Diyalektik…

Gündoğusu’nun Nisan 2013 sayısında yayımlanmak üzere yazılmıştır.

Doktrin hâline gelmedikçe, felsefe olarak diyalektik, hayatın birçok alanına ışık tutar, insana iyi bir bakış açısı kazandırır, olayları doğru bir şekilde yorumlamasını sağlar.
Diyalektiğin kazandırdığı en önemli bakış açılarından biri, her olumlu gelişmenin bazı olumsuz; her olumsuz gelişmenin bazı olumlu sonuçlar getireceğidir.
Yakın tarihten birçok örnek bulabiliriz.
27 Mayıs, Demokrat Parti diktatörlüğüne son vermesiyle olumlu bir gelişmeydi. Ama aynı zamanda bu ülkede askeri darbelerin yolunu açmış ve askerlerin iyice ayrıcalıklı bir kesim olarak toplumun tepesine oturmasına yol açmıştır.
12 Mart müdahalesi, halk açısından olumsuz bir gelişmeydi. Ama aynı zamanda halkın demokratik muhalefetinin büyümesine ve 1974’ten itibaren solun gelişmesine yol açmıştır.
1974 yılından itibaren solun gelişmesi olumlu bir gelişmeydi. Ama aynı zamanda bu gelişme ve büyüme, solun hızla bölünmesinde ve kaotik bir iç çatışma ortamına girmesinde önemli bir rol oynamıştır.
12 Eylül darbesi, halk açısından çok olumsuz bir gelişmeydi. Ama aynı zamanda bu darbe, sol içindeki örgütsel hegemonyaların yıkılmasında ve insanların daha özgürlükçü arayışlara girmesinde önemli bir etken olmuştur.
PKK’nın, 1970’lerden itibaren Türk ve Kürt örgütlerine terör uygulayarak bölgenin hâkim muhalif gücü haline gelmesi olumsuz bir gelişmeydi. Ama bu gelişme, aynı zamanda yoksul Kürt halk kitlelerinin özgürleşmesinde, kitle inisiyatifinin gelişmesinde tayin edici bir etki yapmıştır.
Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.

Bugünkü duruma bakacak olursak, aynı diyalektik bakışla geleceğe ilişkin bazı tespitlerde bulunabiliriz.
Bugünkü barış sürecinin olumlu olduğuna kuşku yoktur. Ulusalcıların ve MHP’lilerin gürültüleri bile aslında bu olumluluğu görmemize hizmet ediyor. Türk milliyetçileri ve ulusalcıları durumdan rahatsız. Yani öyle anlaşılıyor ki, onlar savaşın sürmesinden yanalar; onlara göre uzlaşma diye bir şey yok. Tek çözüm askerî “zafer”. Yani kan dökmeye devam etmek. Kuşkusuz, onlarla tartışacak bir şey yok. Barış isteyen milyonlara ters düşmüş ve ilerleyen barış süreci tarafından bir kenara itilmişlerdir. Oyun dışı kalmış mızıkçı çocuklara benziyorlar.
Bununla birlikte, barış sürecinin ardından ortaya çıkması muhtemel olumsuz bazı sonuçlara da şimdiden hazır olmak gerekir.
Bu muhtemel iki olumsuz sonuçtan birincisi, Kürt hareketinin uzlaşmacı bir burjuva muhalefetine dönüşmesi ve hatta giderek AKP diktatörlüğünün bir bileşeni hâline gelmesidir.
İkinci muhtemel olumsuz sonuç ise, İslamiyet üzerinden bir AKP-Kürt hareketi ittifakının kurulması ve böylece başta Aleviler olmak üzere Müslüman olmayan diğer halkların, bu yeni devletsel ittifak tarafından kendilerini dışlanmış hissetmeleridir ki, bugünden bunun belirtilerini gözlemlemek mümkündür.
Bu iki olumsuz ihtimali biraz açalım.
Silahların bırakılması iyi bir şeydir elbette. Silahları bırakan Kürt hareketinin bundan böyle daha yoğun bir siyasal mücadele vereceği anlaşılıyor. Buna da peşinen olumsuz bir şey olarak bakılamaz. Ne var ki, silahlı mücadele en altlardan gelen plebyen bir hareketi doğurmuştu. Normal koşullarda kendilerini ortaya koymak, ifade etmek için hiçbir olanağa sahip olmayan yoksul Kürt köylüleri, bizzat kendi önderlikleri tarafından kırılarak da olsa, silahlı mücadele sayesinde önemli bir inisiyatif kazanmışlardı. Yoksul Kürt kadınları da öyle. Ama eğer bundan sonra siyasi mücadele ön plana çıkacaksa, bu, yoksul köylülerin ve kadınların geri plana itilmesi ve Kürt burjuvalarının ön plana geçmesi olarak da okunabilir. Siyasi mücadele, parası olanın düdüğü çalmasından başka bir anlama gelmez. Yani öyle görünüyor ki, “alavere dalave”den başka bir şey olmayan parlamentoya girme mücadelesinde, “Kürt Memed nöbete” gönderilecek, Ensarioğlu’lar ise dümenin başına geçecektir.
Alevilerin ve Müslüman olmayan halkların, İslami Türk-Kürt ittifakı tarafından dışlanmaları da yabana atılacak bir ihtimal değildir. “İslam kardeşliği”, Alevileri ve Müslüman olmayan halkları kapsamadığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinde zaten var olan Sünni-İslam hâkimiyetini iyice yoğunlaştıracaktır ki, bu da, hele AKP diktatörlüğü altında, son derece sakıncalı sonuçlar doğurabilecektir.

Eğer bu ihtimallerin gerçekliği söz konusuysa, bugünden yapabileceğimiz iki şey vardır:
Birincisi, ulusalcı-milliyetçi cephenin de, AKP iktidarı cephesinin de dışında, devrimci bir mihrakı oluşturup ayakta tutmak;
İkincisi, Kürt plebyen hareketinin unsurlarını, yakın gelecekte kendini net bir şekilde ortaya koyacağını hepimizin göreceği uzlaşmacı Kürt burjuva muhalefetine karşı uyarmak; İslami cepheden tedirgin olan Alevi kitlelerini, bir yandan ulusalcı muhalefete kaymamaları ve barış sürecine karşı bir tutum almamaları konusunda uyarmak ve her iki kesimi de devrimci cephede el ele vermeye çağırmak.
Kürt ve Alevi yoksul kitlelerini, omuz omuza verecekleri bir sınıf mücadelesi dönemi bekliyor.

Gün Zileli
22 Mart 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI