Melih Ergen/Yeşiller ve EDP Birleşmesine İlişkin Kimi Sorular…

 

 

EDP ve Yeşiller, muhalefetteki boşluğu/ihtiyacı gördüklerinden ya da bu boşluk şu sıralarda gerçekten kışkırtıcı olduğundan yeni bir parti kurmak için bir süredir birlikte yürüttükleri çalışmalarını geçenlerde sonlandırdılar, ne diyelim, hayırlısı olsun!

Olsun da, bu birleşmeden sonra (aslında öncesinde olması gereken) bazı önemli ve kaçınılmaz soruların da yanıtlanması gerektiği kanısındayım. Zira ‘parti’, ekonomiden siyasete ve oradan hayatın her alanına ilişkin bütünlükçü önermelerde bulunan ya da başka bir ifadeyle ‘ideolojik’ birliği olan bir aygıt olduğu/ olması gerektiğinden, öte yandan Yeşillerin sosyalizmin olmazsa olmaz diyerek sahiplenmiş olduğu parti, iktidar, devlet kavramları başta olmak üzere eleştirdikleri ve özellikle de bu tarz ‘politik toplum’ kavramları yerine ‘sivil toplum’ tezlere yaslanan bir ‘hareket’ olduğunu bildiğimizden ve hatta bu yüzden bir zamanlar parti kavramına bile kuşkuyla yaklaşarak ironik bir anlamda ‘aparti’ dedikleri böylesi bir oluşumun içinde (birbirine zıt düşen) bu iki ayrı dilin nasıl olup bir partide harmanlanacağı sorusu sanırım kendileri için de önemli bir soru olsa gerek… Kaldı ki bu birleşme daha yola çıktıkları ilk günlerden –yeni bir parti girişimi yerine- yeşiller ve sosyalistler şeklinde deklare edildiğinden, bir bakıma sıradan bir sosyal demokrat partiden farklarının kalmayabileceği kuşkusunu da barındırıyor kendi içinde ya da içerdiği anlamdan çok sözün şıklığına dayanarak ‘aşkın ve demokrasinin partisi’ diyerek yola çıkan ÖDP’in hazin sonunu hatırlatıyor bana, yani o günlerde de belirtmeye çalıştığım gibi devlet katından düzenlenecek olan toplumlarda bize kalacak olan tek ‘anarşist’ olgunun, hani neredeyse aşkın bile devlet katından denetlenecek olmasını… Zira toplumu yukardan aşağıya doğru düzenlemeyi amaçlayan sosyalizm her ne kadar devletin sönümleyerek yok olacağını ve böylelikle sınıfsız bir toplum olan komünizme ulaşacağını savlayan bir ideoloji olsa da, esas olarak mevcut toplumların sınıflı olması yüzünden ‘proleterya iktidarı’nı şart koşan bir ideoloji ve yine bu yüzden parti kanalından iktidarı yani devleti ele geçirmeyi amaçlamaz mıydı aslında, nitekim bu doğrultudaki bir başka savı da kapitalizme oranla daha fazla üretimi sağlayarak ‘refah toplumu’ yaratacağını ileri sürmesi değil miydi ki bu savı da kendisinin kapitalizmle türdeş kılınmış olmasına yol açmıyor muydu bu yüzden? Kaldı ki sosyalizm Aydınlanma’nın ‘gayri meşru’  çocuğu olarak bize kalan önemli bir tarihi miras olurken, Yeşillerse modernizmin tezlerini gerek siyasi gerekse ekonomi politikalarıyla eleştiren, azınlık haklarını da savunan yeni bir hareket değil miydi? Ne var ki yaşadığımız kaotik çağı yeniden okuyarak çözümlemeye çalışan bu hareketin başat argümanlarından birinin yalnızca çevre sorunları olarak algılanması, aynen feminizmde olduğu gibi, (şık sayıldığından!) başta sosyalistler olmak üzere pek çok parti tarafından seksiyon başlıkları olarak sahiplenmeye çalışılmış, hatta ‘demokrasi hemen şimdi’ sloganının hangi eleştiri üzerinde yükseldiği sorgulanmaksızın en çok da sosyalist partilerin torbasına atılmaya çalışılmış, sosyalist iktidarın kadın sorunuyla birlikte çevre sorunu da çözeceği iddiaları dayanağı olmayan böylesi bir ideolojik zemin üzerinde sürüp gitmiştir. Bu yolda bir iki örnek vermiş olsaydık eğer, Yeşiller, nükleer santrallerin kurulmasına yalnızca çevre sorunları nedeniyle olmayıp aynı zamanda ‘küçük güzeldir’ diyerek büyüme tezlerini de eleştirdikleri ve bu arada merkezi yönetimlerin merkezi kararları yerine yerel yönetimleri esas alan ve böylece doğrudan demokrasiyi savundukları için karşı çıkarlarken, sosyalistlerin devrimi gerçekleştirecek olan işçi sınıfının yoğunlaşacağı bu tür yapılara ve yine bu doğrultuda ‘refah toplumu’ nu amaçlayan büyüme tezlerine neden karşı çıktıklarını kendilerine bile anlatmaları pek mümkün olmayacaktır bana kalırsa, devrimin yedek gücü olarak gördükleri kadınların egemen erkek ideolojisine karşı vermiş oldukları mücadelenin esas olarak yaslandığı iktidar kavramını ıskalayarak kendi torbalarına atmaya kalkışmaları gibi yani! ‘Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir,’ sözünü de unutmayıp duvardan bu yana tersi ileri sürülmüş olsa da sonuçta bir başka türlü sosyalizm olamayacağı içindir ki, ‘bir başka türlüsü mümkün’ sloganını da hep bu yüzden kullanmaya kalkmamış mıydı zaten Yeşiller? Sonuçta ve kısaca sözünü ettiğim bu nedenlerle ideolojik birliği (söylem birliği) olmayan bir partinin programlarını hayata nasıl geçirilebileceğini düşünedururken şimdi, bir yandan da (bu arada hazır yeri yelmişken dün yazısını okuduğum İlker arkadaşa da küçük bir not ileteyim: 2008 tarihinde olmayıp 1988 yılın 5 Haziran Çevre günde kurulan ve sonradan kapatılan Yeşiller Partisinin ilk kurucu sözcüsü olarak Yeşillerle EDP’li dostlara eski bir sosyalist, şimdilerde yaşlanmış olsam da genç bir yeşil olarak kolay gelsin derken, böylesi kaçınılmaz olacak tartışmaların parti içinde de gerekli olduğuna/olacağına dair kanımı da hassaten eklemek isterim..

Not: Türkiye’de ilk kez 1988 yılında kurulan Yeşiller Partisi için bkz: ‘Yeşiller Partisinin Olmayan Tarihi.’ Yazan: Melih Ergen -desem biraz ayıp olur mu acaba?

Neyse ki dostlar arasındayız!

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI