Tarihte ve Günümüzde İmalat Davalar…

 

Siyasi davaların hepsi, halihazır iktidarların bekçi köpeği polis örgütlerinin imalatıdır. Yani ortada bir “suç” varsa, o da o anki iktidarın çizgisinden çıkmak, ona muhalefet etmek ya da bir nedenle iktidarın o “suçluları” bertaraf etme isteğinin hedefi olmaktır.

Mesela tek parti dönemindeki “İzmir davası” esasen Atatürk’ün ve CHF’nin muhaliflerinin sindirilmesini amaçlamaktaydı. Bununla birlikte, Kemalist dönemin siyasi davaları, Stalin dönemindeki davalarla hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Sadece ölümler ve idamlar açısından değil, iktidarın ya da şefin komplosunun çapı açısından da kıyaslanamaz. Hatta Hitler rejimindeki imalat siyasi davalar bile Stalin dönemindekilerle boy ölçüşemez. Stalin dönemi, tarihteki imalat siyasi davalardaki rakipsizliğini halen sürdürmektedir. Bundan sonra da onun rekorunun kırılabilmesi zayıf ihtimaldir. Zaten Hitler döneminde çok fazla siyasi dava da yoktur. Hitler, parti içi muhaliflerini “bir gece ansızın” düzenlediği “Uzun Bıçaklar Gecesi” operasyonu ile ortadan kaldırmış, sonra da komünistleri, sosyal demokratları, anarşistleri ve tüm muhalifleri, “ihtiyati tutuklama” adı verilen uyduruk bir Nazi rejimi yasasına göre (Bkz. Margarete Buber-Neumann, İki Diktatörlük Altında, çev: G. Zileli, 2012, İmge) belirsiz bir süre için toplama kamplarına atmıştır. Hitler sadece “ibretlik” siyasi davalar düzenlemiştir. Örneğin çatışmalarda Nazileri öldürmüş militan işçilerin acilen yargılanıp ölüme mahkûm edilmesi gibi davalar. Bu davalarda ölüme mahkûm edilenlerin başı,” ibret-i alem” için baltayla kesilmiş ve bu olay toplumsal bir gösteriye ve histeriye dönüştürülmüştür (Jan Valtin, Karanlığın Ötesinde, çev: G. Zileli, 2009, Kibele).

Stalin, siyasi davalar imal ederken ve bu yolla insanları kitleler halinde ölüme gönderirken (ya doğrudan idamlar yoluyla ya da çalışma kamplarının ağır koşulları nedeniyle) daha sofistike bir yol izlemiştir. Dünyanın bugüne kadar gördüğü ve tanıdığı en totaliter rejim olan Stalin rejiminde (bu konuda Nazi rejimi bile onunla boy ölçüşemezdi) davalar imal edilirken iki amaç güdülüyordu: Birincisi, toplumdaki hiçbir bireyin rejim karşısında kendini güvende hissetmemesini sağlamak, böylece bütün bir toplumu tamamen sindirmek ve iktidarın yönergelerine kayıtsız şartsız boyun eğmelerini sağlamak; ikincisi, ülke içinde ve dışında, “sosyalist iktidarın” ne büyük bir komployla ve “terörist” saldırıyla karşı karşıya olduğu propagandasını yaparak bundan sonra yapılacak her türlü baskının önünü iyice açmak (tabii burada, zorla kolektifleştirme sırasında köylülerin kitleler halinde tutuklanmasıyla ve her bölgeye tutuklama kotaları tayin edilerek muazzam bir köle-işçi rezervi yaratılmasıyla sanayileşme için bedava emek sağlama amacından söz etmiyorum bile).

Stalinist rejim, siyasi davaları nasıl imal ediyordu? Bunu, bu sitede okuyabileceğiniz, “Savcılar, Troçkist-Buharinist Terörist Ergenekon örgütü Hakkında Kesin Delillere Sahip!!!” başlıklı (8 Mart 2011) makalemde ayrıntılı bir şekilde incelemiştim. Aşamalar şöyledir:

1.Parti (hükümet), birilerini mahkûm edip ortadan kaldırmaya karar verir. Daha önceden ideolojik günah keçisi zaten oluşturulmuştur: “Troçkistler”, daha sonra “Troçkist-Buharinistler”, daha sonra “Troçkist-Buharinist-Terörist çete”. Genel kategori ise, “halk düşmanları”dır.  Davalara, birkaç gerçek Troçkist de konur ki, yargılananlara yöneltilen “Troçkist” suçlaması inandırıcı olabilsin;

2.Parti Politbürosu, pratikte de bizzat Stalin, tutuklanıp yargılanacakların listesini önceden belirleyip emrindeki polise (GPU-NKVD) verir. Operasyonun esas yürütücüsü gizli polistir. GPU-NKVD, kendine verilen listeye uygun olarak kurbanları tutuklar ve tutuklulara bir örgüt imal eder. Bu, bazen sanayileşmeyi baltalamak isteyen bir “sabotaj örgütü”dür. Bazen devletin başındakilere suikast yapmak isteyen, sağa sola bomba atmayı planlayan bir “terör örgütü”. Kurbanlar, “örgütlerinin” varlığını ve bu “örgüt”e “üye” olduklarını polis sorgusuna çıkarıldıklarında öğrenirler. Baskı ve işkenceyle itiraf ifadeleri alınır. Direnenler, GPU bodrumlarında öldürülür. Mahkemeye sadece itiraf yapmayı kabul edenler çıkarılır;

3.Bundan sonraki aşama “hukuk” aşamasıdır. Polis nasıl Partinin aletiyse, savcı da polisin aletidir. O, sadece GPU’nun önüne getirdiği “delil” ve “ifade”lere göre iddianame düzenlemekle görevli bir memurdur. Suçlamalar esasen ideolojiktir, “maddi deliller” ise tamamen polisin imalatıdır ve tek dayanak, mahkûmların itiraflarıdır;

4. Mahkemeler ve yargıçlar, önceden verilmiş kararları onaylama mercileridir. Sovyetler Birliği’nde ceza verileceklerin çokluğu nedeniyle, gösteri yargılamaları dışındaki davalarda hızlı yargılama yoluna gidilmiş ve tutuklular en fazla on beş dakika süren yargılamalarla ölüm cezasına ya da ağır cezalara çarptırılmıştır. Hatta giderek bu bile zaman kaybı olarak görülmüş, mahkemelerin yerine geçen “özel komisyonlar” veya “Troykalar”, sanığı yargılamadan, sadece önlerine çağırıp cezasını yüzüne karşı okuma yoluna gitmişlerdir. Bu daha çok, daha “alt” mahkûmlara uygulanmıştır (bkz: Buber-Neumann);

5. Bütün bu yargılamalar sürecinde basın, akademisyenler, yazarlar, gerek korku, gerek menfaat, gerek baskı yoluyla manüpile edilmiş ve “halk düşmanları”nı kamuoyunda lanetleme ayinlerinin başını çekmeleri istenmiştir. Öyle ki, Stalin bununla da yetinmemiş, mahkûm edilenlerin karılarının ya da kocalarının veya varsa yetişkin çocuklarının ve akrabalarının da bu lanetleme yarışmasına katılmasını istemiştir. Gerçi bu kampanyaya ister katılsınlar ister katılmasınlar, eşler ve yetişkin çocuklar, hatta bazı durumlarda yakın akrabalar da içeri alınmaktan kurtulamamışlardır (bkz: Eugenia Ginzburg, Anafora Doğru, çev: G. Zileli, 1996, Pencere). Anneleri ve babaları mahkûm edilip kayıplara karışan 12 yaşından küçük çocuklar ise, isimleri değiştirilerek özel yetimhanelere gönderilmişlerdir. O dönemde çıkarılan özel bir yasayla suç yaşı 12’ye indirilmiş, böylece 12 yaş ve üstü çocukların da suçlu olarak kamplara yollanması mümkün olabilmiştir (bkz: Orlando Figes, Karanlıkta Fısıldaşanlar,  çev: N. Elhüseyni, 2011, YKY).

 

Türkiye’de son yıllarda görülen ve imalat oldukları orta zekâda herhangi birinin kolayca anlayabileceği Balyoz, Ergenekon, Devrimci Karargâh, Oda-TV, KCK vb. gibi davaların tarihteki imalat davalarla birçok ortak yanları vardır. Zirvedeki Stalin davalarıyla bile önemli benzerlikler söz konusudur (elbette özellikle sonuçları itibariyle benzemezlikleri de vardır ki, kimseye haksızlık etmemek için bu benzemezliklere de dikkat çekeceğim). Benzerliklerin üzerinde duralım:

1.AKP hükümeti, birilerini mahkûm edip uzun yıllar içerde tutmaya karar vermiştir. Bunun için çeşitli adlarda “örgüt”ler imal edilmiştir. İnandırıcı olmak için devletin gizli suçlarına karışmış ve artık iktidarın işine yaramayacağı anlaşılan birkaç unsur da bu davalara katılmıştır;

2. AKP iktidarı, tutuklanıp yargılanacakların listesini önceden ve süreç içinde peyderpey belirleyip emrindeki Fetullahçı polis teşkilatına vermiştir. Ne var ki, Fetullahçı polis teşkilatı, Rusya’daki GPU’dan daha fazla inisiyatif sahibi ve daha özerk olduğundan listeye yeni yeni ekler yapmıştır. Bundan sonra I. Dalga, II. Dalga diye adlandırılan operasyonlar birbirini izlemiştir.  Kurbanlar, “örgütlerinin” varlığını ve bu “örgüt”e “üye” olduklarını polis sorgusuna çıkarıldıklarında öğrenmişlerdir. Sovyetler Birliği’nden farklı olarak, tutuklananlara aşırı bir baskı uygulanmamıştır ifadeleri alınırken. Çünkü ifadelerin ne yargılanma, ne de propaganda açısından bir önemi vardır artık. “Modern çağın hukuku”na göre ifadeler ve savunmalar geçersizdir. Dolayısıyla bir önemi kalmadığından işkence yoluyla ifade alma zahmetine girmeye gerek yoktur. Gizli tanıklarla falan zaten yeterince “delil” sağlanmaktır.

3. Bundan sonraki aşama “hukuk” aşamasıdır. Polis nasıl iktidarın aletiyse savcı da polisin aletidir. O sadece polisin önüne getirdiği “delil” ve “ifade”lere göre iddianame düzenlemekle görevli bir memurdur. Suçlamalar esasen ideolojiktir, “maddi deliller” ise tamamen polisin imalatıdır.

4. Mahkemeler ve yargıçlar, önceden verilmiş kararları onaylama mercileridir. Sovyetler Birliği’nden farklı olarak Türkiye’deki siyasi davalarda hızlı yargılama yoluna değil, tam tersine yavaş yargılama yoluna gidilir. Örneğin bir Ergenekon davası beş yıldır sürmektedir. Aslında mümkün olsa hükümet bu davaların sonsuza kadar bitmeden sürmesini ister. Burada Stalin rejimi ile AKP rejimi arasındaki önemli bir farklılığa dikkat çekmek gerekmektedir. Stalin rejimi, hızlı yargılama yoluyla öldürülecekleri bir an önce mezara, diğerlerini de çalışma kamplarını yollamak zorundaydı. Çünkü arkadan yenileri geliyordu ve çalışma kamplarının canlı emeğe ihtiyacı büyüktü. Türkiye’de ise böyle bir durum yoktur. Bir kere ölüm cezası yoktur. İkincisi, canlı emek bekleyen çalışma kampları da söz konusu değildir. AKP rejiminin amacı, hoşlanmadığı unsurları mümkün olduğu kadar uzun süre içerde tutmak, bu arada davayı gündemde tutarak, “demokrasinin ne kadar tehdit altında” olduğunu göstermek ve sanıkların yatma süresi alacakları cezayı geçmeye başladığında da cezayı bastırıp ceza ile yatma süresini “ödeştirmek”tir. İki rejimin arasındaki fark, birinin totaliter bir rejim, diğerinin ise post-faşist otoriter bir rejim olmasından kaynaklanmaktadır.

5. Bütün bu yargılamalar sürecinde basın, akademisyenler, yazarlar, menfaat, kariyer ve şöhret gibi güdülerle manüpile edilir ve “terörist”leri kamuoyunda lanetleme ayinlerinin başını çekmeleri istenir. Fakat AKP’nin post-faşist rejimi altında, Stalin rejiminden farklı olarak, “suçun” şahsiliğine riayet edilmektedir. Gerçi, ilginçtir ki, Yahudilere uygulanan soykırımı bir yana koyarsak, Hitler rejimi altındaki yargılamalarda da, Stalin rejiminden farklı olarak, suçun şahsiliği ilkesinin dışına pek çıkılmamıştır.

Dün Silivri’de yapılan Ergenekon yargılanmasına ben de gitmek isterdim, yargılananlara destek vermek için. Eğer o ulusalcı semboller, ulusal bayraklar falan olmasaydı elbette. Ve eğer gitmiş olsaydım, oraya yargılananlara destek için gelenlere sormak isterdim: “Nasıl, jandarmanın biber gazıyla polisin biber gazı arasında bir fark var mı?”

 

Gün Zileli

14 Aralık 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 


YAZI DETAYLARI