Ahmet Kaplan/İki Diktatörlük Altında-Bir Soğuk Savaş Propaganda Klasiği

Yazı, “Yolcular Devrim Yolunda” adlı mail grubundan alınmıştır. Yazıdaki, çok sayıda imla hatası, elbette yazarın kendisine aittir. G.Z. 

 

Soğuk savaş yıllarında  Kültürel  NATO tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılan desenformasyon ve propaganda kitapları Gün Zileli tarafından son yıllarda ardı ardına çevriliyor. En son yayınlanan çevirisi ise Margaret Buber Neuman’a ait olan İki Diktatörlük altında’ adlı kitap. Bu kitap bir soğuk savaş klasiği  olmasına rağmen, sol çevrelerde kitaba yönelik eleştirel bir tepki yok. Dahası Birgün ve Yurt gibi sol gazetelerde kitap hakkında olumlu tanıtım yazıları yayınlanmış durumda. Emperyalist devletlerin ve NATO nun SSCB hakkındaki tezleri, yani SSCB nin bir ‘’kötülükler imparatorluğu’’ olduğu, Stalin’in ise bu kötülükler imparatorluğunu yöneten bir ‘’şeytan’’ olduğu solun bilinçaltına da işlemiş durumda. Bu noktada SSCB ve geçmiş sosyalizm deneylerinin ve sosyalist liderlerin şeytanlaştırılması sol tarafından geniş oranda sosyalizme yönelik eleştiriler olarak algılanıyor, bu şeytanlaştırmalar solda geniş destek görüyor.  NATO ve emperyalist kampın propaganda tezlerinin solda bu kadar yaygın olması, hem sol liberal tezlerin solda hızla güçlenmesine sebeb oluyor, hem de geçmiş sosyalizm deneylerinin marksist ve devrimci bir elestirisini  olanaksız kılıyor.

Yazıya devam etmeden önce bir konuyu vurgulamakta fayda var. Bolşevik Devriminden 1970lerin sonuna kadar, sosyalistlerin emperyalistler üzerinde bir ideolojik hegemonyası söz konusu idi. Yani emperyalistler hiç bir zaman şimdi olduğu gibi açıktan  sosyalizmi ve sosyalist ülkeleri kapitalizmin bakış açısından eleştiremiyordu.  Sosyalist ve emperyalist ülkelerin insan hakları sicillerinin, sosyal ve ekonomik hakların ( eğitim, sağlık ve çalışma hakkından oy hakkına kadar) karşılaştırılması ise sosyalist ülkelerin prestijinin artmasına sebep oluyordu. Bu yüzden sosyalist ülkelerin kapitalist bir eleştirisinin başarılı olma şansı yoktu. Bu noktada,  1940 ların sonunda kurulan kültürel NATO sosyalist ülkelere karşı propaganda savaşında soldan kapitalizme dönmüş kişileri, yani bir nevi itirafçıları kullandı. Bunlar sosyalist ülkeleri ve sosyalizmi ‘’soldan’’ eleştirdiler. Margaret Buber-Neuman bu kişilerden birisidir.

 

Kitabın gazetelerde ve internet basınında çıkan tanıtım yazılarında vurgu sürekli olarak Buber-Neuman’ın ne kadar inançlı bir komünist olduğuna yapılmış. Yani  bize Alman Faşizmi ile SSCB yi eşitleyen bu kitabın, SSCB ye  ‘’soldan’’ bir eleştiri olduğu söyleniyor. Yazar biz okuyuculara, ‘’Kendini bütün kalbiyle komünizm davasına adayan Alman Komünist Partisi üyesi Margarette Buber-Neumann’’ ya da   ‘’Margarete Buber-Neumann, Alman Komünist Partisi (KDP) üyesi, inançlı ve çalışkan bir komünist. Sovyetler Birliği’ne sarsılmaz bir inançla bağlı bir devrimci’’ gibi ifadelerle tanıtılıyor. Ama kitabı okuyunca, daha sonra bir sürü faili meçhul cinayete bulaşan PKK itirafçiları ne kadar PKK li iseler, Buber-Neumann’ın da o kadar marksist olduğunu görüyoruz. Aslında tanıtım yazısını yazanlar Buber-Neumann’ın kendi yazdıklarını bile okumamışlar. Kitap baştan sonra yazarın sosyalistlerden ve ruslardan ne kadar nefret ettiği üzerine şekillenmiş. Öyleki nazi kampında bir yönetici-mahkum olarak salıverildikten sonra yolda kendilerini misafir eden bir ailede marksist kitapları görünce öfkeden delirir. Bunlara rağmen hala komunistliğine vurgu yapılıyor. Neuman’ın gençliğindeki düşüncelerinin ne olduğunu bilmiyoruz ama bu kitabi yazdığında artık bir komunizm ve sosyalizm düşmanı olduğu kesindir. Daha sonra bir çok nazi parti üyesi gibi savaş sonrası sağcı Alman Hristiyan Demokrat Partisine katılır.

Yazar, sovyet ve nazi kamplarında toplam 7 sene kadar kalıyor. Bunun yaklaşık olarak iki yılını sovyet çalışma kamplarında çalışarak geçiren yazar, daha sonra Almanya’ya sınırdışı edilir.  Yazar alman köle kamplarında bir mahkum olarak beş sene daha geçirir. Ama mahkumiyetini  bitirdiğinde artık sadece bir mahkum değildir. Hangi mahkumların gaz odalarına gideceğine karar veren blok sorumlularından birisidir ve bir çeşit mahkum-yöneticidir. Öyleki cezaevi kariyerinin bir noktasında Johanna Langefeld adlı  kamp müdürlerinden birisinin baş yardımcısıdır. Langefeld öyle sıradan bir insan değildir. Langefeld Ravenbruck nazi cezaevi kampının kadın müdürüdür ve tutukluları gaz odalarında öldürme projesinin ilk sorumlularından birisidir. Action 14f13 adı ile bilinen bu projede hasta sakat ve çalışamayacak kadar yaşlı hastalar seçilip öldürülüyorlardı. Bu projedeki başarısı nedeni ile Langefeld 1942 de Autswich kampına kadın yönetici olarak atanır ve  oradaki gaz odalarını kurma projesinde görevlendirilir. Yani Autswich kampındaki gaz odalarını kuranlardan birisidir.  Nazi konsantrasyon kamplarındaki müdürler ve komutanlar arasında ki kişisel çekişmelerde kendisi doğrudan Heinrich Himmler’ın koruması altındadır. Daha sonra tekrar Ravensbruck’e geri gönderilir. Buber-Neuman onun mahkum yardımcısıdır. Langefeld  120 bin kadın mahkumdan 90-100 bininin öldüğü ya da gaz odalarında katledildiği bir dönemde cezaevinin kadın müdürüdür. Onbinlerce kadın  Langefeld ve yardımcılarının yaptığı listelerle gaz odalarını boylayıp öldürülürler.

Buber Neumann anılarında kampta ki pozisyonunu saklayamaz. Anılar kamptan ayrıldıktan bir kaç yıl sonra yazılmıştır. Kamplardan az da olsa sağ kurtulanların olduğu bir ortamda herşeyi reddetmek mümkün değildir. Bu yüzden  Margaret Buber-Neumann anılarında almanlar tarafından kampa konur konmaz bir hafta içinde hemen bölüm sorumlusu yapıldığını ayrıcalıklı bir konuma getirildiğini kabul eder. Daha sonra da kariyer basmaklarını hızla çıkarak önce Blok sorumlusu ve sonra da Langefeld’in yardımcısı konumuna geldiğini yazar. Yine Neumann kendisininin insanları gaz odasına gönderme yetki ve sorumluluğu olduğunu kabul eder. Ama bu süre zarfında Buber Neuman bir kişiyi bile gaz odalarına göndermediğini iddia eder. Herkesi korumuştur, sadece kendisi değil amiri olan Langefeld’de aslında iyi bir kadındır ve elinden geldiği kadar mahkumları korumuştur. Nasıl korumuşlarsa, bunların döneminde 90 bin kadar mahkum kampta ya zor koşullar nedeni ile ölmüş ya da öldürülmüşlerdir. Bir de korumasalardı ne olucaktı insan düşünmek bile istemiyor.

Aslında korudukları yok, Buber Neuman kamptaki ölüm makinasının bir parçasıdır artık. Ne zaman komunist olduğunu bilmiyoruz ama Buber Neumann nazi kamplarında artık bir nazidir. Bu yüzden savaş sonrası yazdığı kitabinda sayfalarca Langfeld övülür. Onun ne kadar suçsuz olduğu gösterilmek istenir. Aslında koruma iki yanlı. Kızıl Ordu Kampa çok yaklaşınca kamp idaresi bunları salıverir. Diğer mahkumlar dururken bunların salınması açık. Kamp idaresi kendileri ile işbirliği yapan kamp görevlilerinin Kızıl Ordu tarafından tutuklanmasını engellemek istemiş olmalı. Savaştan Buber gibi nazilerle işbirliği yapan kamptaki katliamların parçası olan bir çok  mahkum katliamlarda ki rolleri nedeni ile savaş sonrası mahkemelerde yargılandılar ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırıldılar. Buber’in  Langefeld’i savunması onlardan biri olmasından kaynaklanıyor. Langefeld kamptaki rolünden dolayı aranmasına rağmen bir türlü bulunamaz ve kızkardeşinin evinde 1974 yılında huzur içinde ölür. Evinde huzur içinde ölen madımak katliamı sanıklarını hatırlıyor musunuz? Halbuki Langfeld’den daha alt görevlerde bulunan ve Langfeld’in emrinde olan bir çok alt düzeyde görevli kamplardaki rollerinden dolayı savaş sonrası idam edilmiştir.

Ama Langfeld’in nasıl huzur içinde öldüğünü anlamak için Buber’in kitabına ve anlattıklarına biraz daha derinden bakmak gerekli. Buber-Neumann Moskova da Lux hotelde kaldıkları sırada sovyet polisinin bir paranoya içinde herkesi sırası ile tutukladıklarını iddia eder. Kendisi ve kocası da bu paranoya sırasında hiç bir şey yapmadıkları halde tutuklanmıştır. Kocası casus olduğu gerekçesi ile idam edilmiştir. Ama yeni arşiv çalışmaları sonucu biz biliyoruz ki Luks oteldekileri ihber edenlerden birisi de bizzat Margaret Neuman ve eşidir. Otelde kalan arkadaslarını casus diye polise şikayet etmişlerdir. Bize bu bilgiyi kitabın ingilizce baskısına önsüz yazan Nikolaus Wachsman vermektedir. Dimitrov anılarında kocası hakkında yozlaşmiş birisi diye bahseder. Kendi arkadaşlarını polise şikayet edecek kadar yozlaştığı kesin. Ama bunu niye yaparlar? Bunu ise  bir başka Gün Zileli çevirisinden, Eugeny Ginzburg’un anılarından öğreniyoruz. Ginzburg Kazan’da tutuklu iken muhalefetin soruşturmaları zorlaştırmak için suçsuz oldukları halde bir sürü insanı  suç ortağı olarak polise verdiklerini söylüyor.  Gerçekten de bu tür insanların asılsız ihbarları sonucu tutuklanan bir milyondan fazla  tutuklu 1939 yılında suçsuz bulunarak mahkemeler tarafından serbest bırakılmıştı. Öyle görünüyor ki bu politika o dönemde  muhalefet tarafından etkili olarak kullanılmış.  Anlaşıldığı kadarı ile Margaret Neuman ve kocası da aynı politika paralelinde hareket etmişler. Ancak kocası daha sonra tutuklanır, üzerine atılı suçlamaları kabul eder ve suçlu bulunarak idam edilir. Bu bilgiyi de yine özsözden öğreniyoruz. Margaret Neumann da tutuklandıkdan sonra kendisi hakkındaki suçlamaları kabul eder ve hapis cezasına çarptırılır. Bu arada Margaret Neumann anılarında kendisine karşı fiziki bir işkenceden bahsetmemektedir. Yani belli suçları kabul etmesi işkence sonucu olamaz.

Bu arada daha fazla devam etmeden o yıllarda ki bir olguyu belirtmeliyiz. 1930 lu ve 40 yıllarda bir çok batılı ajan istihbarat, manipulasyon  vb faaliyetler için troçkistlerden menşeviklere, bolşeviklere kadar  SSCB ile bağlantılı sol hareketlerin içine akmıştı.

Ancak 1940lara yaklaşırken bu ajanlar sol örgütleri bırakıp doğrudan istihbarat  görevlerinin başına dönmeye başladılar. 1930 ların başında Troçki’nin yanında olan mesela bir James Burnham daha sonraları CIA nın Politik ve psikolojik savaş bölümünün kurucusu olur. Keza Sydney Hook ve  Max Eastman  gibi  Troçkistler de CIA nin önemli  elemanları  amerikan sağının teorisyenleri olurlar.  Bu insanlar şiddetli bi şekilde anti-komunistdir ve bir dönem Troçki çevresinde bulunma nedenleri casusluktur. Ancak görevleri yalnızca casuslukla sınırlı değildir.  Bunların bir başka fonksiyonu ise içlerinde bulundukları sol yapıları politik olarak emperyalist politikaların yanına çekmek, onları emperyalist politikalar paralelinde manipule etmektir.  Bu konuda yer yer başarılı olmuşlardır. Mesela Troçki’yi sürekli olarak politik olarak  ABD politikalarının yanına çekmeye çalışan, hatta bu konuda Troçkist harekette politik ayrılık yaratan bu kişiler, en azından Troçki’nin Dies komisyonuna ifade vermeyi kabul etmesini sağlamışlardır.  Bir suikast sonucu ölen Troçki  Dies komisyonuna ifade verememiştir. (1)

Bu tür casus çevrelerinden birisi de Arthur Köestler ve çevresidir. Köestler Avusturya doğumlu bir gazeteci ve yazardır  ve 1930 ların başında İngiliz Gizli servisine bağlı bir görevli olarak Alman Komünist Partisi çevrelerine katılır.  Köestler İspanya iç savaşı sırasında ve daha sonra nazilerin Fransa’yı işgal etmesi ile iki kez tutuklanır ama İngiliz devletinin müdaheleleri ile serbest bırakılır. Komüntern de bir alman komunisti olan Willy Müenzernberg ile beraber çalışmaktadır. Müenzenberg’in karısı ile Margaret Neuman kızkardeştir. Müenzernberg ve Heinz Neumann Alman Komünist Partisinden yakın çalışma arkadaşlarıdır ve 1930 ların başındaki AKP içindeki politik bölünmede beraber tavır almışlardır. Neumannlar Moskova’da tutuklanınca Müenzenberg ile Köestler Paris’te Die Zukunft adlı anti-sovyet bir dergiyi yayınlamaya başlarlar. Bu dergi, yine bir  soğuk savaş dergisi olan ve CIA  ve MI5 tarafından ortak yayınlanacak olan ve yayıncıları arasında yine Köestler’in bulundugu ‘’Encounter’’ adlı derginin öncülüdür. Yani Neuman lar bir casus şebekesi ile bağlantılıdır. Şüphesiz onların bi casus sebekesi ile bağlantılarının olması onların casus olduklarını göstermez. Neumannlar hakkındaki tüm belgeler ortaya çıkana kadar bir yorumda bulunmak zor, ama en azından Buber Neumann’ın kendi yazıklarından da bazı sonuçlara ulaşabiliriz.

 

Şimdi iki yıl  Sovyet kamplarında kaldıktan sonra bes yıl nazi konsantrasyon kamplarında mahkum-yöneticilik yapmış birisi var. Doksan bin kadın mahkumun gaz odalarında öldürüldüğü bir kampta, elinde mahkumları gaz odasına gönderme yetkisi olan kişilerden  birisidir ve bu kişi aynı zamanda tüm bu katliamları organize eden kadın kampının müdürünün de yardımcısıdır.  Sovyet orduları kampa yaklaşınca nazi kamp yöneticileri tarafından serbest bırakılmış ve kaçarak  amerikalılara sığınmıştır. Kitabında kampın gaz odalarından sorumlu kadın müdürünü korumaktadır. İşte bu sırada Köestler yine ortaya çıkar ve Buber Neumann’a anılarını yazmasını ‘’tavsiye’’ eder. Köestler artık İngiliz istihbarat servislerinin önemli bir yöneticisidir ve hatta İngiltere adına Filistin’de ki yahudi direniş örgütü yöneticileri ile görüşecek kadar yükselmiştir. Koestlerin yönlendirmesi ve desteği ile kitap yazılır.  Daha sonra da CIA ve Kültrel NATO bu kitaba elinden desteği verecektir. Öyle görünüyor ki Neumann’ın amiri Langfeld’i koruması da bu kitabın yazılma koşullarından birisi olmalı. Yoksa tüm dünyada aranan bir katilin, 1974 yılına kadar kızkardeşinin evinde huzur içinde yaşaması emperyalist güçler tarafından korunmadan mümkün değildi.

Buber Neumann’ın karakterine ve ilişkilerine baktığınızda ( Lux otelde arkadaşlarını ihbar etmeleri ölüm kampında blok sorumlusu olma becerisini göstermesi, ruslara karşı ırkçı duyugular beslemesi çıkar çıkmaz Köestler ile yeniden ilişkiye geçmesi vb ) Neumann’ların daha başlangıçta ingiliz casusluk çevreleri ile bilinçli bir ilişki kurduğunu gösteriyor.

 

 

Şimdi de Neumann’ın sovyet çalışma kampları hakkındaki yazdıklarını irdeleyelim. Neumann’a göre   (sayfa 103) Sovyet kampında bir çırak kendisi gibi 25 ruble aylık alırken mesela bir traktör sürücüsü 100 ruble aylık almaktadır. Karşılaştırma yapabilmek için Neumann bazı fiyatları da vermektedir. Örnegin  yarım kilo ekmek elli kopek, iken yarım kilo ringa balığı ise  üç ruble dir. Cezaevi duvarı vb yoktur. Kadın erkek köy tarzı evlerde bağımsız yaşamakta, kadın ve erkek mahkumlar hep beraber yasayabılmekte, hatta  duygusal ilişkiler kurabilmektedirler.  Mahkumlar açık havada çalışmakta, bir çok durumda etraflarında nöbetçi bile olmamaktadır.  Günlük çalışma kotaları karşılanmamışsa az yiyecek verilmektedir. Hasta mahkumlar çalışmak zorunda değildir.  Bu anlatılanlar konu ile ilgili akademik araştırmalarla da uyum içinde. Gerçekten de konu ile ilgili yazan araştırmacılar Sovyet kamplarını rehabilitasyona yönelik olduğunu, o dönemde (bahsetiğim 30 ların ikinci yarısı) maksimum cezanın 10 yıl olduğunu ama kamplarda meslek öğrenen ( Margaret Neumann’ın bahsettiği maaşlı traktör sürücüleri gibi) iyi çalışan mahkumların cezaları bitmeden serbest bırakıldıklarını, çalışanlara maaş  verildiğini, iyi çalışan mahkumlara normal yemeklerin yanında ekstra yemek verildiğini söylemekteler. Kota dolmadığında az yiyecek veriliyordu dediği şey, ekstra yemek verilmemesi olmalı.  Margaret Neumann kendisi de hasta olduğunda da çalışmaktan muaf tutulmustur. Yine aynı araştırmalarda yalnızca 1930 larda hasta olduğu için milyonlarca mahkumun affedilip Sovyet çalışma kamplarından  salıverildiği belirtilmektedir.

Sovyet kamplarında mahkeme tarafından cezalara çarptırılmış mahkumlar bulunmaktadır. Nazi kamplarında sadece milliyetleri, ten renkleri, dinleri ve inanışları yüzünden tutuklanan insanlar bedava alman tekellerinin fabrikalarında çaılşmaya zorlanmakta ve hasta olduklarinda da ya da çalışamayacak kadar yaşlı iseler gaz odalarında öldürülüp yakılmaktadırlar. Mesela yazar kendisi sovyetlerde casusluk faaliyetlerinden dolayı mahkeme tarafından cezaya çarptırıldığı için tutuklanmıştır( Önsözde belirtildiği gibi kendisi bunu kitabında inkar etmektedir ama mahkemeye kabullerde bulunmuştur.) Nazi cezaevinde ise keyfi bir şekilde sadece önlem olarak tutuklu bulunmaktadır.  Fiziki işkence ve dayak çok yaygındır. Gardiyanların en ufak kızgınlığında mahkumlar ölesiye dövülmekte hatta gaz odalarına gönderilmektedir.  Margaret Neumann ve Gün Zileli ise bize hem nazilerin kamplarının hem de sovyet cezaevlerinin aynı derecede barbar olduklarını iddia ediyorlar.

 

Margaret Neumann bize, SSCB de poliste sorguda iken bile mahkumlara kitap okuma izni verilmektedir. Bunu soljenitsin’de söyler. Neumann’a fiziki işkence yapılmamıştır. Şu ana kadar okuduğum anıların hiç birinde ( Soljenitsen’den tutunuz, Bukharin’nin eşine,  doktorlar komplosundan tutuklanan Yakov Rapoport’a, Eugeny Ginzburg’a kadar  kadar tutuklanan ve içerde yatan bir sürü kişinin anılarını okudum, daha kendisine fiziki işkence yapıldığını iddia edene rastlamadım. Ama hepsi de duyduklarına göre başkalarına işkence yapıldığını iddia ederler.  Alman kamplarında ise dayak yanında gaz odalarına gönderiliyorsunuz. Ayrıca Sovyet kamplarında serbest olan herşey Nazi kamplarında yasak;başka mahkumları görmek, erkek ya da kadın mahkumların birbirini görmesi, kitap almak ve okumak, meslek edinmek vb.

Margaret Neumann ve Gün Zileli  nazi kamplarının ve sovyet kamplarının aynı olduğunu iddia ediyorlar. Burada şunu belirtmeme izin veriniz. Ben burada sadece iki cezaevi sisteminin karşılaştırmasını yapıyorum. Bu yazı sovyet cezaevi sisteminin bir değerlendirme yazısı değildir. Doğaldır ki Sovyet cezaevi sistemi sosyalist bakış açısından değerlendirilmeli ve eleştirilmelidir. Yalnızca cezaevi sistemi değil ama SSCB deki yaşamın her alanı ve politik sürein tümü, sosyalist bir bakış açısı ile değerlendirilmeli ve eleştirilmelidir. Ama SSCB cezaevi sistemi hakkındaki desenformasyon vb leri ile mücadele etmeden, yani  gerçeği tam bilmeden, sağlıklı bir Sovyetler Birliği değerlendirmesi yapmak mümkün değildir.  Aksi sol liberallerin devrimciler hakkında geçmişte darbeci  ve orducu yaptıkları iddiasını gerçek olarak  alıp, geçmişte öldürülen Mahir Çayan,  Deniz Gezmiş gibi devrimcileri orducu diye mahkum etmeye benzerdi.

Margaret Neumann iki yerde çalışmayan mahkumların sovyet kamplarında kurşuna dizildiğini söylüyor ama bunun Koestler’in isteği ile kitaba konulduğu açık. Çünkü ne Neumann’ın kendi anıları ne de konu ile ilgili akademik çalışmalar böyle bir uygulamanın olduğu iddiasını destekliyor. (2)

Kitapta ve kitaba ilişkin tanıtım yazılarında vurgulanan bir başka nokta ise SSCB ile Nazi Almanya’sı arasında imzalanan saldırmazlık antlaşması gereğince Stalin Yönetiminin alman komunistleri nazilere verdiği. Bu antlaşma Molotov Ribbentrop antlaşması olarak bilinir ve bir çok spekülasyonun kaynağıdır.  Sovyetler ve sosyalistler bu antlaşmanın nazilerin SSCB ye saldırısını geciktiren bir saldırmazlık antlaşması olduğunu söylerken, batılı emperyalist devletler ise, bu antlaşma ile SSCB ile nazilerin Arupa’yı ikiye böldüğünü iddia etmişlerdir. Margaret Neumann da emperyalistlerin çizgisini güçlendirmek için kendilerinin bu antlaşmanın gizli  maddeleri gereğince Nazi Almanyasina verildiğini iddia etmektedir. Ama elde bulunan bilgiler bu iddiayı çürütmektedir.

Yukarıda gördük, kitap yazıldığında Margaret Neumann artık azılı bir anti komunisttir ve sosyalizm düşmanıdır. Nazi kamplarında mahkum yönetici olarak çalışmış ve mahkumları gaz odalarına gönderme yetkisi olan mahkum-yöneticilerden  biri durumuna yükselmiştir. Sovyet mahkemeleri ise Margaret Neumann ve kocasının çok daha önceden artık sosyalist olmadığını, basitce bir casusluk şebekesinin elemanları olduğunu düşünmektedirler. Kitabın ön sözünü yazan Nikolaus Wachsmann saldırmazlık antlaşmasından önce de bazı mahkumların Almanya’ya sınırdışı edildiklerini, Buber- Neumann ile beraber sınırdışı edilen tüm kadınların naziler tarafından hemen salındığını, Buber-Neumann’ın ise bir komünist olduğu için değil bir önlem olarak kampta tutulduğunu yazar. Yani ne Nuemann ne de diğerleri, ne onları sınırdışı eden sovyetler tarafından ne de onları teslim alan Almanya tarafından komunist olarak görülmektedir. O yüzden naziler teslim edilen insanların çoğunu hemen serbest bırakmıştır. Olan basit bir sınırdışı etme olayıdır.

Kampa gelir gelmez hemen imtiyazlı bir konuma yükseltmeleri, nazilerin bu kadını bir komünist olarak görmediğini gösteriyor. Dahası kendilerinden birisi olarak görüyorlar. Yoksa komunist olarak inandıkları birini hemen ayrıcalıklı duruma yükseltmezlerdi. Hatta kamp öncesi nazi polis şefi tüm kafileye çok iyi davranıyor. O zaman ki ideolojik ve politik atmosferi düşünecek olursanız, komunist olarak düşündükleri insanlara nazilerin  böyle davranması pek mümkün değil. Bu yüzden onun bir komunist olduğu için değil ama başka sebeblerle içerde tutmuş olmaları lazım. Elimizdeki bu konuda akla gelen tek sebeb ise, Margaret Neumann ve eşinin bağlantılarının olduğu ve hatta bu yüzden SSCB de ceza yedikleri  İngiliz gizli servisi geliyor. Almanya İngiltere ile savaşta olduğu için İngiltere gizli servisi ile bağlantılı olduğundan şüphelendiği için bir önlem olarak onu içerde tutmuş olmalı. Zaten Margaret Neuman savaş sonrası İngiliz gizli servisi ile hemen bağlantıya geçer,  ya da İngiliz gizli servisi onunla bağlantıya geçer ve bu kitap yazdırılır. Gerek 1930larda gerekse de 1945 sonrası beraber çalıştığı kişi aynıdır; Hızla İngiliz İstihbarat servisinin üst basamaklarına davranan ve daha sonra şövalyelikle ödüllendirilecek olan Arthur Koestler.

(1)    Dies komisyonu devlete karşı yıkıcı faaliyetleri araştıran bir parlemento komisyonudur ve başkanı olan Martin Dies’in adı ile anılmaktadır. Asıl işi komünist avı olan bu komitenin başına daha sonra Mc Carthy geçer ve bu kez de onun adı ile Mc Carthy komisyonu adı ile anılır. Dies her tarafta, hatta ABD üst bürokrasisinde bile komünist gören bir antikomünist idi. Troçki’nin Dies komisyonuna Stalinist komünistlerin faaliyetleri hakkında ifade vermeyi kabul etmesi, Troçkist çevrelerde büyük rahatsızlık yaratır ve tartışmalara yol açar.  1940 Mayısında yemeğe davet ettiği kendi arkadaş çevresinden birisi tarafından öldürülür. Katil   Troçki’yi  öldürme sebeblerinden birisi olarak onun Dies komisyonuna ifade vermek istemesini söyler. Ancak Troçkistler o zamandan bu yana katilin Stalin tarafından gönderildiğini iddia etmekteler.

(2)    Bu konuda hem olayın geçtiği 1930larda hem de son yıllarda oldukça fazla sayıda araştırma yayınlandı. Ben burada sadece bir kaçını sayıyorum. Soviet Russia Fights the Crime by Lenka Von Koerber 1935 ( Yazar kendisi bir alman ceza uzmanıdır ve 6 ay boyunca sovyet cezaevleri ve çalışma kamplarını inceler), The white Sea Canal, Maksim Gorki ve sağcı ve solcu 120 kadar yazarın Beyaz Deniz kanalında çalışan mahkumlarla uzun süre kalarak yazdıkları belgesel bir kitaptır. Keza Roosvelt’in başkan yardımcısı olan Henry Wallace, 1944 yılında Alaska üzerinden Rusya ve Çin’e giderken Kolyma ve diğer Sibirya kamplarında bir kaç hafta kalmış( Kolyma  Soljenitsin tarafından en kötü kamp ilan edilmiştir ve Ginzburg da orada kalmıştır) ve anılarını Soviet Asia Mission adlı kitapta yayınlamıştır. Bunun yanında özellikle 1980lerden sonra CIA dışında bir grup araştırmacı kamuya açıldığı kadarı ile arşiv belgelerine dayanarak bir çok kitap yayınlamışlardır. Bu konuda en önemli eserlerden birisiiçin bkz; Life and Terror in Stalin’s Russia, 1934-1941 by Robert W Thurston.

 

Ahmet Kaplan

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI