Gazi Bertal/O Pasaport Memuru Benim

18 Şubat 2013

Gün Zileli, Dilaver Demirağ’ın Anarşizm -Unutulmuş Olanı Hatırlamak adlı kitabı için “İslamcı Anarşizm” başlıklı bir tanıtım yazısı yazdı. Daha doğrusu kitap tanıtımından ziyade, anarşistler arasında İslâmî Anarşizm olgusuna karşı oluştuğunu düşündüğü antipati üzerinde duruyordu. Vakti zamanında Ateş Hırsızı dergisinde yayımlanan bir anekdottan hareketle, farklı düşünce ve eğilimlerin anarşizme duydukları ilgi karşısında “ideolojik pasaport memurluğu” yaptığımızı ifade ederek şöyle başlıyordu yazısına Gün:

“ ‘İdeolojik pasaport memurluğu’ eskiden beri sinirime dokunan bir şeydir. Birileri kapıda durur, ‘sen gir, sen gir’ der, sonra birisinin yolunu keser, ‘pasaportunun işlemleri eksik’ ya da ‘vizesi yok bunun’ der, o kişiyi geri çevirir. Ona bu memurluk görevini kim vermiştir, belli değildir. Aslında bunlar, kendi kendilerini trafik memuru ilan edip, arabaları durduran, trafiği ‘idare eden’ delilerden pek de farklı değillerdir. Gerçi o deliler kadar sevimli olmadıkları kesin.”
Ve son cümlesinde “Pasaport memurları”na tatmin edici bir malulen emekli maaşı!” diyerek bir latifeyle bitiriyor yazısını. (http://www.gunzileli.com/2013/01/07/islamci-anarsizm/ )

Gün’ün teşbih-i mübalağada bulunduğu o sevimsiz pasaport memuru benim.
Pasaportlarını geçersiz saydığım İslâmcı anarşistlerle ilgili meseleye izninizle kısaca açıklık getireyim.

Ateş Hırsızı’nı yayımladığımız günlerde, dergi postalarken karşılaştığım İslâmcı bir gençle aramda geçen diyaloğu; “Ak Zuhur ile Kara Zuhur” başlıklı bir yazıda (Ateş Hırsızı, Aralık 1995, Sayı 8) hikâye etmiştim. Ak Zuhur ve Siyah Bayrak İBDA-C örgütünün propaganda dergileriydi. Anarşistlerin otonom tarzı örgütlenmelerinden kısmen esinlenen bu dergiler, hemen her sayısında özgürlükçü akımlara ağız dolusu küfreder, feministlere açıkça “orospu, fahişe” diyerek saldırırdı. Öte yandan, Mahir Çayan hakkında övücü cümleler dizer; hapishanelerden gönderilen DHKP-C’li tutukluların mektuplarına sıkça yer verir; “anti-emperyalizm ve anti-siyonizm” ortak paydasında buluştukları sol örgütlerle yayın alış-verişi gibi protokollere girmekten de geri durmazlardı. Bu Ak Zuhur’lular bir gün yayın protokolü talebiyle Ateş Hırsızı bürosuna da geldiler. Kısa süren tanışma sohbetinde Sivas Katliamı’ndan söz açılınca “Sivas Kıyamımız” diye savundular. Olayla ilgilerinin olmadığını ancak eylemi doğru bulduklarını beyan ettiler. “Solcular, devrimciler değil, Kemalistler yakıldı” diyorlardı. Evet, manzara buydu; bunlarla İslâmî Anarşizm üzerine konuşmak bir yana, çeyrek saat kadar süren misafirlikleri boyunca sergiledikleri ideolojik saldırganlık tahammül sınırlarımızı yeterince zorlamıştı. Dost, arkadaş, yaren, yoldaş olunacak bir yakınlık olmadığı gibi, sürdürülecek bir ilişki tutamağı da yoktu.

Evveliyatı büroda başlayan ve postanedeki anekdotla süren hikâye bundan ibaret. İşbu nedenle “malülen emekliye” ayırılacaksam kıdem tazminatımı da isterim!

Gerçek şu ki, Ateş Hırsızı’nda da Apolitika’da da İslâmî Anarşizme kategorik olarak karşı değildik. Kısmen ateist kaygılarımız, kısmen de otoriter ve totaliter olan kurumsallaşmış dine karşı tavrımız nedeniyle İslâmî Anarşizme de Aleviliğe de temkinli yaklaştığımız, konuyu ağırdan aldığımız doğrudur. Ancak, dilden dile yayılan bir kavram olmasına rağmen tartışma açacak ya da bizleri cezbedecek İslâmî bir anarşizm yorumu da yoktu ortalıkta. Daha sonra kitabı yayımlanan ve ismen bildiğimiz Ümit Aktaş’ın düşüncelerini ziyadesiyle merak etmiştik. Ayrıca İstanbul Üniversitesi çevrelerinden varlıklarını bildiğimiz ancak yüz yüze tanışmadığımız bazı kişilerin düşüncelerini mealen biliyorduk. Bunların da çoğu spekülatif şeylerdi. O günün atmosferinde kulaktan kulağa yayıldığı kadarıyla din yerli yerinde duruyor anarşi ise güme gidiyordu.

Kısacası, Ümit Aktaş’ın kitabı dışında –90’lı yıllarda– Müslüman anarşistler tarafından yapılmış herhangi bir analize rastlamadık. Konya’da Dış Mihrak adlı anarko-punk fanzini çıkaran ve İslâmî tutumu herkesçe bilinen arkadaş aynı zamanda Ateş Hırsızı’nı da dağıtıyordu. Bugünden bakınca, adeta gelip kapımıza dayanmış olan İslâmî Anarşizmi gerisin geri saflardan uzaklaştırmışız gibi algılanıyor mesele. Oysa bu –daha çok da Gün’ün yazısında– anakronik bir yanılgı. Her şeyden önce İslâmî çevrelerdeki anarşizm arayışı o dönemlerde kişisel çabaların ötesine geçemedi. Falanca kentin filanca semtinde, yahut falanca okulda “anarşizme ilgi duyan müslümanlar” şeklindeki rivayetlerin ardına düştüğümüz çok oldu. Bu iz sürücülerden biri Alişan’dır; iyi kötü temas eden de odur. Fakat, ortada az-çok ifade edilen İslâmî Anarşizm yorumları da yine bizzat anarşistlerden geldi. Örnek olarak; Reha Çamuroğlu’nun Dönüyordu, Babailer vb. kitaplarıyla Dilaver Demirağ’ın yazılarının yanı sıra, 1994-1997 yılları arasında yayımladığımız Apolitika’nın 5. sayısında yer alan “İslâmî Bir Anarşizm Olanaklı mı” başlıklı yazı hatırlanmalı. Dolayısıyla, hiçbirimiz Gün’ün bizi itham ettiği gibi “İslamcı Anarşizm olmaz diye ukalalık” yapmadık.

Gün’ün bir başka yanılgısı ise Dilaver’in anarşist kimliğine ve durduğu İslâmî zemine ilişkindir. Gün, böylesi durumlarda konuyu enine boyuna araştırmıyor. Sözün eğrisine doğrusuna, haberin ya da olgunun kaynağına dönüp bakmıyor; rahat konuşuyor, kolayca suçluyor. Gün’ün değişmez huyu bu, bunu anladım artık. Şöyle diyor örneğin:

“Türkçede yazılmış derli toplu bir anarşizm kitabı yokken bir İslamcı Anarşistin “Anarşizm” başlıklı bir kitap yazmasını, doğrusunu söylemek gerekirse biraz da gülerek, biz İslamcı olmayan anarşistlere atılmış esaslı bir “gol” olarak değerlendirdim.”Durum böyle mi gerçekten? Bu cümlelere sinen havanın, öne çıkan bilgi ve fikrin olağan durumdan, yaşanan gerçeklikten ne denli uzak olduğunu başta Dilaver olmak üzere, 90’lı yıllardan itibaren anarşist camiada bulunan herkes iyi bilir. Gün’ün anlatımına baktığınızda sanırsınız ki Dilaver, Nakşibendi tarikatından anarşizme ilgi duymuş ve böylece İslâmî Anarşizmi keşfetmiş! Halbuki, Dilaver de çoğumuz gibi Sol düşünceden, Marksizm’den kopup anarşizme ulaşan, Kara, Efendisiz gibi ilk anarşist dergilerde yer almış, o günden beri aramızda olan anarşistlerden biri. İslâmî kaynakları merak etmesi, okuması, incelemesi, bu yönlü bir çaba içine girip İslâmî kimlikleriyle tanınan kimi şahsiyetlerle yakınlaşması, dostluklar kurması, İslâm’dan anarşizme bir yönelim değil, anarşizmden İslâm’a doğru araladığı bir pencere sayılabilir.Bu arada yeri gelmişken şunu belirteyim: Anarşizmi farklı siyasal düşünce ve politikalara uyarlama girişimlerine karşı eleştirel tutum takınan anarşistler çoğu zaman haksızca suçlanıyor; “bu yetkiyi kimden aldın, onaylama mercii misin, trafik polisi misin, pasaport memuru musun” gibi nezaketten uzak, dışlayıcı sorgulamalar sıklıkla yapılıyor. Gün’ün hakaretamiz “pasaport memuru” suçlaması da bu örneklerden biridir.

Korkarım, Gün’ün İslâmî anarşizm’den anladığı şey, anarşist fikirlerin İslâmî çevrelerde de yayılmasıdır. Çünkü şöyle bir cümle kuruyor. “Ayrıca İslami çevrelerde anarşist bir fikriyatın yayılmasından niçin rahatsız olalım ki?” Gerçekten, İslâmî ya da başka çevrelerde anarşist fikriyatın yayılmasından rahatsız olan kimse var mı? Ben böyle birini duymadım, görmedim. Ama, anarşist çevrelerde ortodoks Sol, ortodoks İslâm veya milliyetçi fikirlerin yayılmasından rahatsızlık duyduğunu defalarca beyan edenlerden biri de benim. Yeri geldiğinde ortodoks İslâm’ın teokratik tahakküm evrenini, despotik yeryüzü egemenliğini sorgulamak, ortodoks Sol’un özgürlük düşmanı yüzünü açığa çıkarmak, anti-emperyalizm adı altında anarşiye sirayet eden yurtseverliğin milliyetçilikten öte bir şey olmadığını vurgulamak “pasaport memurluğu” şöyle dursun, her arkadaşın duyarlı olması gereken bir husustur.

İnternet ortamındaki hoyrat tartışmalara da değinen Gün, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Anarşistlerin tartışmalardaki kırıcı, hoyrat, hatta küstah tarzlarını hiçbir zaman benimsememişimdir, zaten bu yüzden de bu tür tartışma sitelerinin hepsinden çekildim.” Peki, “aşk ve devrim” sitesinin tribünlerindeki bitmez tükenmez küfürlere ne demeli? Gün’ün adını taşıyan bu sitede ayrıca bir editör var mı, bilmiyorum; bildiğim ve gördüğüm o ki, onca küfür-kâfire Gün’ün seyirci kaldığı, bir nevi ayak verdiği ve hatta buna çanak tuttuğudur. Muhtemelen buna “sansürsüz, özgür tartışma ortamı” diyordur. Dolayısıyla, benzer sitelerden çekilmiş olması bir şey ifade etmez. Eğer internetteki tartışma ortamı için yukarıda belirttiği gibi düşünüyorsa, bu konuda Gün’ün, daha ahlâkî ve daha samimi bir tutum takınması beklenir; kendisine veya başkalarına yapılan onca küfre onca küstahlığa, birkaç alkış, birkaç övgü uğruna da olsa yol vermesi değil!

Gazi Bertal 

Yabancı adlı siteden alınmıştır. 
  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI