“İhtiyati Tutuklama”, Öyle mi?..

 

Türkiye’de “liberal” olarak nitelendirdiğimiz kesimin gerçekte liberalizmin bilinen temel ilkelerine hiç de bağlı olmadıklarını daha önceki birkaç yazımda belirtmiştim diye hatırlıyorum.

Bu akşam, bunun bir yenisine daha tanık oldum.

Savcı, Ergenekon davasının sanıklarıyla ilgili mütalaasını sunmuş ve sanıklar hakkında istediği ağır cezaları bildirmiş. Olur a, savcıdır, yapar. Benim esas üzerinde durmak istediğim, bu mütalaa üzerine yapılan yorumlar. Daha doğrusu bu yazıda sadece, çok tipik bulduğum bir yorum üzerinde duracağım: Oral Çalışlar’ın yorumu.

CNN Türk’te, Cüneyt Özdemir’in programına telefonla bağlanan, Taraf Gazetesi Genel Yayın Müdürü Oral çalışlar, şu yorumu yaptı (mealen yazıyorum):

Eğer bu Ergenekon yargılamaları olmasaydı, sivil hükümet bugünkü barış sürecini yürütemezdi. Çünkü o zaman askerler barış sürecine engel olurlardı.

O zaman şunu mu anlamamız gerekiyor:

Ergenekon davasının bir amacı da barış sürecinin engellenmesini önlemekti. Bu durumda, barış isteyenlerin, savcının istediği ağır cezalara karşı çıkmaları doğru olmaz. Çünkü bu sanıklar eğer bu ağır cezaları almayıp beraat ederlerse barış sürecini engelleyebilirler. Ya da daha insaflı bir yorumla şöyle söyleyelim: Ergenekon yargılamaları iyi olmuştur. Böylece barış sürecini engelleme ihtimali olanlar içeri atılmış ve bugünkü barış sürecinin yolu açılmıştır.

Bu yorumun doğru olup olmadığı tartışmasına hiç girmeyeceğim. Sadece, aslında temelden kuşku duyduğum hukuk ilkeleri açısından, yani liberal bakış açısından tartışacağım konuyu.

Oral Çalışlar’ın sözleri, hukukun siyasete tabi olduğunun açıkça itirafı değil midir? Yani söylenen, aslında, bu davanın siyasi amaçlı bir dava olduğu değil midir? Sanıkların gerçekten “suç” işlemeleri değilmiş meğer önemli olan. Sanıkların, sivil hükümetin bir takım girişimlerine (örneğin “barış sürecini başlatma” girişimlerine) engel olmakmış.

Peki o zaman nerede kaldı hukuk? Bunun, Nazilerin, “ihtiyati tutuklama” dedikleri şeyden ne farkı vardır? Naziler, aslında hukuken hiçbir tutuklama gerekçesi bulamadıkları insanları, böyle uyduruk bir Nazi yasasıyla yıllarca içeride tutmuşlardır. Ya da Bolşevikler; ayaklanan Kronstadt bahriyelilerinin ailelerini rehin alarak Kronstadtlıları ayaklanmadan vazgeçirmeye çalışmışlardır. Ya da Stalin; tutuklanan insanların çoluk çocuklarını, akrabalarını, potansiyel “halk düşmanı” olarak görüp çalışma kamplarına sevk etmiştir.

Şimdi de kalkmış Oral Çalışlar, bizi, “eğer bu insanlar tutuklu olmasaydı barış süreci yürümezdi” diye ikna etmeye çalışıyor. Oral Çalışlar’ın temeldeki mantığı, Nazilerle, Bolşeviklerle, Stalin’le aynıdır: Muhtemel “suçları” önlemek için potansiyel “suçluları” içeri kapatmak.

Gerçek bir liberal, her şeyden önce bu mantığa, bir insanın şu ya da bu siyasi nedenle, şu ya da bu toplumsal ya da siyasal “yarar” gerekçesiyle kapatılmasına temelden karşı çıkar.

Dolayısıyla, Oral Çalışlar hakkındaki “liberal” ya da “liberal sol” nitelemesini geri almayı öneriyorum. Bunun yerine, iktidar yanlısı totaliter zihniyet demek gerçeğe daha uygundur. Bugünkü koşullarda, eğer hâlâ varsalar, gerçek liberaller, demokratik halk direnişinin dostudur.

Kürtlerin siyasi liderlerinin, hukuki haksızlıklara karşı ne ölçüde tutarlı bir karşı koyuş sergileyeceklerini ise önümüzdeki günlerde gözleyeceğiz.

Ergenekon yargılamaları rezaletine karşı mı çıkacaklar, yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mı diyecekler? Özgürlükçülükte tutarlı mı davranacaklar, yoksa “ama ulusalcılar da Kürt düşmanlığı yapıyor” diyerek (ki bunu söylerken haklıdırlar) göz göre göre yapılan haksızlığa bir güzel sırt mı dayayacaklar?

Yaşayıp göreceğiz.

 

Gün Zileli

18 Mart 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI