İbrahim Özkurt/Chavez’in HDK’ye Önerisi!

Yalansız Sitesinden alınmıştır.
15 Mart 2013

İki cümlesi Chavez’i anlamak isteyenler için yeter de artar bile. Birincisi: Chavez Venezüella solunun birleşmesi projesini yürütürken “YENİ PARTİ ESKİ ÜYELERİN BİR TOPLAMI OLAMAZ; BU SAHTEKÂRLIK OLUR” der.

 

İkincisi: TÜM İKTİDAR KOMÜNAL KONSEYLERİN, KOOPERATİFLERİN, GİDEREK TOPLUMSAL MÜLKİYET BİRİMLERİ HALİNE GELMELERİ VE DOĞRUDAN DOĞRUYA KOMÜNAL İHTİYAÇLAR UYARINCA ÜRETMELERİ İÇİN ( buraya dikkat ) KILAVUZLUK ETMEK GEREKİR” der. Yani partiye kılavuzluk misyonu yüklüyor.

Chavez’in birinci sözünü, Türkiye solunun birlik serüveni ile karşılaştırmakta fayda var. 1992 yılında kurulan Sosyalist Birlik Partisi, eski grupların ve bağımsız üyelerin toplamıyla oluşturulmuştu. Kendisini bağımsız olarak ifade edenler daha demokratik bir yapılanmayı gerekli görürken, gruplar yönetimlerde kimlerin kaçar kişi ile temsil edileceği pazarlıklarını yürütüyordu. BSP ve ÖDP süreçlerinde de aynı pazarlıklar daha da kapsamlı yürütüldü. Klasik partilerde en çok 30 kişiden oluşan Genel Yönetim Kurulları, sırayla 30—40 ve ÖDP de ise Parti Meclisi adı altında 100 kişiye çıkarıldı.

İktidar hastalığı solu iflah olmaz derecede sarıp sarmalamış olmalı ki aradan 21 yıl geçmesine karşın, hastalıktan arınmak mümkün olmadı. Şu an ÖDP ve ayrılanların kurduğu partilerin üye mevcutları ÖDP kuruluşuna omuz veren insanların sayısından daha az.

Chavez’in ikinci önemli sözü, reel sosyalizmin neden çöktüğünün de yanıtını içeriyor. Bilindiği gibi Ekim devrimi öncesi Bolşevikler “İktidar Sovyetlere” demiş olmalarına karşın, iktidarı Sovyetlere bırakmaz ya da bırakamazlar. Parti, işçi sınıfı adına iktidara gelir ama iktidarı (devleti) sönümlendirmek yerine daha da güçlendirmek zorunda kalır ve süreç Stalin dönemiyle doruğa ulaşır. Chavez ise parti iktidarını konseylerin ve komünlerin üstlenmesi için araç olarak görür. Yaşanan süreçte de bunu gösterir. Ne var ki Chavez kritik bir dönemeçte yaşama veda eder. Dilerim, partinin yeni yöneticileri Chavez’i anlar ve iktidarı kendi tekeline alarak “21. Yüzyıl sosyalizminin” de çöküşüne tanık olmayız. Zira başarı ya da başarısızlık parti ile komün ve konseylerin arasındaki iktidar dengesinde yatıyor. Parti, iktidarını komün ve konseylerin lehine sönümlendirebildiği takdirde, giderek devletin de sönümlenmesi gerçekleşir ve Marks’ın önerisi ve ön görüsü işte o zaman gerçekleşebilir diye düşünüyorum.

YENİDEN TÜRKİYE’YE DÖNERSEK;

Kürt özgürlük mücadelesi alıp başını giderken; Türk solu ‘bekle gör’ politikası izliyor. 12 eylul öncesi sol fraksiyonların bir kaçı hariç hemen hepsi kendi partilerini kurmuş durumda. Bir kısmı ise ikili oynuyor. Üçlü oynayanlar da var. Herkes biliyor ama ben bir kez daha anımsatmak istiyorum. Levent Tüzel bir partinin genel başkanı iken BDP saflarında milletvekili ve bildiğimiz kadarıyla yıllardır uyumlu şekilde çalışıyor. Ama bir yandan da kendi partisinin mevcudiyetini savunuyor. Diğer yandan Halkların Demokratik Kongresinin de kurucusu. Bu yetmiyor Halkların Demokratik Partisinin de kurucusu. (Belki de sadece üyesi. Kesin bilmiyorum.) Ertuğrul Kürkçü aynı işlevi yürütürken bir yandan da yeni parti kurmaya çalışıyor. Kürtler benzer durumlar için Ape Musa’ya başvurur ve cevabını da alırlar. Ben Chavez’e sordum bu durumu. Chavez “bunları Küba’ya gönderin eminim orada tedavi olabilirler. Olamayanları benim ülkeme gönderip bir yıl kadar komünlerde çalıştırın” dedi. Doğrudan komünlere gönderip üç yıl çalışsalar daha iyi olmaz mı? Dediğimde ise. “O kadarına karışmam ama gönderirseniz de aynı komüne iki kişi göndermeyin” diyerek uzaklaştı.

Uzatmayayım, yaşadığımız coğrafyada Kürt özgürlük mücadelesi alışılmışlığın dışında bir mücadele yürütüyor ve DEMOKRATİK ÖZERKLİK adı altında sadece ulusal değil bölgesel bir proje de geliştirdi. Kürtlerin dışında söz konusu proje yeterince tartışılmadı bile. Bu proje Adem-i merkeziyetçi yerel yönetimleri, özgür komünlere ve konseylere dayalı demokratik özerkliği savunuyor. Kürtler, Fırat’ın doğusundaki Demokratik Toplum Kongresi (DTK) şeklindeki örgütlenmenin Fırat’ın batısında da yaşam bulması için Halkların Demokratik Kongresi projesini geliştirmiş olmasına karşın yukarıda da değindiğim gibi Türk solu parti iktidarı denen klasik anlayışı aşamadığı için söz konusu projeyi içselleştiremedi. Bu nedenle BDP bir yandan DTK, diğer yandan HDK ve HDP projeleri içinde boğulmuş durumda. Kandil’i ve İmralı’yı da sayarsak ‘helal olsun’ size demekten kendimi alamıyorum.

Kısacası Türkiye’de sol siyaset kör düğüm olmuş vaziyette. Bu düğümü çözmek için mevcut tüm siyasi yapılar kendilerini sonlandırarak Demokratik Toplum Kongresi tarz örgütlenmeyi, üzerinde yaşadığımız toprakların her köşesine taşımalı ve Halkların Demokratik Partisinde bir araya gelmeli diye düşünüyor ve öneriyorum.

Günümüzün hareket halindeki toplumsal dinamiklerini bir birlerinden bağımsız işçi mücadeleleri, nükleere karşı direnenler, hes’lere karşı direnenler, madencilere ve taş ocağı işleticilerine karşı direnenler, 2 B’ye karşı direnenler, kadınların direnişleri ve gençliğin direnişleri olarak özetlemek mümkün. Gençler ve kısmen kadınlar dışında hiçbir sol parti direnişçilerin içinde değil. Üstelik söz konusu direnişçiler sol partilerden rahatsızlar. Direnişçileri ziyaret eden sol partilerin, direnişçilerden taraftar kazanmaktan öte bir amaçlarının olmadığını düşünüyor direnişçiler.

Oysa ki Halkların Demokratik Partisinde BDP dahil tüm sol birleşse, mevcut direnişleri yönetmeğe yeltenmeksizin direnişlerin koordinasyonunu ve ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir işlev üstlense diyorum…. Bunlarla yetinmese yeni mücadele alanlarının açılmasına; Örneğin emeklilerin örgütlenmesi için çabalasa, üretim ve tüketim kooperatiflerinin kurulmasında işlev üstlense, yaşam ve çalışma alanlarında özgün örgütlülüklerin yaratılmasında çaba harcasa, yerel yönetimlerin Adem-i merkeziyetçiliği için projeler hazırlayarak yerelleri harekete geçirmek için çabalasa ve kentsel dönüşüm projesine karşı ekolojik yaşam alanlarını önerse ve projeleştirse, vs. vs.

Sormak istiyorum. Halkın doğrudan iktidarı sizi hiç ilgilendirmiyor mu?

Üstelik Kürt sorunu çözülmeden bu topraklara ne demokrasi gelir ve ne de sosyalizm. Yaşatılanlar bir gün halkın canına tak deyip bir devrim gerçekleşse dahi, söz konusu örgütlenmeyi başaramayan bir halkın, Tunus ve Mısır’da ki gibi bir parti başa geçerek canına ot tıkar.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI