“Vatan Haini”

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CNN Türk’teki Enver Aysever’in “Aykırı Sorular” programında, dün gece, “Mustafa Kemal’e karşı çıkmak vatan hainliğidir” diye kelamda bulunmuş.

Ben programı izlemedim. CNN-Türk’ün sabah haberlerinde dinledim.

Siyasi alanda birbirine karşıtmış gibi çekişen güçlerin en kritik anlarda, bilmeden de olsa birbirlerinin yardımına koştuklarına çok tanık olmuşumdur.

Şu somut durumda: Siz AKP hükümetinin ne kadar anti-demokratik olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz, onun diktatörce tutumundan somut örnekler verip bütün demokratik güçleri AKP hükümetinin tek parti diktatörlüğüne karşı mücadeleye çağırıyorsunuz, bütün eksiklerine ve gediklerine rağmen önemli bir muhalefet gücü olan CHP’ye de bu ortak tutumda yer veriyorsunuz, öyle ki, giderek artık liberaller bile AKP’yi savunamaz duruma gelip başlarını önlerine eğiyorlar ve işte böyle bir anda Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ın imdadına yetişip tam da faşistlerin ağzına yakışacak bir laf ederek size “beterin de beteri varmış” dedirtiyor.

Valla başkalarını bilmem ama ben bu sabah haberi dinleyince böyle dedim. AKP iktidarı yerine, başında Kılıçdaroğlu’nun olduğu CHP iktidarının olmadığına şükrettim. Demek bunlar iktidara gelince hepimizi içeri atacaklar “vatan hainliği”nden. Kendi adıma söyleyeyim en azından: Atatürk’e karşı çıktığıma göre, Kılıçdaroğlu’nun nezdinde ben de “vatan haini” oluyorum. Hayır, “vatan hainliği” suçlamasından korktuğumdan değil, bu tür şeylere eskiden beri alışkınız. Beni esas korkutan ve üzen, CHP’nin, ne yazık ki, kendini genel başkanın ağzından, AKP’den de beter bir faşist parti olarak ilan etmesi.

Neyse, karamsarlığa kapılmaya gerek yok. Faşizme karşı mücadele, gerekiyorsa, tek partinin hakkından geldiği gibi çift partinin de hakkından gelir.

Kılıçdaroğlu, batı dillerinde “high treason” diye geçen “vatana ihanet” suçlamasıyla, örneğin Hitler Almanya’sında kaç insanın kellesinin baltayla kesildiğini biliyor mu? Birinci Dünya Savaşı’nda eline silah almayı reddeden yüzlerce vicdani retçinin “vatana ihanet”le suçlanıp kurşuna dizildiğini ve bugün Londra’da onları temsilen  gözü bağlı bir gencin heykelinin bulunduğunu biliyor mu? Aynı şekilde, Hitler Almanya’sında binlerce vicdani retçinin ve Yehova Şahidi’nin savaşa gitmeyi reddettikleri için ölüme yollandıklarını biliyor mu? Ya Sovyetler Birliği’nde “vatana ihanet”le aynı anlamda kullanılan “halk düşmanlığı” suçlamasıyla milyonlarca insanın ölüme gönderildiğini?

Vatanın tek bir insanla özdeşleştirilmesi nasıl bir mantıktır? Haydi onu geçtik, bir insanın fikirlerine karşı olmayı “hainlik”le suçlamak hangi mantığın ürünüdür?

Nazi mantığının, faşist mantığının ürünüdür. Neo-Nazi ideolojinle mutlu ol Kılıçdaroğlu, yolun açık olsun. O yoldan gitmeye devam edenlere de güle güle diyelim.

 

Gün Zileli

3 Ocak 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

Altı ay önce, farklı bir bağlamda ama aynı konuda ve aynı başlıkla bir başka yazı daha yazmışım. Buraya yeniden alıyorum.

                                               G.Z.

 

Vatan Haini?!

 

İnsan sık sık kendini gözden geçirmeli. Acaba yazdıklarımda haksız bir yargıda bulundum mu, birisini eleştirmekte fazla mı ileri gittim diye durup düşünmeli. Ben de son yazdığım, 6 Haziran 2012 tarihli “Hadi Uluengin Tedavi Olmalı” yazım üzerine böylesi bir iç sorgulama içindeydim ki, Aynı yazarın Taraf  gazetesinin 9 Haziran 2012 tarihli nüshasında yer alan “Suriye 5. Kolu” yazısını okuyunca, “az bile yazmışım” dedim içimden.

Bu yazının Suriye konusundaki saçmalıkları üzerinde duracak değilim. Bazı yazılar o kadar saçmalar ki, ona karşı bir şeyler yazmaya kalkmak “saçmalıkla iştigal etmek”tir. Ben bu yazıda sadece, Hadi Uluengin’in, güya ulusalcılığı eleştirirken ulusalcılara bile parmak ısırtacak bir ulusalcılık sergilemesi ve 1953 yılında “vatana ihanet” suçlamasıyla elektrikli sandalyede idam edilen Ethel ve Julius Rosenberg’i, neredeyse 60 yıl sonra Amerika adına “vatan haini” ilan etmesi üzerinde duracağım.

Ethel ve Julius Rosenberg çifti, Birleşik Devletler Komünist Partisi’nin üyesi mühendislerdi. Soğuk savaşın en soğuk günlerinde ve McCarthy anti-komünizminin doruklarda olduğu günlerde, atom sırlarını Rusya’ya aktardıkları suçlamasıyla yargılandılar, “vatana ihanet”ten (high treason) ölüme mahkûm edildiler ve infaz, korkunç bir aletle, elektrik sandalyesiyle 19 Haziran 1953 tarihinde gerçekleşti. Rosenberglerin trajedisi film de yapılmıştı, TV’de izlemiştim. Gerçeğe bire bir uygun bir şekilde çevrilen filmde özellikle Ethel Rosenberg’in infazı gerçekten insanın yüreğini kanatacak ölçüde zalimceydi. Julius ilk elektrik şokuyla ölmüş, fakat Ethel kolay ölmemişti, üçüncü şokta saçından dumanlar yükseliyor ve yanmış et kokusu infazcıları bile irkiltiyordu.

Rosenberg’lerin idamı, aradan 60 yıl geçtikten sonra, bugün dahi tartışma konusudur. İdamlarının 50. Yılında, 2002’de New York Times gazetesi konuyu yeniden tartışmaya açmış ve Rosenberg’lerin idamını soğuk savaş ortamına bağlamış, delillerin yetersizliğine dikkat çekmişti.

“Vatana ihanet”, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan halkları ezen muktedirlerin sık sık başvurduğu bir suçlamadır. Hitler ve Stalin de çok sayıda insanı “vatana ihanet” suçlamasıyla ölüme göndermişlerdi. Hatta, Jan Valtin’in Karanlığın Ötesi’nde (çev: G.Zileli, Kibele, 2009) anlattığı gibi, Hitler, “vatana ihanet”le suçlayıp mahkûm ettirdiği komünistlerin başını baltayla uçurmak gibi (Giyotin Fransız icadı olduğundan bunu kullanmamayı tercih ediyordu) yollara bile başvurmuştu.

Yakın zamanlarda da “vatana ihanet” suçlamasıyla insanlar mahkûm edildi, uzun yıllar hapse atıldı ya da idam edildi. “Vatana ihanet” kurbanlarından biri de, 1986 yılında İsrail’in gizli nükleer silah programını İngiliz Sunday Times gazetesine açıklayan, İsrailli teknisyen Mordehay Vanunu’dur. Vanunu, 1986 yılında, Roma’da, Mossad ajanları tarafından bayıltılarak kaçırılmış ve İsrail’de “vatana ihanet”ten 18 yıla mahkûm edilmişti. İngiltere’de olduğum yıllarda Vanunu’nun serbest bırakılması için yürütülen kampanyaya ben de omuz vermeye çalışmıştım. Bir avuç insan, Vanunu’nun serbest bırakılması için yoğun bir kampanya sürdürüyorlardı. Vanunu, 2004 yılında serbest bırakıldı ama bundan sonra da çeşitli bahanelerle tekrar tekrar tutuklandı ya da ev hapsine alındı.

Uydurma suçlamalar bir yana, bir insanın, bir devletin askeri sırlarını açıklamasının “vatana ihanet”le hiçbir alakası yoktur. Tam tersine, bu, insanlığa büyük bir hizmettir. Vatana da, halklara da, insanlığa da ihanet edenler, aslında hem başka halklara hem de kendi halklarına karşı bu korkunç imha silahlarını, üstelik halkların sırtından imal eden imhacı devletlerdir.

Nazım Hikmet’in bu konuda güzel bir şiiri vardır. Şöyle der:

“Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
           hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

 

Hadi Uluengin’e dönecek olursak… Kendisi gerçekten bir vaka. Tutmuş, 60 yıl sonra ABD’de bile idamları tartışma konusu olan iki insanın “vatan haini” olduğunu yazmış. Neymiş “vatana ihanet”? Kanıtlanmamış bir suçlama ama diyelim ki, kanıtlanmış olsa bile bunun “vatana ihanet”le bir ilgisi yoktur. Eğer gerçekten Amerikan nükleer sırlarını Rusya’ya vermişlerse iyi de etmişler. Vanunu da İsrail nükleer sırlarını açıklamakla çok iyi etmiş. Bütün imhacı muktedirlerin sırları açıklanmalı, teşhir edilmelidir.

Casusluk denen şeyden hiç hoşlanmam ama nükleer casusluğu ve casusları destekliyorum. Ben de böyle bir olanağım olsaydı askeri sırları açıklardım, eğer açıklama olanağı bulamıyorsam birilerine verirdim.

Kısacası, bir vatansız olan ben, dünya yüzündeki, üzerinde canlıların yaşadığı bütün vatanların ve halkların dostu, bütün sınırların, askeri sırların ve devletlerin düşmanıyım. İngilizcedeki “high treason”u kelimesi kelimesine çevirecek olursak, bütün devletlere en üst düzeyde “ihanet etmeyi” bir insanlık borcu olarak görürüm.

Bilmem anlatabildim mi, Amerikan ulusalcısı Hadi Uluengin?

 

11 Haziran 2012

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI