartesi günü herkes öfkeden delirmiş bir şekilde uyandı. Toplanma saati 16.00 olarak duyurulmuştu ama erkenden toplanmalar başlayınca biz de öğlen saatlerinde Kızılay’a indik ve daha yaklaşırken gaz saldırısından kaçan bir gruba katıldık. İnsanlar gazın etkisini atıp hemen mevzilendiler. Çatışma 5-6 saat sürdü ve 18.00 gibi Kızılay meydanına  girene kadar devam etti. Cumartesi akşamı meydanı almış olmanın mutluluğu ve devletin daha ileriye gidemeyeceği iyimserliğiyle gece evlere döndük. Yol boyunca Anıttepe, Bahçeli, Öveçler, Dikmen ve İlker sokaktaydı. Özellikle İlker’de muazzam bir kitle Dikmen Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçmişti. İki gündür böyle oluyor merkezde eylem hafifleyince mahalleler ortalığa çıkıyor.
Ama polis gece yarısından sonra ortalık biraz tenhalaşınca Kızılay’da kalanlara saldırdı. Zaten gece gündüz gördüklerimizden daha etkili ama bulut oluşturmayan bir gaz kullanmışlardı. Görünür olmayan bir gaz bizi soluk alamaz hale getirdi ve Sakarya tarafına çekildik. Biz ayrıldıktan sonra yakın temas olmuş, barlarda oturanlara, yol kenarındakilere sert bir şekilde saldırmışlar. Zaten gözaltılar neredeyse tamamen bu yolla yaşandı.
Pazar günü yine öğlen Kızılay’da iyi bir kalabalık vardı. Polis Meclis, Başbakanlık tarafını tutup oradan kitlenin ileri uçlarına gaz atıyor ancak ilerlemiyordu. 19.00 gibi ses bombaları eklendi. Kitle yuhalayarak yerinde kaldı. Biraz tedirginlik ve çatışmaya hazırlanma ruh hali vardı ama ilerlemeyi de denemedi kimse. Bu arada bir kaç ADD’li ve taraftar grupları Milli Müdafaa tarafında polis barikatının önüne kadar ilerledi. Toma biraz su sıktı ve durdu, 3-5 metre mesafeden karşılıklı bir sinir harbi birkaç saat sürdü. Bizde yine yersiz bir iyimserlik oluştu, polis saldırmıyordu çünkü. Ama dün gece de saat 22 civarında yine insanlar yorulup kalabalık seyrekleşince Kızılay’da saldırıya geçtiler. ODTÜ, Mamak ve Dikmen’den toplananlara Kızılay’a yaklaşmadan saldırdılar. Örneğin Dikmen’den gelenlere en alakasız yerde bir akrep yaklaşıp hedef gözeterek gaz attı. Genç bir arkadaş gazla vuruldu. Daha önce bu konumda bir saldırı gelmemişti. Mamak grubunu Dikimevi-Kolej arasında çatışmaya girmek zorunda bıraktılar. Onlar da gelemedi Kızılay’a. Yani Kızılay saldırısını tamamlayabilmek için destekleri yavaşlatmaya çalıştılar. Dün gecenin bilançosu gözaltı ve yaralı bakımından daha ağır. İlk gün 15’i ağır 414 yaralı vardı, dünün bilançosu henüz açıklanmadı.
Bugün bakacağız, muhtemelen semtler önem kazanacak çünkü gündüz herkes iş güçle uğraşmak zorunda.
Ankara’da polis daha sinsi, gaddar ve taktik planla hareket ediyor. Altında kalacağı çatışmadan kaçıyor, fırsat bulunca imha etmek üzere, insanları tekrar eyleme katılamaz hale getirmek amacıyla saldırıyor. Cuma ve cumartesi günü büyük kitlelere geri adım attıramadıktan sonra iki akşamdır yaptığı şey bu.
Ama yine de burada muazzam bir kazanım var. Çatışma deneyimi olmayan binlerce genç her saldırı dalgasının ardından tekrar toparlanarak, savunma hatlarını terketmeden, her fırsatta barikatları ilerleterek toplu hareket etmeyi öğreniyor. Cumartesi günü başlangıçta polis saldırısı gelirken kontrolsüzce koşarak dağılan gençler bir iki saat içinde geri çekilirken koşmamayı, polisin gaz atışlarını seyrederek korunmayı, gelen gazı su dökerek ya da geri fırlatarak etkisiz hale getirmeyi, tek başına Toma ya da akrep yakalayınca taş yağmuruna tutmayı, yaralıları hızla güvenli alana taşıyıp, gazdan etkilenenlere limon sprey yardımı götürmeyi öğrendiler. Elbette insanlar korkuyor, çünkü birkaç saat içinde bizim bulunduğuz bölgede -ki ana çatışma alanı olmadığını diğer bölgelere gidince farkettik- onlarca insan yaralandı. 7-8 kişi kafalarına gelen kapsüllerle ciddi şekilde yaralanmışlardı. Ama insanların öfkeleri korkularından daha büyük. Genç kızlar ağlamadı, genç erkekler polis gelince herkesin önünde kaçışmadı. Orta yaşlı bir çok insan çatışma sahasının içinde kaldı.
Bir Hepar grubu geldi yanımıza, kimse onlara dil uzatmadı, onlar da başkalarını rahatsız etmedi. Herkes yüzünü polise dönmüştü. Mustafa Kemal’in askerleriyiz sloganı atıldığında katılmayanlar katılmıyor, ulusalcılar da sol sloganlara katılmakta en azından isteksizler. Faşizme karşı omuz omuza’yı herkes atıyor ve bir de Hükümet İstifa sloganına. Sloganı susturmak ya da bastırmaya çalışmak diye bir şey yok. Çeşitli sosyalistler, ulusalcılar, hepar gibi milliyetçi unsurlar, taraftar grupları bir arada çatışma adabını öğreniyor. Örneğin tek bir kadına bir terbiyesizlik yapılmadı, esnafla hiçbir sorun yaşanmadı. Aksine esnaf dükkanını açarak, sıkışanları içeriye alarak elinden geldiğince yardımcı oldu.
Yine de bir gerçeği ihmal etmeyeyim. Alanları dolduranlar büyük çoğunlukla solcu ya da Atatürkçü. Aynı anda her ikisi olduğunu söyleyenler de son derece kalabalık. Yani sağcı-solcu birleştik durumu yok. MHP’li, İslamcı vs katılımı asıl olarak sembolik. Benim bildiğim sadece MHP’nin bir ilçe örgütü İP’in girdiği kısımdan alana girmiş ve onlar da çatışmadan kaçmamış. Bu girişlerin katkısı, onların kendileri değil ama onların bile alana girebiliyor olmalarının geniş kesimlerde yarattığı, bir angajman olmadan eyleme katılabilme duygusu.
Ulusalcılarla ilgili bir şey söyleyim. AKP analizcilerinin gazetelerden vaaz ettiğinin aksine bunlar kalburüstü semtlerde süs köpeği besleyen boyalı saçlı kadınlar değil. Elbette vardır öyle tipler ama sosyalist hareketin içinde de benzerleri vardır. Orta sınıf diye küçümsenen bu kitle büyük bir çoğunlukla çalışarak geçinen, siyasal motivasyonunu devletlerinin elinden alınmış olmasından değil devletin onların özgürlüğüne saldırmasından alan, reaksiyoner değil muhalif bir kitle. Bu kitlenin gençleri asgari ücret ya da biraz yüksek ücretlerle sağda solda çalışan, bir çoğu işsiz ve umutsuz, bitince ortada kalacaklarını bildikleri için eğitim sürecini uzatmaya çalışan insanlar. Onları temelde anti-Kürt bir motivasyonla harekete geçen tutucu kitleler olarak tasvir etmenin aynı zamanda bu kitlenin gelişme kapasitesini ciddi biçimde ihmal ettiğini de düşünüyorum. Onlarla devrimciler arasındaki barikatlar, halkla devlet arasındaki barikat büyüdükçe küçülecektir. Ben eskiden İP’ten ya da soldan tanıdığım arkadaşlarla da konuşarak, arkada daha tereddütlü bekleyen örgütsüz insanları çatışma sahasına yaklaşmaya ikna ederken liberal tasavvurda devletin bir kesiminin sokak gücü gibi sunulan insanların aslında devrimci grupların kitle tabanını oluşturan kitleden farksız olduğunu gördüm. Ulusalcı toplulukları, onların siyasi temsilini üstlenmeye çalışan aktörlerin bilinç halinde görmemek gerekir, öyle de değil zaten. Ulusalcıları andımızla yetişmiş, devleti stad törenlerinden tanıyan saf topluluklar olarak gören ve kendine abartılı bir muhalefet rolü vehmederek kibre kapılanların sokak eğitimini küçümsememesi gerekiyor.
Sonuç ne olur şimdiden söylemek güç, yani en kötü durumda hiçbir somut kazanım olmadan eylemler duralayabilir ve halk hareketi dalgasını izleyecek bir yargı-istihbarat operasyonuyla yüzlerce kişi içeri alınabilir. En iyi ihtimalde bir soluklanmanın ardından hareket başka kanallarda yatağını oyarak derinleşmeye devam eder ve egemen sınıf blokunda yaratılan tedirginlik onların organizasyonunda aksamalara yol açabilir. Yine de kazanımın altı çizilmeli bana kalırsa, geniş kitleler direnirlerse kazanabileceklerine ikna oluyor, elimizden hiçbir şey gelmez duygusu zayıflıyor. Bir gürültü çıktığında sıvışmak yerine ne olduğuna bakmak, zor durumda kalmışları kendi başına bırakmamak tutumu gelişiyor. Halk devletin polisinden nefret ediyor. Askerden tanıdığım çeşitli Anadolu şehirlerinde yaşayan basbayağı sağcı-devletçi çocuklar bile ya zaten polisi kınamaya başlamış ya da birkaç dk’lık konuşma ile polisi savunmaya çalışmaktan vazgeçecek durumda. Eylemin haklılığına karşı çıkmak oradalarda bile çok zor. Eh bu da az buz bir şey sayılmaz.
  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI