Külhan Sokak’tan Geçer Bir Kâmil insan…

 

(Adalı dergisinin Nisan 2013 tarihli 94. Sayısında yayımlanmıştır.)

Bizim evin arka pencereleri, biraz yukarda kalan Külhan Sokağa bakar. Kınalıada’nın Yarbaşı diye de anılan üst taraflarındaki bu yolun aşağı yukarı yüz metrelik kısmı, bizim evin çevresinde yaşamaya çalışan yaklaşık on beş kadar, birbiriyle akraba köpeklerin alanı olarak bilinir. Buradan, özellikle kış aylarında çok az insan geçer. Bu az sayıdaki insanlardan ikisi, Kınalıadalıların Hacı dedikleri, çok yakın bir zamanda adının Kâmil olduğunu öğrendiğim, yaklaşık yetmiş yaşlarındaki o dimdik, vakur yürüyüşlü adamla, çoğunlukla yanında onunla birlikte yürüyen, karısı Esma Hanımdır. Gün görmüş köylü insanların doğallığıyla ve sükûnetiyle günde en az iki kere, daha yukarılardaki evlerinden çıkıp bu yoldan geçerek Kınalıada’nın merkezine doğru gider veya aşağılardan gelip evlerine doğru yol alırlar. Pencereden onların geçişini görürüz sık sık.

Ara sıra bizim kalabalık köpekler grubuyla birlikte ben de aynı yoldan gidip gelirken onlara ya da tek başına Hacı Kamil’e rastladığım da olur. Haftada en az beş altı kere. Her seferinde selamlaşır ve ayak üstü birkaç laf ederiz. Konumuz genellikle köpeklerdir. Çünkü onun evinin de çevresinde beslediği köpeklerinin sayısı bizimkilerden aşağı kalmaz. Köpeklerin huylarından, karakterlerinden konuşuruz. Çevredekilerin köpeklerden şikayetlerinden yakınırız birbirimize. Onların havlamalarından korkacaklarına birkaç dilim ekmek verseler ne olur ki deriz tam bir fikir birliği hâlinde… Bu köpekler hiç de öyle vefasız hayvanlar değildir. Sevgiye ihtiyaçları vardır, onlara taşla, sopayla değil sevgiyle yaklaşılsa aslında hiçbir sorun çıkmayacaktır.

Bazen ayak üstü sohbetimiz biraz daha uzun sürer. Hacı Kâmil, Zara’da, köylerindeki Kangal köpeklerine ilişkin ilginç hikâyeler anlatır. Bunlar, Kangalların ne kadar akıllı ve asil olduklarını gösteren, içinde belki biraz köylülerin hayal gücünün de katkısı olan, güzel, ibret dolu hikâyelerdir. Gençliklerinde tarlaya çalışmaya gitmek zorunda olduklarından küçük bebeklerini evde Kangal köpeklerine emanet etmişlerdir. Derken Kangal tarlaya gelir koşa koşa ve Esma anayı eteğinden çekiştirip eve götürür. Bir de bakarlar ki bebek ağlıyor. Kangal, bebek ağlamasın diye oyuncağı burnuyla itip yanına götürmüştür ama susturamayınca tarlaya koşup haber vermiştir. Kangal, güçlüdür ama gücüyle insana asla zarar vermez. En fazla pençelerini omzuna bastırıp onu zararsız hâle getirir ve teslim alır ama asla ısırmaz. Kangal, sürülerin koruyucusudur. Onları gözü gibi korur, sürüye saldıran kurtla ölümüne dövüşür ve çoğunlukla da alt eder. Hacı Kâmil için köpek, özellikle Kangal kutsal bir varlık gibidir. Onlara zarar veren bunun bedelini kötü öder. Tanıdığı böyle bir adam varmış memleketinde. Adam ölürken, köpeklere eziyet yaptığı için büyük azap çekmiş. Onda, köylülerin köpeklere karşı duydukları yararcılıkla karışık saygıdan daha fazla bir şeyler vardı.

Bundan bir buçuk ay önce yaşanan bir olay, bende bu düşünceyi daha da pekiştirdi. Bir sabah erken vakit, Külhan sokağındaki köpeklerin şiddetli havlamalarıyla alarma geçtim. Birine saldırıyor olmalıydılar. Uyarmak için pencereyi açıp seslendim. Yukardan biri bana, “bunlar bana saldırdı” diye seslendi. Zayıf bir sesti. Hacı Kâmil’in sesini tanıyamamıştım. “Kovala, kaçarlar” diye seslendim.

Aradan birkaç gün geçti. Daha da yukarlarda doğum yapan orman köpeklerinden birinin yavrularına su ve yiyecek götürdüm. Dönüşte, Hacı Kâmil’lerin evinin önünden geçtim. Bir de baktım, Hacı Kâmil ve hanımı Esma Hanım, kapılarının önünde bir şeylerle uğraşıyorlar. Hacı Kâmil, “geçen gün seninkiler bana saldırdı” dedi. O zaman kafama dank etti. “Sen miydin o saldırıya uğrayan?” dedim. “Bendim” dedi, “önce şaka yapıyorlar sandım. Sonra paçamdan yakaladı bir tanesi. O zaman dengemi kaybedip yere düştüm. Baldırımı kaldırıma çarptım.” Esma Teyze tamamladı onu: “Bütün baldırı mosmor olmuş.” “Vursaydın, kovalasaydın ya” dedim, Külhan sokağının köpekleri adına mahcup olmuş, “bir tekme sallasan kaçarlardı.” Hacı Kâmil, “yok yahu” dedi, “günahtır, köpeğe vurulur mu hiç?” Onun bu hoşgörüsü ve erdemi karşısında, söylediklerimden utanmıştım doğrusu. Dedim ya, onda köylülerle köpekler arasındaki yararcılık ilişkisinden çok daha üstte bir şeyler vardı. Kendisine saldıran köpeklere bile acıyor, “günahtır, vurulmaz” diyordu. Anlayacağınız, Hacı Kâmil, İsa kadar hoşgörülü bir insandı. Erdemini kendime örnek almam gereken bir insan.

Geçenlerde Ceren’le yürüyüşe çıkmıştık. Karşıdan Hacı Kâmil’le Esma Hanım geliyorlardı. Yine ayak üstü konuştuk. Bu sefer ve belki ilk kez köpeklerden başka şeyler de konuştuk. O zamana kadar adını bilmiyordum. “Adın neydi?” diye sordum. “Bana burada herkes Hacı der” dedi, “esas adım Kâmil ama bunu ben bile unuttum kullanmaya kullanmaya.” Sonra memleketlerimizi sordu. Ceren’in Dersimli olduğunu öğrenince gözleri parladı. “Biz de Dersim sürgünlerindeniz” dedi. Ben de memleketimin hesabını vermek gereğini duydum o arada. “Ben Ankaralıyım ama” dedim gülerek, “Cerenle evliliğim sayesinde sizlere karıştım.” O da güldü. “Senden bir şey olmaz” dedi, “sen bizim kızımıza kurban ol.” Sonra bir akşam onları ziyaret edeceğimize söz verdik. “Ne içersiniz?” diye sordu. Benim özel bir tercihim yoktu ama Ceren’i düşünerek “rakı” dedim. Önümüzdeki günlerde bir akşam onların evinde rakı içip sohbet etmek üzere sözleştik.

Hiçbir zaman gerçekleşemeyecek bir sözleşmeydi bu.

Bu sabah Ceren’i işe uğurladıktan bir saat sonra, eve yeni dönmüştüm ki, telefon çaldı. Ceren’di. Sesi bir tuhaftı. “Hacı amca var ya” dedi. Önce o şaşkınlıkla kimden söz ettiğini tam algılayamadım ama hemen ardından o insanla ilgili kötü bir haber geleceğini sezdim. “Dün ölmüş aniden, kalpten.” O zaman kafamda, “Hacı amca”yla “ölüm” birleşti. Keşke birleşmeseydi.

Öğleden sonra Okmeydanı’ndaki Cemevinde yolcu ettik Hacı Kâmil’i. Kınalıadalıların yanı sıra kendi köylüleri de önemli bir kalabalık oluşturuyordu. Bir köy cemaati topluluğuydu, kadınıyla erkeğiyle. Uzaktan oğullarını gördüm, başsağlığı dileklerini kabul eden. Hacı Kâmil 72 yaşında olduğuna göre onlar da ellilerinde olmalıydılar. Saçları ağarmıştı. Esma Hanımı göremedim. Cemevi’nin üst katında kadınlar ağıt yakıyorlardı. Oradaymış. Böyle zamanlarda ortalıklarda dolanmayı, ölenin yakınlarıyla karşılaşmayı pek sevmem nedense, eskiden beri.

Dönüş vapurunda Hacı Kâmil’i uğurlamaya gelen Kınalıadalılar vardı. Onlarla ortak bir köy cemaati duygusunu paylaştığımı hissettim. Hayatımda ilk kez bir yere ait olma duygusu mu? Tuhaf, bana yabancı ama yine de hoş bir duyguydu. Gelip geçti öylece.

Akşam eve gelir gelmez bir torbaya köpek maması doldurup Hacı Kâmil’in köpeklerine götürdüm. Çok gariptiler. Köşeden başlarını çıkartmış aşağıdaki yola bakınıyorlardı. Belli ki Hacı Kâmil’in yolunu gözlüyorlardı. Benim o olmadığımı anlayınca yolun yukarısına doğru kaçtılar. Mamayı evin kapısının önüne döküp arkama bakmadan uzaklaştım.

Şimdi gözüm bizim yukarıdaki Külhan Sokağında.

Külhan Sokağı’nın köpekleri bu gece her zamankinin tersine bir matem sessizliği içindeler.

Arka pencerenin önünde oturuyorum.

Hacı Kâmil, o her zamanki ağır, vakur ve hayata karşı cesur adımlarıyla birazdan geçecek, biliyorum.

 

Gün Zileli

20 Mart 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI