İktidar ve “Muhalefet”in Korku ve Sefaleti!

 

Londra’da yaşadığım dönemde, 2001 yılında, gençlik hareketinden, 1965 yılından arkadaşım Nihat Akseymen (R. Yörükoğlu) ölmüştü. Bir arkadaşımla birlikte cenazesine gittik. Sol göçmen örgütlerinden hiçbiri gelmemişti cenaze törenine. Bunun üzerine yerel Londra Toplum Postası’nda “Vefa Diye Bir şey” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bir insanı eleştirmenin onu son yolculuğuna uğurlamayı engellememesi gerektiğini söyleyerek sol göçmen örgütlerini eleştirmiştim. R. Yörükoğlu’nun örgütünde bir zamanlar bulunmuş, sonra onunla çatışmaya girişerek örgütten ayrılmış, “Ozan” isimli bir arkadaş beni eleştirdi. Özet olarak, “sen nasıl böyle bir adamın cenazesine” gidersin diye bana tarizde bulunuyordu yazısında. Cevabî yazımda, “senin de cenazene geleceğim, söz” demiştim.

Hüseyin Aygün’ün, Paris’te öldürülen üç kadın devrimciden biri olan Sakine Cansız’ın ailesine taziye ziyaretinde bulunması, hem iktidar, hem de “muhalefet” başkanlarının eleştirilerine hedef olmuş. Tayyip Erdoğan, böyle bir taziye ziyaretinden bir “suç” yaratıp, Hüseyin Aygün’ü bahane ederek “ana muhalefet” partisine yüklenmiş. Kılıçdaroğlu’nu kastederek, artık alıştığımız ve kanıksadığımız mahalle külhanbeyi üslubuyla, “ayar vermen boşuna. Senin de ondan farkın yok” demiş.

O sırada Çin’de bulunan Kılıçdaroğlu ise, Türkiye’ye dönmeyi ve öncelikle kendi partisinin milletvekilini dinlemeyi bile bekleme ferasetini göstermeden gazetecilere beyanda bulunmuş: “Her partinin kuralları vardır. Kurallara uymayanlara gereken yapılır.” Açık bir ihraç tehdidi!

İktidarın kurallarını biliyoruz da, böylece “muhalefet” partisinin kurallarını da öğrenmiş olduk: “Öldürülen bir PKK üyesinin ailesine taziye ziyareti yapmak partinin kurallarına aykırıdır.”

İtiraf edeyim ki, CHP’nin tüzüğünü okumadım. Aslında hiçbir partinin tüzüğünü okumam. Tüzükler, esasında partilerin diktatör yönetimlerinin ceza yasalarıdır, bu yüzden de okunmaları gereksizdir. Bununla birlikte, CHP’nin tüzüğünde, şunların ailesine taziyeye gidilir, şunların ailesine taziyeye gidilmez diye bir ceza yasası olduğunu sanmıyorum. T.C. ceza yasasında bile böyle bir saçmalık olmadığına göre…

İktidar partisine söylenecek fazla söz bulamıyorum. Onların tutarsızlıkları artık eleştiri silahının menzilinin çok uzağında kalıyor. Bunlarla uğraşmak, saçmalıkla iştigal gibi bir şey. Sen hem kalk, Paris’teki infazların “barış sürecini” baltalamak amacıyla yapıldığını söyle, hem de hemen ardından, bir “barış süreci” kurbanının ailesine taziye ziyaretinde bulunduğu için bir milletvekilini hedef tahtasına koy.

Peki Kılıçdaroğlu’na ne oluyor? Onun derdi, “majestelerinin muhalefeti”ni, sağdan, iktidar partisinden gelecek darbelere karşı korumaya çalışmaktan başka bir şey değil. Tabii bir de, partisinin içindeki ulusalcı kanadı tatmin etmek, hassas dengeleri korumak.

Gerçi artık “hassas denge” diye bir şey de kalmadı kanımca. Kılıçdaroğlu, ulusalcılara teslim oldu. Atatürk’e karşı çıkanları “vatan haini” ilan eden nasyonal sosyalist bir ideolojiye sırt dayaması da bunun sonucu. Böylece Kılıçdaroğlu CHP’sinin, bazı bakımlardan AKP’nin bile sağına kaydığını söyleyebiliriz. Bu yüzden, sağdan gelecek darbelere karşı bir savunma refleksi geliştirmelerine gerek yok. Al birini vur ötekine.

Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin bugün bulunduğu nokta bize şunu gösteriyor: Gerçek bir muhalefet, neo-liberalizm havuzunda kulaç atan bütün partileri net bir şekilde hedef almak zorundadır. Yoksa aynı filmi tekrar tekrar seyretmek zorunda kalacağız.

Gerçek muhalefet toplumsal devrim güçleridir.

Toplumsal devrim, tüm düzen partilerine, namlarına uygun bir cenaze töreni düzenleyecektir. Kim isterse bu partilerin cenaze törenine katılabilir. Bunu yasaklayan bir kuralımız yok!

 

Gün Zileli

17 Ocak 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

Birgün gazetesinin 19 Ocak 2013 tarihli Pazar Eki’nde yayımlanmıştır. 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI