Mağlupların Tarihinden: Hacı Murat

Mağlupların Tarihinden:

 

Hacı Murat

 

L.N. Tolstoy, Hacı Murat, Çev: Zeki Baştımar, 2011, Yaba Yayınları

 

Bazı romanlar yeniden ve yeniden güncellik kazanırlar.

Tolstoy’un Hacı Murat romanını, yine Zeki Baştımar’ın çevirisiyle ama başka bir yayınevinin baskısından yıllar önce okumuştum. Aynı çeviriyi Yaba Yayınları yeniden basmış iki yıl önce. Çok da iyi yapmış. Yeniden okudum.

Hacı Murat, “Dağıstan ve Çeçeneli dağlılarının yirmi beş yıl (1834-1859) süren kurtuluş savaşlarının açıklı bir olayını” (Zeki Baştımar’ın Önsözü’nden) anlatmaktadır (bu arada, kendisini 90 yaşlarındayken tanıdığım büyükbabam Zileli Halil’in de küçük bir çocukken, Şeyh Şamil’in Ruslara yenilgisinden sonra Çerkeslerin Osmanlı’ya büyük göçü sırasında, 1870’li yıllarda ailesiyle birlikte geldiğini belirteyim).

Bu acıklı olayın merkezinde büyük Çeçen savaşçısı Hacı Murat vardır. Tolstoy, romanına bir kır gezintisiyle başlar. Bir bahar günü kırlarda, güzel çiçekler arasında dolaşırken bir dulavrat otu görüp kopartmaya heveslenir. Fakat dulavrat otu toprağa öylesine sıkıca yapışmıştır ve öyle güçlü bir gövdesi vardır ki, onu kopartabilmek için dakikalarca ter döker. Sonunda kopartır ama çiçek öylesine zedelenmiştir ki, işine yaramayacağını görüp bir kenara fırlatır. Bu olay, Tolstoy’u gerilere götürür, kısmen kendisinin de tanık olduğu bir olayı hatırlatır: Hacı Murat’ın Ruslara teslim oluşunu ve öldürülüşünü.

Hacı Murat, gerçekten gözüpek, çok cesur bir savaşçıdır. Bir keresinde, kendini teslim alanlardan, uçuruma atlayarak, bir mucize eseri sağ kurtulmuştur.

Ne var ki, Ruslara karşı başkaldıran dağlı halkın lideri Şeyh Şamil’in naibi olan Hacı Murat günün birinde Şeyh Şamil’le anlaşmazlığa düşer ve Rusların hizmetine girmeye karar verir. Kendine bağlı müritleriyle birlikte Ruslara teslim olur.

Hiç ummadıkları bir anda Hacı Murat gibi büyük ve belalı bir savaşçının kendilerine teslim olması karşısında Ruslar bir yandan çok sevinirler, fakat bir yandan da tereddüt içindedirler. İçlerinde, Hacı Murat’ın teslim oluyormuş gibi yapıp Rusların güçlü ve zayıf yanlarını tespit ettikten sonra yeniden Şeyh Şamil’in yanına döneceğini düşünenler az değildir. En azından bundan şüphelenmektedirler: “Hacı Murat’ın teslim oluşu, Şamil’e olan düşmanlığı üzerine anlattıklarının aldatma olduğu, onun sadece Rusların zayıf taraflarını görmek, gene dağlara kaçıp kuvvetleri bu zayıf yerlere yöneltmek için teslim olduğu yolunda bazı yüksek subayların taşıdığı düşünce Loris-Melikov’un aklına geldi.” (s. 107)  Ama bir yandan da Hacı Murat gibi birisini kullanarak Şeyh Şamil’e öldürücü darbeyi indirme planlarını geliştirmekten geri durmazlar: “Hacı Murat teslim oldu, şimdi Şamil’in de işi bitmiş demektir… Artık dikiş tutturamayacaklarını hissediyorlar.” (s. 85) Zaten, Hacı Murat’ı Şeyh Şamil’e karşı kullanmayı düşünenler aynı zamanda, geçmişte yok etme ve yıldırma politikasını uygulayanlardır: “eğer ta baştan majestelerinin planına göre hareket edilse; ağır ağır da olsa, derece derece ilerlense, ormanlar kesilse, stoklar yok edilseydi Kafkasya çoktan boyun eğmiş olurdu. Hacı Murat’ın teslim oluşunu ben ancak bunun bir sonucu kabul ederim, artık tutunamayacağını anladı.” (s. 134) Fakat taktiksel yaklaşımlara pek kafası basmayan bazıları, bu “caninin” ağırlanıyor olmasından son derece rahatsızdır: “Ne kadar insanın canına kıymıştır, mel’un! Şimdi bak onu nasıl ağırlayacaklar.” (s. 57) Sonuçta devlet taktik olarak iyi davransa da dağlı bir savaşçıya hiçbir zaman güvenmez ve inanmaz: “Vorontsov’un gözleri, Hacı Murat’ın söylediklerinden hiçbirine inanmadığını, onun bir Rus düşmanı olduğunu, her zaman da öyle kalacağını, şimdi ancak mecbur olduğu için boyun eğdiğini bildiğini söylüyorlardı.” (s. 90)

Hacı Murat, Ruslara teslim olmuştur ve her seferinde, teslim olduğu komutanlara “Çara hizmet etmek istediğini” belirtir ama dağlılara özgü o onurlu duruşundan da hiç ödün vermez. Onların önünde eğilmez. Zaten silahlarının kendilerinden alınmayacağı sözü verilmesi üzerine teslim olmuştur: “Hacı Murat’a esirlere yaptığımız muameleyi yaparsak, onun Şamil’e yüz çevirmesinin bütün iyi etkileri bizim için yok olur.” (s. 121) Komutanlarla eşit iki insan olarak konuşur. Sevdiklerine gereken saygıyı gösterir. Dağlı geleneklerine uygun olarak onlara ödüller verir. Fakat sevmediklerine hiç yüz vermez. Onun elindeyim, onunla iyi geçinmeliyim diye düşünmez. Dağlılarda onur kodları çok güçlüdür. Teslim oldukları zaman bile.

Öte yandan, çok tehlikeli bir oyunun içinde olan bu dağlı savaşçı teslim olduğu Ruslardan korkuyordu da: “Her şeyden korkuyordu: Onu yakalayıp zincire vurarak Rusya’ya sürebilir veya doğrudan doğruya öldürebilirlerdi, bunun için tetikte duruyordu.” (s. 62)

Hacı Murat’ın en büyük derdi, annesinin, karılarının ve yetişkin oğlunun, kısacası tüm ailesinin Şeyh Şamil’in elinde rehin olmasıdır: “Prens ailemi kurtarsın, onları esirlerle değişsin, o zaman ben ya ölürüm, ya Şamil’i yok ederim.” (s. 92) Şeyh Şamil, iyi bir savaşçı ve halk lideri olduğu kadar, acımasız ve kalleş birisidir de, doğal olarak. Zaten bu niteliklere sahip olmasa liderlik makamını koruyamazdı. “Kalleş” kelimesini bilerek kullandım. Hacı Murat’ın en büyük zaafının oğlu olduğunu bildiği için, oğlunun gözlerini oyup kör edeceği haberini bir şekilde Hacı Murat’a uçurur. Zaten, olayla doğrudan ilgisi olmayan masum insanları siyasi amaçlarla rehin tutmak kalleşliğin en büyüğü değil midir? Şeyh Şamil, bunu açıktan, hiçbir şeyi gizleyip saklamadan yapmaya çalışmış. Günümüzde bunu hukuki kisvelerin ardına saklayarak yapanlar yok mu?

Hacı Murat, Ruslardan ailesinin kurtarılmasını ister. Eğer kurtarırlarsa onlara hizmet edecektir, kurtarmazlarsa herhangi bir hizmet vermesi mümkün olmayacak, elleri kolları bağlı kalacaktır (bu noktada, Jan Valtin’in, Karanlığın Ötesinde /çev: G. Zileli, 2009, Kibele/ anlattıklarını hatırladım. Onun da karısı Firelei ve çocuğu Nazilerin elinde rehin bulunuyordu ve o da Komintern’den ailesini kurtarmalarını istemişti).

Hacı Murat her taraftan sıkışmıştır. Ailesi Şeyh Şamil’in elinde rehindir. Rusların ne yapacağı belli değildir. Rüzgâr her an tersine dönebilir ve Ruslar onu zindana atabilir veya öldürebilir. Onlara zerre kadar güveni yoktur. Ayrıca, ailesini kurtarmak için kıllarını kıpırdatmamaktadırlar. Diğer yandan, Hacı Murat’ın yeniden dağlıların saflarına dönme şansı kalmamıştır, artık o lekeli bir insandır: “Ve o, bir dağlı masalını, yakalanan, insanların yanında kalan, sonra kendi dağlarına, soydaşlarının yanına dönen şahinin masalını hatırladı. Şahin döndü ama ayağı bukağılıydı, bukağılarda çıngıraklar kalmıştı. Şahinler onu kabul etmediler. ‘Uç’ dediler, ‘bu gümüş çıngırakları sana nerede taktılarsa oraya git. Bizde çıngırak yok, bukağı yok. Şahin yurdundan ayrılmak istemedi, kaldı. Ama öbür şahinler onu kabul etmediler, gagalayıp parçaladılar.” (s. 187-188)

Sonunda kararını verdi. Ruslardan kaçıp yeniden dağlara çıkacak, kendi müritleriyle birlikte baskın yaparak ailesini kurtaracaktı. Müritlerine kararını açıkladı ve hazırlık yapmalarını istedi. Onlar Hacı Murat’a ölümüne bağlı insanlardı. Hemen silahları ve cephaneyi hazırlamaya giriştiler. Hacı Murat’ın, müritleriyle birlikte ama Kazak atlıların gözetimi altında atla gezmeye çıkmasına izin veriliyordu. Yine gezinti havasında yola çıktılar. Atlarını hızlandırınca Kazak nöbetçiler kuşkulandı ve Hacı Murat’a atını yavaşlatması ihtarında bulundu. Hacı Murat’ın cevabı Kazak’ı vurup atını mahmuzlamak oldu. Müritleri de diğer kazakları öldürüp Hacı Murat’ın peşinden yetiştiler.

Rus garnizonu haberi alınca bir anda harekete geçti ve yerli işbirlikçilerden oluşan milisler de seferber edilerek kaçakların peşine düştüler. Yağmurdan yumuşamış toprağı aşıp nehre ulaşamayan Hacı Murat ve adamları ormanda sıkışıp kaldı. Sabaha etrafları tamamen çevrilmişti. Teslim olmaları ihtarına ateş ederek karşılık verdiler. Sonuna kadar çarpıştılar ve sonunda hepsi öldürüldü. İşbirlikçi milislerin liderleri, Hacı Murat’ın kafasını kesip Rus komutanlara gönderdi.

Rus komutanın sevgilisi Mariya Dimitriyevna, Hacı Murat’ın kesik başını görünce şöyle söyledi:

“Hepiniz insan kasaplarısınız… Evet… İnsan kasapları.” (s. 202)

Hacı Murat, belki edebi bakımdan Tolstoy’un en iyi romanlarından biri değil ama büyük bir tarihi roman. Bize, yüz elli yıl sonra da, hile ve desisenin yürürlükte, insan kasaplarının işbaşında olduğunu bir kere daha gösteren bir roman.

 

Gün Zileli

12 Nisan 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI