Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik…

Bu yazı, Birgün gazetesinin 24 Mart 2013 Pazar eki için, gazete sorumlularından gelen yazı talebi üzerine yazılmış, fakat gazetenin bugünkü Pazar ekinde, herhangi bir gerekçe gösterilmeden yayımlanmamıştır.

Birgün Gazetesi sorumlusu Barış İnce’den yazıyı siteye eklememden ve yukarıdaki nottan sonra gelen açıklama şöyledir:

“Hocam selamlar
haftalardır sizinle herhangi bir problem yaşamadık biliyorsunuz, bu hafta editör arkadaşlar sizinki gibi 3 yazıyı atlamış, haftaya konacakları bu hafta koymuş, sizinkini haftaya konacak gibi anlamış. Ben de yeni fark ettim. Özür dilerim.”

 

Yazı, yukarıda bana bildirildiğinin tersine, 31 Mart 2013 tarihli Birgün Pazar Eki’nde yayımlanmamıştır. G.Z.

 

Gençler hatırlamazlar ya da sadece kitaplardan duymuşlardır. 1960’ların solda en yaygın kullanılan sloganı buydu. Milli Demokratik Devrimcilerin yaygınlaştırdıkları bir slogandı. Milli demokratik devrim aşamasını ifade ediyordu. Türkiye, tam bağımsız ve gerçekten demokratik olduğu gün, milli demokratik devrim aşaması da gerçekleşmiş olacaktı. Bu sloganın içeriğine daha derinlemesine bakıldığında, tam bağımsızlıkla kastedilenin emperyalizmin her türlü siyasi ve ekonomik tahakkümünden kurtulmak; gerçekten demokratikle de ülkenin her türlü feodal ve yarı-feodal ilişkilerden arındırılması isteği açıkça görülür. Tabii, bugün baktığımız zaman, kapitalist bir dünya sisteminin hâkimiyetinin sürdüğü koşullarda bir ülkenin nasıl “tam bağımsız” olacağı bir yana, “gerçekten demokratik” olmanın içeriğinin feodalizmden arındırılmaya indirgenmesinin riskleri de açık seçik görülebilir. Kısacası, bu slogan, ileri sürüldüğü dönemde belli ölçüde işlevsel olmuşsa da, bugün artık bu işlevselliği bile kalmamıştır ve dolayısıyla tarihin müzesine kaldırılmıştır. Bugün, belki birkaç sol kalıntısı ulusalcı mihrakın dışında sol bile bu sloganı kullanmaya pek gönüllü değildir.

İşte ben bu yazıda, tarihi işlevini tamamlamış bu sloganı müzeden çıkarıp, tamamen farklı bir içerikle yeniden ortaya sürmeyi deneyeceğim.

Bugün devrimci mücadelenin, tam bağımsız ve gerçekten demokratik olmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Bugünkü politik ve toplumsal saflaşmada tam bağımsız ve gerçekten demokratik olmazsak, ya ulusalcı Türk burjuva muhalefetinin ya da hızla AKP saflarına kaymakta olan Kürt burjuva muhalefetinin yanına düşeriz ki, bu da ezilen sınıf ve halkların temel çıkarlarından kopmak ve devrime ilelebet elveda demek anlamına gelecektir.

Tam bağımsız olmalıyız ki, ulusalcı Türk burjuva muhalefetinin bugünkü “barış sürecini” hedef alan azgın Kürt düşmanlığından kendimizi ayıralım ve tüm risklerine rağmen, aynı zamanda tam bağımsızlığımızı koruyarak, bugünkü barış imkânına omuz verebilelim.

Tam bağımsız ve aynı zamanda gerçekten demokratik olalım ki, barış imkânına omuz verirken, Kürt burjuva muhalefetinin, AKP iktidarıyla, yakın gelecekteki pek muhtemel işbirliğiyle aynı safa düşmeyelim; bağımsızlığımızı koruyalım ve gerçekten demokratik bir tutumda ısrar edelim ki, Kürt muhalefetinin bugün yapmakta olduğu gibi, AKP’nin Kürtlere uzattığı yemlere aldanarak, AKP’nin örgütlediği siyasi davaların haksızlıkları karşısında sessiz kalmayalım.

Kısacası, devrimci güçler bugün bıçak sırtındadır. Ulusalcılarla mücadele ederken, bugün kurulmakta olan AKP-Kürt muhalefeti ittifakının yanına düşme tehlikesi vardır. Öte yandan, AKP ile ve Kürt muhalefetinin yarım özgürlükçülüğü ile mücadele ederken, ulusalcılarla aynı safa düşme tehlikesi vardır.

 

Bugün yapılması gereken, her iki kesimden de tam bağımsız bir pozisyonda mevzilenmek ve AKP iktidarının ilerlemekte olduğu direktuvar diktatörlüğü yolunun önünde güçlü bir demokratik halk barikatı oluşturmaktır. Elbette tam bağımsızlık yanlış anlaşılmamalı, sekterlik şeklinde yorumlanmamalıdır. Ulusalcı Türk burjuva muhalefetinden ve uzlaşmacı Kürt burjuva muhalefetinden bağımsız olmak, bu iki mihrakın etkisi altındaki insanlarla bağlantımızı kesmek olarak anlaşılmamalıdır. Ulusalcılıktan etkilenen insanlara, Kürt halkının haklarının ve gerçek bir barışın ne kadar önemli olduğunu; Kürt burjuva muhalefetinin etkisi altındaki insanlara, AKP’nin yürüttüğü siyasi davalara karşı çıkmanın ve direktuvar yönetiminin önünde bir set oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmak zorundayız. Bugün, bir kısım devrimci, anti-emperyalist güdülerinin etkisiyle ulusalcı odağın yanına; bir kısım devrimci ise, yakın zamana kadar devletle çatışma halinde olduğu için Kürt muhalefetinin yanına savrulmuşlardır. Her iki kesimdeki devrimci arkadaşlarımıza da el uzatarak, onları tam bağımsız, gerçekten demokratik bir devrimci odağın etrafında toplanmaya çağırmalıyız. Kürtlerin gerçek kurtuluşunun da, gerçek bir barışın da, gerçek bir anti-kapitalist ve dolayısıyla anti-emperyalist devrimin de yolu buradan geçmektedir.

Çok mu zor?

Eh, devrimciliğin zor zenaat olduğunu yıllardır, her fırsatta söyleyip duran bizler değil miyiz?

 

Gün Zileli

19 Mart 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI