“Akil Adamlar” Meselesi…

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında çok hoşuma giden bir bölüm vardır. Yazılarımda zaman zaman bu bölüme atıfta bulunurum. Burada bu bölümü hatırımda kaldığı kadarıyla aktarayım:

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Müdürü birgün gelip saatleri ayarlama görevlilerini de denetleyecek ayrı görevliler olması gerektiğini ileri sürer. Biri itiraz eder:

“Ama gereksiz bir şey bu” der.

Müdür, itiraz edene şöyle bir bakıp şunları söyler:

“Ah be arkadaşım, hâlâ anlamadın mı? Görevler gerekli olmazlar. Kendi gerekliliklerini yaratırlar.”

Bürokrasiyi ve lüzumsuz görevliler yığınını bundan daha iyi anlatan bir bölüm olamaz.

İşte bu gereksiz görevliler yığınının son örneği “akil adamlar” adı takılan kişilerden oluşan yığındır.

Bu görev, gereksizliği bir yana, saçmadır da.

Ne yapmaktadırlar “akil adamlar”? Mahalle mahalle dolaşıp halka barışın ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatmaktadırlar. İşte gereksiz ve saçma bir görev size. Bu, bazı görevlilerin, mahalle mahalle dolaşıp halka yemek yemenin ne kadar önemli olduğunu anlatması kadar saçmadır. Çünkü insanlar, yemek yemenin gerekli olduğunu bildikleri kadar barışın gerekli olduğunu da zaten bilmektedirler.

Daha da önemlisi, barışın gerekliliği, savaşan taraflara anlatılır. “Akil adamlar” barışın gerekliliğini, savaşan taraflara değil, tersine, Kürtlere otuz yıldır savaş açmış devlet adına, savaştan her bakımdan zarar görmüş halklara anlatıyorlar.  Bunda bir terslik olduğu kesin. Aslında olması gereken, bütün kışkırtmalara rağmen bir Türk-Kürt savaşına girişmemiş Türk ve Kürt halklarının barışın önemini, otuz yıldır savaşan taraflara, özellikle devlete anlatmalarıdır. Bunun gerçekten böyle olması gerekiyor. Halkın üzerinde baskı olmasa ve gerçekten ona inisiyatif tanınsa bunu da çok güzel yapacağına inanıyorum. Ama izin vermezler, asla izin vermezler. Savaş gibi “barış” da onların tekelindedir, halkı siyasal ve toplumsal hayatın pasif öğeleri haline getirmek gibi, halkı “bilinçlendirmek” de onların işidir!

“Akil adamlar”ın içinde tanıdıklarım, bildiklerim var. Çoğunun ise bir kıymet-i harbiyesi yok benim nezdimde, kusura bakmasınlar. Bir kere, “akil adamlar” gibi (“akil insanlar” kibarlaştırması durumu kurtarmıyor) akılsızca bir isimlendirmeyi kabul etmeleri başlı başına bir gaf. Örneğin, Murat Belge gibi, bu tür şeylerle aslında dalga geçebilecek entelektüel kapasitesi olan bir kişinin en azından bu adlandırmaya itiraz etmemesi ve boynuna taktığı poşularla toplantılarda arz-ı endam etmesi gerçekten şaşırtıcıdır. Oral Çalışlar, Murat Belge kadar entelektüel kapasiteye sahip olmasa da bence sağduyulu bir insandır ve bu tür şeyleri yutmayacak kadar aklı vardır diye düşünürüm ama o da “akil adam” olmayı kabul etmiş, ortalıklarda dolaşıyor. Muhsin Kızılkaya’yı da tanırım. Benim Komün (2007, Yaba) kitabındaki bir bölümün Kürtçesini yapıp bana yollamıştı. Hangi düşünceyle bu görevi kabul ettiğini tahmin edebiliyorum ama bence iyi yapmadı. Çok geçmeden bu hatasını anlayacaktır.

İşin içeriğini bir yana bırakın, tek başına bu yafta, bu isimlendirme bile insanı vazgeçirebilirdi diye düşünüyordum ama yanılmışım. İktidar vaadi insanların aklını da onurunu da alıp götürüyor demek ki. AKP’nin propaganda müfrezesinde yer almak züldür. Hatırlatmak zorundayım ki, bu olay tarihe böyle geçecektir. KESK Başkanı ile 78’liler vakfı başkanı üzerinde daha önce durmuştum. Yeni bir şey söylemesem daha iyi olacak.

 

Ellerinde bayrak “akil adamları” protesto eden “akilsiz adam”lara ilişkin de birkaç şey söylemeliyim. Bunların İP’li ve MHP’li hazır kıtalar oldukları anlaşılıyor. Ellerindeki bayraklardan anlaşıldığı kadarıyla, “barış süreci”yle “Türkiye aleyhinde” bir şeyler yapıldığı düşüncesi içindeler. Yani onların “akil adamlar”a yönelik eleştirisi bizimkinin tam zıddı yönde. Aşırı milliyetçi bir yönelim içindeler. Hele TV’de seyrettiğim bir manzara iyice komediydi. Bir “akil adam” toplantısını protesto eden eli bayraklı grup, toplantıdan çıkanların önünü kesip bayraklarını adamların gözüne soktular adeta. Oysa anlamsız bir ısrardı bu. Çünkü o “akil adam”ların da bayrağa karşı oldukları falan yoktu. Nitekim “akil adamlar”dan biri mübalağalı bir hareketle bayrağı öptü, başına koydu ve “kurban olurum ben ona” dedi. Bakalım, şimdi ne yapacaktı “akilsiz adamlar”?  İP’li ya da MHP’li bir “akilsiz adam” bu sefer başka bir silahı ortaya sürdü. “Akil adam”ın kulağına, “Ne mutlu Türküm” diye bağırdı. Hadi bakalım, buna ne diyeceksin şimdi gibilerden. Yahu yapma be arkadaşım, ırkçılıkta istediğin kadar diplere git, “akil adamlarla” ya da AKP’lilerle aranda bir ayrım yaratman mümkün değil. Onlar da senin kadar milliyetçi, senin kadar ırkçı, senin kadar bayrak düşkünü, senin kadar Türkçü vb. vb. Yani anlayacağınız, bu işte de bir terslik var. Milliyetçi ve ulusalcılar, kendi milliyetçiliklerini kanıtlamak için milliyetçi AKP’li kardeşlerini tekme tokat milliyetçiliğin dışına sürmeye çalışıyorlar ama boşuna. Bu mümkün değil. Onların bu gösterileri tek bir şeye hizmet ediyor: Sağduyulu çoğunluğun, bu “akil adamlar” komedisine görece hoşgörüyle bakmalarına.

Karşıtların, bilmeden de olsa birbirlerini güçlendirdiklerini hep düşünmüşümdür.

 

Not ve ek: “Akil Adamlar” arasında çok eski arkadaşım Yücel Sayman’ı saymayı unutmuşum, özür dilerim. Kendisi, her zaman saygı duyduğum, iyi bir hukukçudur. Böyle bir çuvala girmeyi kabul ettiği için beni en çok şaşırtan o olmuştur. G.Z.

 

Gün Zileli

9 Mayıs 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI