Kadın Cinayetlerine Dur Diyebilmek…

 

Herkesin bildiği ve acısını çektiği kadın cinayetlerini burada yeni baştan hatırlatacak değilim, kendilerini her gün her saat zaten fiilen hatırlatıp duruyorlar. Bu ülkede her gün kadınlar öldürülüyor, çoğunlukla da kocaları, sevgilileri tarafından.

Ben bu yazıda, üzerinde çokça konuşulup da pek değinilmeyen (ya da gerçek anlamda değinilmeyen) iki nokta üzerinde duracağım: 1. Kadın cinayetlerinin toplumsal nedenleri; 2. Kadın cinayetlerini önlemek için gerçekten ne yapılması gerektiği.

 

Kadın Cinayetlerinin

Toplumsal Nedenleri

 

Türkiye’nin geleneksel toplumsal yapısı çatırdıyor, eski toplumsal ilişkiler lime lime dökülüyor. Nedir bu geleneksel toplumsal yapı ve eski toplumsal ilişkiler?

Bu, kısaca söyleyecek olursak, geleneksel aile yapısıdır. Geleneksel aile yapısı, erkeğin evi geçindirmesine ve kadının erkeğe kölece boyun eğmesine dayanır. Zaten genelde evi geçindirme koşullarına veya evi geçindirecek ölçüde bir eğitime sahip olamadığı için kadının erkeğe boyun eğmekten başka çaresi yoktur.

Ne var ki, bu geleneksel yapı, özellikle 1970’lerden sonra yavaş yavaş ve 1980’lerden itibaren gittikçe hızlanan bir ivmeyle aşınmaya ve hatta yıkılmaya başladı. Artık kadınlar çalışma hayatına giriyor ve evin geçiminde daha fazla ağırlık kazanıyorlardı. Bu ekonomik güçlenme, kadının ev içi erkek şiddetine boyun eğme oranını da azaltıyor ve kadın, eğer bir çıkış yolu bulamazsa rahatlıkla boşanma yoluna gidebiliyordu. Bu, pederşahi yapının ürünü olan erkek zihniyetinin tahammül edemeyeceği bir durumdu. Çünkü pederşahi anlayışa göre, kadın erkeğin malıydı. Kadının bir insan olarak ev içi şiddete başkaldırması ve kendinde boşanma cesareti bulması, kadını malı olarak gören pederşahi erkeği çıldırtan ve en sonunda cinayete sürükleyen en önemli nedendi.

Ekonomik özgürleşmeyle paralel olarak,  toplumsal özgürleşme de kadınlarda geleneksel yapıyı ve ilişkileri parçalayan bir özgürlük düşüncesinin yayılmasına ve kök salmasına yol açmıştır. Bu özgürlük düşüncesinin en uçtaki örneği ve temsilcisi feminizmdir. Kadınların bu düşünsel özgürleşmesi de pederşahi erkeğin ezberini bozan, şaşalamasına yol açan önemli bir etkendir. Bununla baş edecek bir kültürel seviyeye sahip olmayan pederşahi erkek, çareyi geleneklere daha fazla sarılmakta ve daha olmadı, kanda bulmaktadır.

Bu iki temel değişime ek olarak, durumu daha da ağırlaştıran iki temel neden daha vardır. Birincisi, geleneksel toplumsal bağların çözülüşüne paralel olarak, özellikle şehirlerde gelişen ve adeta yıkılan pederşahi kültürün yerine ikame olan maço kültürüdür. Maço kültürü, adeta pederşahi erkeğin artçı savaş için kullandığı şehir kültürüdür. Pederşahilikte kadının baskı altında tutulması vardır ama aynı zamanda kadının “korunması” da vardır. Pederşahi erkek, kadını hem baskı altında tutar, hem de onu “korumayı”, ona pederhaşice bir “saygı” göstermeyi erkekliğin şanından görür. Maço şehir kültüründe bu “saygı” da kalkmıştır. Maço kültüre göre kadın, toptan aşağılanması gereken bir “yaratık”tır. Şöyle bir yolda yürüyün ve şehirli genç erkeklerin günde ne kadar “amına koyduğunu” duyun, ne demek istediğimi anlarsınız.

Dolayısıyla günde en az otuz kere “amına koyan” bu şehirli gençler evlendiklerinde ya da sevgili edindiklerinde bu “aşağılık yaratıkların” kendilerine karşı koymasını bir aşağılama olarak algılamakta ve anında şiddete başvurma refleksi göstermektedir. Bu gidişin, sonunda cinayete varması hiç de şaşırtıcı değildir.

İkincisi, bugünkü AKP’nin geleneksel aile yapısını güçlendirmeye yönelik girişimleri ve bunun en uç örneği olarak kadını iyice geleneksel yapıya hapsedecek “dört, beş çocuk” programı, yangına benzin dökmekten farksızdır. Bugün geleneksel yapıyı yeniden güçlendirmeye çalışmak, kadın cinayetlerini misliyle arttıracaktır ve zaten de öyle olmaktadır. Kadın cinayetlerinin AKP iktidarı altında büyük ivme kazandığı herkesin malumudur.

Elbette bu konu çok daha derinlemesine bir sosyal inceleme konusudur. Benim burada kısaca değindiklerim sadece uzaktan şöyle bir bakınca ilk göze çarpan olgulardır.

 

Kadın Cinayetlerini

Önlemenin Yolu

 

Elbette bu, yukardaki başlığı atmak kadar kolay bir sorun değildir. Ne var ki, en azından bugün bize çare olarak sunulan şeylerin hiç de çare olamayacağını ve zaten görüldüğü gibi olamadığını saptayabilir ve başka çareler üzerinde durabiliriz.

Birincisi, “devlet koruması” hiçbir şekilde etkili bir yol değildir. Hatta bu, kadın cinayetlerini kolaylaştıran bir etken olmaktadır. Derdi başından aşmış şu hantal devletin ya da kadını potansiyel “bela” olarak görme kültürüne ve refleksine sahip polisin koruması altında olduğunu sanan kadınlar, bu “güvenceyle” daha rahat hareket etmekte ve “avcı”nın tuzağına çok kolayca düşmektedirler.

İkincisi, keza sığınmaevleri de çözüm değildir. Çünkü kadının sığınmaevinde, hapiste gibi yaşaması mümkün değildir. Kaçınılmaz olarak sokağa çıkacak, yakınlarını görmek isteyecek, işe gidecektir. Oysa katil köşebaşında beklemektedir.

Üçüncüsü,”Aile Bakanlıkları” bir çözüm olmadığı gibi, yukarda belirttiğim üzere, bu tür bakanlıkların geleneksel aileyi güçlendirme programları sadece ve sadece pederşahi ya da maço erkeğe “haklı” olduğu duygusunu vermekten başka bir işe yaramamaktadır.

Dördüncüsü, ceza maddelerinin ağırlaştırılmasının vb. de hiçbir caydırıcılığı olmadığını herhalde bu ceza yasalarını çıkaranlar da artık görüyor olmalıdırlar.

O halde?

Bence çözüm, mağdurun bizzat kendisindedir. Mağdur, kadın olduğuna göre çözüm de ondadır.

Madem kadınlar cinayet tehdidi altındadır, bu tehdide en hakiki karşılığı verecek ve tehdidi savuşturacak olan kadınların özörgütlenmesidir. Özörgütlenme derken bir propaganda örgütlenmesinden falan söz ediyor değilim. Saldırı varsa savunma da vardır. Erkek saldırıyorsa kadın da kendini savunacaktır. Elbette tek başına ve bireysel olarak değil, örgütlü olarak. Çözüm, kadın özsavunma birlikleridir. Her bölgede, her semtte, her işyerinde, her mahallede vb. yedisinden yetmişine kadar bütün kadınlar bir araya gelmeli ve kadın özsavunma birlikleri oluşturmalıdırlar. Kendi merkezleri, kendi internet bağlantıları, kendi iletişim ağları, kendi bağlantı telefonları olmalıdır. Bir kadın şiddet mi gördü, bir kadın ölümle tehdit mi ediliyor, öyle sığınmaevlerine sığınmaya falan gerek yok, o kadın, bölgedeki savunma birliğiyle bağlantı kurmalı, kadınlar gidip o kadınla birlikte evinde nöbet tutmalıdır, nöbetleşe ve gönüllü olarak onun korunmasını üstlenmelidirler. Gerekiyorsa yanlarında silahları da olmalıdır. Evet evet, kadınların her yoldan silahlanmasını öneriyorum. Bunun yasal yollarını falan önerecek değilim. Kadınlar özsavunma birliklerinde birleşip silahlanmalıdırlar. Tehdit altındaki kadının evinde silahla nöbet tutmalıdırlar. O evdeki şiddet düşkünü erkek sığınsın bir yere, eğer istiyorsa. Kadınların sığınağa, sığınmaya falan değil, kolektif savunmaya ihtiyacı var.

Bakın görün o zaman nasıl bozguna uğruyor, o eli silahlı aciz yaratıklar. Belki kendileri için bir sığınak bulurlar.

Marx’ın ünlü sözünü bugüne uyarlayalım:

Kadınların kurtuluşu kadınların kendi eseri olacaktır.

 

Gün Zileli

5 Şubat 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI