Su Koyuveren Yazar…

 

 

Cemil Meriç’i ne zamandan beri okumak istiyordum. Bir arkadaşımda onun Bu Ülke (İletişim, 2008, 29. Baskı) adlı kitabı varmış, aldım ve dün okumaya çalıştım. Okumaya çalıştım diyorum, çünkü Cemil Meriç kendini okutmamak için elinden geleni yaptı. Özellikle değer yargılarıyla.

Kitap kısa makalelerden ve aforizmalardan oluşuyor. Bu kısa makale ve aforizmalar 1980’lerde derlenip, sağlığında basılmış. Dolayısıyla, kitap bir başkası tarafından yayına hazırlanmış bile olsa, kitapta geçen deyim ve ibarelerden doğrudan doğruya sorumlu yazar.

Zaten ben bu yazıda kitabın içeriği üzerinde duracak değilim. Sadece söyleyeceğim şu: Cemil Meriç’in kitaptaki bütün makaleleri, sağcı-muhafazakâr bir muhayyilenin ürünleridir.

Benim burada esas üzerinde durmak istediğim bu sağcı-muhafazakâr bakış açısının gelişmiş kültür ürünleri ve bu ürünlerin yazarları hakkındaki yargılarının uygunsuzluğudur.

Sadece birkaç örnek vereceğim burada. Uygunsuz kelimelerin altlarını ben çizdim:

Baha Tevfik hakkında:

“Baha Tevfik, dalâlet ordusunun üçüncü gönüllüsü… İdrakinin kapılarını her milli değere taassupla kapayan bu maddeci yazar, Batı’nın en hâyide yalanlarını ilmin son sözü olarak sergiler, ‘Evlenmeyin’, der etrafındakilere… ‘Evlenmeyin, çünkü bizde aile hayatı yoktur.’ Bu sahte nihilistin daveti alayla karşılanır. Ama, irfanı tâbiiyet değiştiren aydınlarımız yeni Tanrılarına evlatlarını kurban ederler. Cevdet Paşa’nın torunu Katolik rahibesi, Fikret’in oğlu Protestan papazı olur. Halûk bir ‘cins isim’dir artık; tarihten kaçanların ismi.” (s. 136)

Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Baha Tevfik ve Prens Sabahattin hakkında:

“Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Baha Tevfik ve Sabahattin Bey vs. Sözde bir isyandı bu… taassuba, istibdada karşı zekânın direnişiydi. İzmihlâlin mes’uliyetini imana yükleyen bu zavallılar bir asır önceki Fransız intelijansiyasının kiliseye karşı savaşını tekrarlayan şuursuz birer aktördüler.” (s. 176-177)

Kadın romancı George Sand hakkında:

“Sand gibi dişlemediği meyve kalmayan bir alutfe-i cihan…” (Yani “dünya orospusu” G.Z.) (s. 201)

Anarşistler hakkında:

“Hiçbir anarşist cinayeti överken onun kadar coşkun değildir” (s. 201) (Yani anarşistlerin “cinayeti övdüğü” tartışılmaz bir gerçek Cemil Meriç’e göre. G.Z.)

Sosyalizm ve komünizm hakkında:

“Sosyalizm de komünizm de bir nevi ‘içtimai liberalizm’. İnsanlara karşı hürmüşüz de, özel mülkiyet canımıza okuyormuş. Özel mülkiyet kalktı mı hürriyetimiz tamamlanırmış. İstedikleri bütün insanların yoksul, bütün insanların dilenci olması. İçtimai liberalizmin insanlara vaadi: Cihanşümûl dilencilik.” (s. 203-204)

Max Stirner hakkında:

“O zavallı mektep hocası da benliğinin zindanına mahpus… Gerçek olan tek değer: ferdin zevki, ferdin saadeti, ferdin iktidarı. Devlet, kanun, ahlâk… Kendi kendimize vurduğumuz birer zincir… Keyfim benim değil mi? Haklarımın sınırı yok. Bütün dünya benim. Görüyoruz ki ihtiyar Hobbes’in ‘tabiat hali’ ile karşı karşıyayız. İnsanın insan için kurt olduğu bir dünya bu. Öldürdüğünüz kadar yaşar, çaldığınız kadar kâm alırsınız. Her şey sizin. Avrupalı’nın coşkun bir hayranlıkla tekrarladığı bu abesler, Şark’ın meçhulü değildir.” (s. 202-204) (Evet ama ya burada söylenenlerin bireyci anarşizmin kurucusu Max Stirner’le ilgisi çok azsa… G.Z.)

Marquis de Sade hakkında tanıtma notu (hakaret içeren deyimlerin yanı sıra kadınları aşağılayan, ayrıca bayağı polis diline lütfen dikkat, G.Z.):

“Sadizmin isim babası. Şımarık, küstah, edepsiz. Evlenir. Baldızına balta olur. Sokak sürtükleriyle hayâsız maceraların kahramanı. Hapse tıkılır, kaçar, yeni rezaletler icat eder. 1775’te baldızıyla İtalya’ya gider. Dönüşte hapsedilir. Bir yolunu bulup hapishaneden tüyer; yeniden kaçar, yeniden enselenir. Nihayet Charenton tımarhanesine tıkılır… Nihayet tekrar tımarhaneyi boylar… Apollinaire de o bulanık kaynaktan feyz almış zaman zaman. Sürrealistler hazreti üstat tanımışlar.” (s. 327-328)

Cemil Meriç’in kitaptaki bir makalesi “Su Alan Gemi” başlığını taşıyor.

Bazı gemiler su alır. Bazı yazarlar ise su koyuverir!

 

Toplu Ölüm Orucu!

 

Ölüm oruçlarına temelden karşı olduğumu başından belirteyim. Hiçbir siyasi dava, bir insanın kendini yavaş yavaş tüketerek öldürmesini haklı çıkartamaz. Örgütler bunu yaparlar, çünkü onlar için insan hayatının bir değeri yoktur. Örgütler için önemli olan, kendi çıkarlarıdır. Ben de 1972 ve 1974 yıllarında açlık grevlerine katıldım hapishanelerde. Ne var ki, bunlar sadece bir protestodan ibaretti ve ucunda ölüm yoktu. Ama şimdi insanlar göz göre göre ölüme gönderiliyor.

Hükümet de örgütler kadar sorumludur ölüm oruçları sonucunda ortaya çıkacak ölümlerden. Anadilde savunma bir haktır. Bunu herkes biliyor. Ve bu hak eninde sonunda kabul edilecektir. Peki o zaman dönüp, bile bile ölüme yolladığınız insanların mezarlarına nasıl bakacaksınız?

Ölüm oruçlarına ilkesel olarak karşı olmakla birlikte, ne devletin ve hükümetin ne de ölüm orucu tutanların geri adım atacağını bildiğimden, bugün yapılacak tek şeyin, ölüm orucunun taleplerini destekleyenlerin, öyle sembolik falan değil, topluca ölüm orucuna girişmeleri olduğunu düşünüyorum.

Bugün ölüm oruçlarından doğacak ölümleri durdurmanın tek yolu vardır, o da toplu ölüm orucudur.

 

Cumhuriyet Kutlamaları!

 

Kutlamak haktır. Kutlanan şey ne olursa olsun, bazı insanlar onun doğumunu kutlamak istiyorlarsa kutlamalıdırlar. Bu konuda getirilen dolaylı ya da dolaysız yasaklamalar saçmadır. Dolayısıyla AKP hükümetinin cumhuriyet kutlamalarına getirdiği yasaklar da saçma ve yersizdir.

İnsanlar cumhuriyet kutlamalarını, bugünkü hükümete muhalefetlerini ifade etmek için bir vesile olarak görüyor ve sokağa dökülüyorlar. Bu iyi bir şeydir elbette. Evet ama muhalefet edilen nedir? Eğer sırf AKP hükümetiyse (ki öyle olduğu anlaşılıyor), bu büyük bir yanılgı. Çünkü bugün iktidara CHP gelse o da aynı kapitalizm çarkını döndürecek, o da emekçileri, halkı ezecektir.

Sokağa çıkanlar, ulusal sembollere, cumhuriyete pek meraklılar. Ama onlara söylenmesi gereken bir gerçek var: Üstünüze sıkılan tazyikli suyun, gözünüze sıkılan biberli gazın 89 yıllık cumhuriyetin (ve aslında bin yıllık devletin) halka karşı son mamülleri olduğunu ne zaman anlayacaksınız?

Yeni Harman’ın Kasım 2012 sayısında yayımlanmıştır.

 

Gün Zileli

30 Ekim 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI