Bence İyi oldu…

 

 

Bir fabl ile başlayayım.

Kurbağa nehirde yüzerken kıyıdan akrep ona seslenmiş:

“Kurbağa kardeş, sırtına binsem beni karşıya geçirir misin?”

Kurbağa kuşkuyla bakmış:

“Yaaa” demiş, “seni sırtıma alayım da tam yarı yolda beni sok, değil mi?”

Akrep:

“Hiç olur mu öyle şey” demiş, “seni sokarsam ölürsün, ben de boğulur giderim…”

Kurbağa düşünmüş, akrep haklı, neden kendi ölümüne yol açacak bir şey yapsın…

“Peki, atla bakalım sırtıma demiş.”

Akrep, kurbağanın sırtına atlamış. Tam nehrin ortasına geldiklerinde kurbağayı sokuvermiş.

Kurbağa, suya gömülmeden önce:

“Ah be akrep” demiş, “yaptın yine yapacağını.”

Kurbağayla birlikte suya gömülmekte olan akrebin son sözleri şu olmuş:

“Ne yapayım, benim huyum böyle…”

 

AKP’nin 1 Mayıs’ta neden böyle davrandığına, neden kendine de zarar verecek bir tutuma sürüklendiğine mantıki bir cevap arayanlara bu fablı anlatmak gerek. Onun huyu böyle, başka türlü davranması imkânsızdı.

Taksim meydanının inşaat alanı olduğu, derin çukurlar açıldığı, herhangi bir kazaya yol açılmaması için bu tedbiri aldığı vb. tam bir uydurmadır. AKP çukurlar olduğu için 1 Mayıs’ı yasaklamadı. 1 Mayıs’ı yasaklamak istediği için çukurları gerekçe gösterdi. Ece Temelkuran, AKP’nin, çukurları işçilerden koruduğunu söylemiş, çok doğru. Bu konuda en mantıki açıklamayı ise Mustafa Sarıgül yaptı: “Ben belediyeciyim” dedi, “ağırlığa dayanıklı kalın kalaslarla çukurların üstünü kapatırdınız, olur biterdi.” Sırf maliyet açısından bile düşünseniz, herhalde bu tedbir, onca biber gazının, kırılıp dökülen onca yerin masrafından çok daha az maliyetli olurdu. Ama ekonomik maliyeti hesaplamakta hepimizi yaya bırakacak AKP için daha önemli bir maliyet vardı. O da siyasi maliyetti. Onu göze alamadılar.

Ben iyimserim. Bu 1 Mayıs’ta evet Taksim alanına giremedik ama bu 1 Mayıs AKP iktidarının gerçek yüzünü bir kere daha gözler önüne sermiş oldu. Bu 1 Mayıs’a bakın, bundan sonraki manzarayı görün. AKP’nin emekçilere ve halka reva gördüğü, biber gazından, göz yaşartıcı bombadan, tazyikli ve boyalı sudan, coptan, baskıdan başka bir şey değildir ve olmayacaktır. Zaten polis kuvvetlerinin yeni adına bakarsanız her şeyi anlarsınız: TOM. Açılımı, Toplumsal Olaylara Müdahale. Yani AKP iktidarı demek, toplumsal olaylara, etkinliklere müdahale demektir kısaca.

Bu 1 Mayıs birkaç şeyi daha gösterdi.

Birincisi, TKP adlı çalıntı partinin sonsuz bencilliğini ve kerameti kendinden menkul, kibirli “önderlik” iddialarının ne kadar fos çıktığını gösterdi. Herkes Taksim derken kendi güçlerini ve üyelerini Kadıköy’e toplayarak devrimci kitlelerle ve emekçilerle hiçbir ruhsal etkileşim niyetleri olmadığını ortaya koydular. Bence kibirleriyle baş başa kalsınlar, kaldıkları yerde kurusun gitsinler. Kendi akılsızlıklarıyla kendi belalarını bulmuş oldular.

İkincisi, akil adamlar bugün olanlardan sonra akillerini başlarina toplarlar mı acaba diye bir düşünce geçti kafamdan. Hâlâ umut olanlardan söz ediyorum elbette. Mesela KESK başkanı acaba bundan sonra da akil adamlık görevine devam edecek midir, yoksa yuttuğu biber gazlarını midesinde taşıya taşıya AKP’ye hizmet eden propaganda faaliyetlerine devam mı edecektir? Eğer devam ederse, ne kadar midesiz olduğunu göreceğiz. Aynı sözü 78’liler vakfı başkanı için de söylüyorum. Hadi, çıkmamış candan umut kesilmez, Oral için de söyleyeyim.

Üçüncüsü, acaba Kürt hareketi, BDP’siyle falan, bugün olanlardan sonra, bırakalım bütün halkı, acaba Kürt hareketinin pek de uzak olmayan geleceği hakkında biraz olsun kaygılanmışlar mıdır? Onlara da aynı şeyi söyleyeceğim. Bugünkü 1 Mayıs’a bakın, AKP’nin Kürtlere çok uzak olmayan bir gelecekte neler yapacağını görün. Yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mı derler. Evet ama yılan ya da akrep size de dokunacak. Göreceksiniz.

Son olarak, ulusalcıların saçmalıklarına da değinmem gerekiyor. “Bayrağını al gel” kampanyaları tam bir saçmalıktır ve gerçek anlamda bölücülüktür. Siz o bayrağı kaptığınız an, yer yer çığırtkanlığa varan AKP karşıtlığı hallerinize rağmen aslında AKP ile ve onun polisiyle birleşiyor, hatta onlarla birlikte Türkiye’nin devrimci kitlesini ve emekçilerini hedef alıyorsunuz. Türk bayrağı yalakalığınızla anti-emperyalizm yaptığınızı sanıyorsunuz ama size temin edeyim ki, Amerikan emperyalistlerinin de Türk bayrağıyla bir sorunu yoktur. NATO karargâhının girişinde altmış yıldır Türk bayrağının sallandığını kim bilmiyor ki. Öte yandan, bu 1 Mayıs’a ilişkin olarak ortaya attığınız, “Türk bayraklarıyla mı, Apo posterleriyle mi” ikilemeniz de milliyetçi etkiler altındaki bir kısım insanı etkilemenin ötesinde hiçbir gerçekliğe tekabül etmemektedir. Bugün Mecidiyeköy’de, Şişli’de, Beşiktaş’ta polisle çatışan devrimci insanların elinde Apo posterleri yoktu. Hatta diyorum ki, keşke o posterleri taşıyanlar, AKP’nin akil adamlarınca uyuşturulmayıp çatışma saflarında yer alsaydılar. Belki gelenler olmuştur ama bugünkü 1 Mayıs’ta Kürtlerin katılımının geçen yıllara göre oldukça az olduğu bir gerçek. Dolayısıyla ulusalcı palavraların hiçbir gerçekliği yok.

Hiç üzülmeyelim. Önemli olan Taksim Meydanı’na girmek değil,  çok farklı gruplardan devrimci güçlerin kardeşçe, omuz omuza polis güçlerine karşı direnmiş olmalarıdır. Hem de öylesine eşitsiz bir çarpışmada, yılmadan, ölüm tehlikesini göze alarak.

Geleceği yazan, o ikircimsiz dövüşen genç, yaşlı, kadın erkek insanlar olacak.

 

Gün Zileli

1 Mayıs 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI