Darbecilere… No Pasaran …

 

 

İspanyol devrimcileri, dışarıdan Mussolini ve Hitler tarafından desteklenen Frankocu falanjistlere ve darbecilere karşı “no pasaran” diyerek dövüşmüşlerdi. Bu iki kelime, faşizme ve her türden baskıcıya ve istilacıya karşı koca bir yüzyılın şifresi gibidir ve hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bugün de Taksim Gezisi’ndeyiz ve bir kere daha haykırıyoruz: “No pasaran”. Geçemeyeceksiniz. Buradaki ifade, basit bir geçip geçmemek, yenmek yenilmek meselesi değildir. Yenilebiliriz, sonunda belki bizi ezip geçtiklerini sanırlar ama tutuşan yürekleri geçmek mümkün değildir aslında. Orada ezilsek de başka bir yerde yeniden dirilir ve haykırırız: “No pasaran”.

 

Son on yılda Türkiye’de herhalde “darbe” sözcüğü en çok kullanılan sözcüklerden biri olmuştur. Bunu özellikle AKP iktidarı yaygınlaştırdı ve darbecilere karşı mücadele ettiğini iddia eden bir iktidarın altından yine profesyonel darbeciler çıktı.

Darbe, sadece gizlice örgütlenen askerlerin mevcut bir iktidarı bir komployla alaşağı etmesi değildir. Daha doğrusu, halk açısından darbenin tek anlamı bu değildir, olamaz. Darbecilerin en büyük özelliği halka, emekçilere, direnenlere darbe indirmektir. Darbeci AKP iktidarı, Roboski köylülerinin başına bombalar yağdırıp öldürerek halka karşı darbe yapmıştır.

Gazete idarehanelerini sabaha karşı basarak darbe yapmıştır.

“Darbeci avı” adı altında yaşlı başlı profesörlerin evlerini basarak darbe yapmıştır.

1 Mayıs’ta emekçilerin üzerine biber gazı yağdırarak darbe yapmıştır.

Metin Lokumcu’yu gazla öldürerek darbe yapmıştır.

KCK tutuklamalarıyla darbe yapmıştır.

Sahte suçlamalara dayanan siyasi davalar açarak darbe yapmıştır.

THKP-C avukatlarını tutuklayarak darbe yapmıştır.

Kendinden olmayan belediyelere baskınlar düzenleyip davalar açarak darbe yapmıştır.

Suriye komplosuna önayak olarak darbe yapmıştır.

Heykelleri yıkarak darbe yapmıştır.

Yapılan darbeler saymakla bitmez…

Ve son olarak, Taksim Gezisi’nde direnenlerin üzerine polisini saldırtarak darbe yapmıştır, bütün darbeciler gibi insanların en derin uykularında olduğu sabahın erken saatlerini seçmiştir özellikle. Bütün darbeciler, darbelerini halkın en derin uykuda olduğu saatlerde yaparlar. Bunlar da böyle yaptı. Çünkü haklı olmadıklarını, aslında suçlu olduklarını biliyorlardı. Yaptıklarının ne kadar az tanığı olursa o kadar iyiydi. Yüreklerinden ve kararlılıklarından başka bir şeyi olmayan direnişçilerden korktular. O yüzden o saati seçtiler. Bütün darbeciler korkağın da korkağıdır.

Bravo Sırrı Süreyya Önder’e. Buldozerlerin önüne dikilme yürekliliğini göstererek parlamentoda bulunmanın da bir işlevi olduğunu gösterdi. Mebus olmanın burjuvazinin ahırında tepişmekten ibaret olmadığını göstererek şahsen derinden inandığım bu görüşümü yeniden gözden geçirmeme yol açtı. Demek bir mebus da mebusluğunu halk için işlevsel bir hâle getirebilirmiş. Böyle düşünmeme yol açtı.

Bu mücadeleye katkı veren herkese büyük saygım var. Bazı arkadaşlar, örneğin İlhan Cihaner’in direnişçileri desteklemek için oraya gelmesinden pek hoşnut olmamışlar. Bence yanlış. İlhan Cihaner hakkında, CHP’li olmasının ötesinde fazla bir bilgim yok. Ama bir insan size destek vermeye gelmişse buna burun kıvırmak olmaz. Bu mücadelede her türlü desteğe ihtiyacımız var. Gelmeseydi eleştirmek gerekirdi, geldiği için değil. Bu mücadele, sen, ben, bizim oğlanın mücadelesi değildir. Herkesin mücadelesidir. İki gün önce Taksim Gezisi’ndeydim basın duyurusu sırasında. Çok iyi bir ortam vardı. Her örgütten, her görüşten insan oradaydı. Kardeşçe bir ortam söz konusuydu. Bu ortamı bozacak her türlü davranıştan uzak duralım. Bu büyük bir mücadele. Bu mücadeleyi iç didişmelerle tüketmeyelim. Zaten böyle bir durum da yok. İleriye yönelik söylüyorum bunları.

Bu mevzuya girmişken, TV’de izlediğim bir olaya da değineyim. Sırrı Süreyya Önder, oraya destek vermeye gelmiş CHP’li Gürsel Tekin’e, Taksim Gezisi kararında CHP’nin de dâhli olduğunu söyleyerek onu mahçup duruma düşürdü ama ben TV karşısında CHP’li Gürsel Tekin’e karşı daha büyük mahçubiyet duydum. Bu insan kalkmış, mücadeleye destek vermeye gelmiş. Şimdi yeri miydi yani orada bunu açmanın? CHP’nin bu işte bir dâhli varsa eleştirilmeli elbette ama destek vermeye gelerek olumlu bir iş yapmış birinin yüzüne, daha “selamünaleyküm” demeden partisinin hatasını çarpmak bana hiç doğru bir davranış gibi gelmedi. Bu dostça eleştirimi de Sırrı Süreyya’ya yapmış olayım.

Kılıçdaroğlu’nun direnişçileri ziyaret etmesi de güzel bir şey. Onu da kutlarım. Ama CHP’den daha fazlasını bekleriz. İşte size AKP’ye karşı mücadele etmek için çok güzel bir fırsat. CHP’li mebuslar gelip bizimle birlikte orada nöbet tutsunlar. Sırf İstanbul mebusları bile gelse yeter.

Evet, şimdi “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” sözünü hatırlamanın zamanıdır. Durum tam da budur. Şu anda işgal kuvvetleri Taksim Gezisi’ni ele geçirmiş ve kordon altına almış bulunuyorlar. Şimdi işgalciler muhasara altındadır. Biz orayı kuşatıp dışarıdan gireceğiz. Hem de darbeciler gibi sabaha karşı değil. Gündüz vakti, kalabalığın en yoğun olduğu saatlerde.

 

Bitirirken, şu 3. Köprüye de kısaca değineyim. Köprüye şu malum celladın adının konmasını öfkeyle eleştiren bir arkadaşla konuşuyorduk. Ona, “ben olsam ne koyardım, biliyor musun?” dedim. “Ne koyardın?” diye sordu merakla. “Bomba koyardım” dedim.

Umarım “barış sürecine” zarar vermemişimdir.

 

Gün Zileli

31 Mayıs 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI